Özlem Gümüştaş, ESP’nin eşbaşkanlıkla hedeflediklerini şu cümlelerle aktardı: Eşit temsiliyet, kadının varoluşunu simgeliyor. Bu bakımdan sadece karar almak değil aynı zamanda kadını özneleştirerek kazanmamız gereken bir şey. Biz siyasal demokrasiyi kazanma mücadelesini gerçek bir kadın gücüyle ilerletmek, onun politik-programatik duruşunu ise kadın devrimi görüş açısıyla güçlendirmek istiyoruz.

Kurulduğu 2010 yılından bugüne kadar Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nde (ESP), başkanlık görevini kadınlar üstlendi. Partinin kurucularından siyasetçi Figen Yüksekdağ iki dönem başkanlık yaptı. 2014’te Sultan Ulusoy 3 yıl, 2017’den itibaren de Çiçek Otlu parti başkanı seçildi. Son olarak 30 Haziran’da Ankara’da gerçekleştirilen 4’üncü Olağanüstü Kongrede ESP tüzüğünün 5’inci maddesinin 7’nci fıkrası gereği eşbaşkanlık sistemine geçilmesi yönünde verilen önerge oy birliği ile kararlaştırıldı. Özlem Gümüştaş ve Şahin Tümüklü partinin eşbaşkanları seçildi.

Gümüştaş, ESP’nin eşit temsiliyet ve eşbaşkanlıkla ilgili aldığı kararı Jinnews ajansına değerlendirdi.

‘Kadın başkan formülüyle tutum aldık’

ESP’nin kurulduğu günden bu yana parti yönetim organlarında eşit temsiliyet ilkesini esas aldığını belirten Gümüştaş, bu ilkenin karma siyaset düzleminde kadını özneleştirme ve iradeleştirme güvencelerinden biri olduğunu dile getirdi. Gümüştaş, geçen 10 yılda eşit temsiliyetin başkanlık mekanizmasında uygulanmamasının nedenlerine ilişkin şunları söyledi: “Kuruluş aşamamızda henüz eşlik eden bir kadın örgütlenmemiz ve özneleşmemiz yoktu. Başlangıç aşamasında hem özerk yapımızı oluşturmak hem de karma siyaset ortamında iradeleşmek gibi görevlerle karşı karşıyaydık. Bu görev, hem kendi gelenekselliğimizle hem de erkek egemenliğine karşı mücadeleyi göğüslememizi gerektiriyordu. Bu dönem boyunca parti başkanlığında tek kadın başkan formülüyle ilerlemeyi tercih ettik. Aslında bir tutum aldık. Kadın iradesine, aklına güvenmeyen erkek egemenliğine bir tutum aldık. Yani pozitif eşitlik ilkesini pozitif ayrımcı bir şekilde kendi lehimize tekçi biçimde uygulamış olduk.”

Gümüştaş, bu anlamda kongrenin en heyecan verici sonucunun eşbaşkanlık sistemine geçiş olduğunu aktardı.

Eşbaşkanlık kurumsallaşacak

Geldikleri aşamada Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) olmak üzere parti içindeki kadınlar olarak güçlü bir siyaset deneyimi biriktirdiklerini kaydeden Gümüştaş, eşbaşkanlık sistemine güçlü bir geçiş yapacaklarına inandıklarını kaydetti. Eşbaşkan, “Güçlü bir kadın siyasetçi örneği yarattığımıza inanıyoruz. Artık parti içerisinde genel başkanlıktan başlamak üzere yönetim mekanizmalarını hem kolektivize etmek hem de kadını özerk örgütlenmenin yanı sıra karma yapı içerisinde eşit kuvvet olarak yeniden inşa etmek için eşbaşkanlığı tercih etmiş olduk. Genel olarak coğrafyamızda kadının siyasetteki yeri olan temel güvencelerinden biri olan eşit temsiliyet ve eşbaşkanlık kurumunu kurumsallaştırmak ve ona güvence kazandırmak istiyoruz. Bu nedenle bir geçiş yapmış olduk” dedi.

Kadın devrimi perspektifiyle

Eşbaşkanlık sistemi, ‘kadının siyasetin merkezine yürüyüşünün gerçek bir ifadesi olarak tarif eden Gümüştaş, bu sistemle hedeflerini şu cümlelerle özetledi: “Bizim pozitif ayrımcılığın biçimleri olarak uyguladığımız değişik ilke ve teamüller var. Örneğin kota veya kadının söz hakkını pozitif ayrımcı biçimde uygulamak. Bunlar aslında kadını iradeleştirme güvencelerimiz. Fakat eşit temsiliyet kadının artık temel bir varoluşunu simgeliyor. Bu bakımdan aslında sadece karar almak değil aynı zamanda kadını özneleştirerek kazanmamız gereken bir şey. Biz partiyi içinde bulunduğu toplumsal mücadele formunda, siyasal demokrasiyi kazanma mücadelesi içerisinde gerçek bir kadın gücüyle yürütmek, ilerletmek ve onun politik-programatik duruşunu, kadın devrimi, kadın özgürlük mücadelesi görüş açısıyla da güçlendirmek istiyoruz.”

SKM’nin denetleyici rolü

Kadınların, partiler gibi kurum ve organlarda varlıklarını sistematize etmeyi başaramadığı sürece, erkek egemen aklın doğal döngüsüne hızla geri döndüğüne işaret eden Eşbaşkan Gümüştaş, “Geride kalan yıllarda HDP içerisinde, ESP’de de bunu yaşadık. Kadın örgütlenmemiz geriye düştüğü, kadın yoldaşlarımızın biraz politika ve örgüt sahasından geriye düştüğü her durumda erkek dilde, erkek tarzda, erkek egemen biçimde kendini var etti. Bu bakımdan sadece kadın özgürlük mücadelesi değil, kadın devriminin eşlik ettiği toplumsal devrimi kazanmalı, siyasetin içerisinde olmalı ve özneleşmeliyiz. Bu gerçek duruşun erkeklere doğru bir zemine gelme noktasında basınç uygulayacağını düşünüyoruz” dedi. Devamla ise şu örneği verdi: “Uyarıcı olmak ve ortamları bu tür davranışlardan arındırmak için gözetleyici olmak önemli. Örneğin biz SKM olarak partiyi kadın tarzıyla eğitme, partide kadın özgürlük mücadelesini başat kılma, partide erkek egemenliğini geriletme görevini üstleniyoruz. SKM’nin partiyi bu açıdan denetlemesi söz konusu. Parti kurullarımızı, yönetim kurullarımızı bu açıdan denetlemesi, uyarıcı olması, bu tür durumların davranışların parti mekanizmalarında açık eleştiri ve özeleştiri zeminleri olarak işletilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yine bazı konularda ilk ve son söz hakkını SKM ve parti içindeki kadın yapımıza vererek doğrudan bir kadın düşünüşü ve tarzı ile kararları alarak partiyi bu açıdan da eğitmeyi önemsiyoruz. Partiyi kadın politikasıyla eğitme, partiyi kadın politikası yaptırma, görüş açısı ve pratiği kazanmamız temel çözücü güç olacak.”

 

HABER MERKEZİ

 
 

Kadın örgütleri birleşik duruş sergileyecek

     

 Kadınların Türkiye’de gittikçe muhafazakarlaşan sistem karşısında gerçek bir cins özgürleşmesi yaşadığını kaydeden Eşbaşkan, evrensel bir duruş örgütleyen kadın hareketinin demokratik siyasetin önünü açacağına inandığını söyledi.

ESP Eşbaşkanı Özlem Gümüştaş, Türkiye’de giderek güçlenen kadın hareketini de değerlendirdi. Türkiye’de rejimin yapısı muhafazakarlaştıkça cins kırımının biçimlerinin çoğaldığına dikkat çeken Gümüştaş, bu meselenin kadınlar arasında patlamalara yol açacağını söyledi.  Eşbaşkan’ın değerlendirmesi şöyle:

Kadın kendi yolunu açacaktır

“Rejimin yapısı muhafazakarlaştıkça ve kutuplaştıkça kadına dönük şiddet, cins kırımının biçimleri çok çoğaldı. Son birkaç yıl içerisinde Türkiye’nin Suriye’de özel olarak şekillenen dış politikası, burada özel olarak kadınlara dönük ürettiği bir düşman tarzı var. Aynı zamanda iç politikada eğitimden toplumsal yaşama muhafazakarlaştıran hamlelerini çok güçlendirdi. Kadın ise aynı zamanda gerçek bir cins kırımıyla karşı karşıya olduğunu gördüğü için en çok isyan eden oluyor. Özgürlüğü en fazla bilince dönüştüren oluyor. Son birkaç yılımız aslında bunun örneğidir. Tesadüf değildir. Önümüzdeki dönem kuşkusuz bu mesele kadınlar arasında patlamalara yol açacaktır. Kendi yolunu da açacak, meşru savunma araçlarını  da yaratacaktır. Aynı zamanda birleşik duruşa da yol açacaktır.

Cins özgürleşmesi yaşanıyor

Şu anda zaten kadın hareketi birleşik bir hareket olarak gelişiyor, cins bilinciyle gelişiyor. Bayraklarla, flamalarla değil,  ideolojik ayrım noktalarıyla değil cins kırımına karşı cins isyanını geliştirerek gerçek bir cins özgürleşmesi için birleşik hatta doğdu. Bu hattın kendisi toplumun en geri en muhafazakar yerlerinde bile bir bilinç yaratıyor. Örneğin öz savunmayı kullanan kadınlar var. Kütahya’dan, Afyon’dan görüyoruz. Kadın cinayetlerine karşı bir örgütlenme ve isyanı görebiliyoruz. Buralar aslında kadın özgürlük mücadelesinin dokunduğu bilinç olarak dokunabildiği ve bir karşı koyuş üretebildiğini de gösteriyor. O nedenle bunun kesin olarak toplumsal bir karşılığı da var. Ben o yüzden önümüzdeki süre boyunca da rejimin karşısına dikilen en temel odaklardan biri olacağını düşünüyorum kadınların. Sadece hareket içindeki örgütlü kuvvetlerin değil.

Siyasette de yan yana geliş olacak

Ben siyasetin birleşik kanal konusunda tıkanma noktasını açmaya en yakın noktasının kadınlar olduğunu düşünüyorum. Çünkü rejimin kutuplaştırıcı yapısı karşısında mümkün olduğunca birleşmek bizim cins kimliğimizle, kişisel özgürlük taleplerimizle ilgili bir şey. Yan yana geldiğimiz kendi cinsimize olan tehdide karşı her noktada da birleşmeyi başarabilmek kadın tarzıyla ilgili bir şey. Çünkü kadın tarzı, hegemonik bir yönetme kibriyle yönetim tarzına sahip değil. Biz birbirimizin dilini en iyi bilenleriz. Doğal olarak bunlar siyasette yan yana gelme, birleşik durabilme yolunu açıyor bize.

Kadın hareketi ön açıcı olacak

Geride kalan yıllarda da bunu çok fazla gördük. Nerede bir kadın katliamı yaşansa, nerede bir kadın öz savunma hakkını kullansa kadınlar gerçek bir cins bilinci ve onuruyla harekete geçti. Ve onun etrafında bir sözün ayrıştırıcılığına düşmeden yan yana oldu. Siyasetin de buna ihtiyacı var. Türkiye siyasetinin zaten en temel açmazı, bu birleşik duruşu yaratamamak. Kadın hareketinin siyasetin önünü açacağını düşünüyorum. Üstelik enternasyonal duruş bakımında da çok güçlü bir duruş sergiliyor kadın hareketi. Mesela 8 Mart, Amerika’da başlayan bütün dünyaya  yayılan MeToo hareketi çok önemli duruşlar. Kadınlar dünyasal bir duruş örgütlüyor. Erkek egemen siyaset karşısında çok önemli bir dinamik. Ben bunu kadınların başaracağını düşünüyorum.”