Rojava işgal saldırısının başlaması ile Türk-islamcı faşist ideolojinin motor gücü AKP-MHP-Ergenekon çeteleri etrafında kenetlenen sözde solcu anti-Amerikancı çevreler, sarı sendikalar, çakma STK’lar, hukukun üstünlüğü diyenler, sermaye sahipleri, yine dini değerleri ile ‘biz yaradanı yaradandan ötürü severiz’ sözünü dilinden düşürmeyen çevrelerin türevleri ve dahada sayarsak uzayıp gidecek bu kesimler; Rojava’ya başlatılan işgal saldırısı ile aynı cephede saf tuttular. Birçoğu asker selamı ile coşarak hop oturup hop kalktılar, Türk işgalciliğinin fosfor bombaları hedeflenen çocuklar katledilip sakat bırakılırken aynı yaşta olan çocuklarına faşist marşlar okutup asker selamı verdirerek, faşizmi toplumun her kesimine nüksetirmeye devam ettirmektedir. DAİŞ darbe yedikçe ve yenilgiye uğradıkça Erdoğan-Bahçeli faşizmi de aynı oranda kaybetmiştir bunu Erdoğan kendi konuşmalarında dolaylı itiraf etmek zorunda kalmıştır.

İktidarını Kürt soykırımı üzerine kuran faşist diktatörlük savaş bütçesinin iç ve dış ayakları vardır; DAİŞ’in daha önce hakim olduğu petrol bölgelerinden elde ettiği petrolü Türkiye üzerinden satarak gelir sağlıyordu. Bu pazarda Türkiye devletinin gelir kaynağı haline dönüşmüş durumdaydı, fakat DAİŞ’in kaybetmeye başlamasıyla ortağı olan Türk devleti de kaybetmeye başladı. Bu ‘pazarda’ kendine yeni alan açan Erdoğan-Bahçeli faşizmi ve DAİŞ; DAİŞ’in Musul’dan getirdiği parayı aklayarak Türk bankalarına taşıdığı bilinmekte. Katar’ın ’15 milyar dolar yatırım yapıyorum’ dediği süreçte asıl DAİŞ’in ne kadar kara para aktardığının örtülü söylemleri olarak görülmelidir. Ortadoğu’da uyuşturucu ve insan kaçakçılığının başını çeken Türkiye’de mafya hiç bir dönem olmadığı kadar yasalaşmıştır. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu her cümlesinde asıp-keserken mafyaya yönelik bir tehditini duyan olmamıştır. Soylu mafya reisleri ile iş tutuğu bilinmekte bunlar aracılığı ile uluslararası uyuşturucu, insan kaçakçılığı ve fuhuş çetelerini yöneten faşist bakan Soylu’nun mafya literatürü konuşmaları tesadüfi değildir. Erdoğan’ın ‘Biz ne yapıyorsak vatan içindir halkımız bizi anlıyor’ söyleminin izahıdır.

Erdoğan-Bahçeli faşizminin zorlandığı iktidarda düştü düşecek dendiği bir süreçte tekrar beka ve işgale umut bağlaması ardından, muhalefet adı altında faşizmin koltuk değneği haline gelen CHP-İYİ parti ikilisinin liderleri Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener de Rojava işgalinin faşist ittifakına dahil oldular. Alternatif olma yerine Erdoğan-Bahçeli ikilisinin peşinde giderek katliama, işgale ortak olmayı tercih ettiler. İktidarda düştü düşecek denilen bir süreçte iktidara nefes olan CHP-İYİ Parti gerçekten muhalefet olamadıklarını göstermiştir. Muhalefet çabası içinde olan HDP’nin kuzey Kürdistan’da kazandığı Belediyelere ise kayyumcu valiler ve özel tim polisleri ile işgal edilerek zayıf düşürülmek istenmiştir. Efrîn’e ve Serêkaniyê’ye atanan TC valisi ile HDP’li Belediyelere atanan valiler ve kaymakamlar arasında fark yoktur. İşgalci aynıdır, askeri ve polis gücü aynıdır. Şırnak’ta çocukların eline işgalci bayrağı tutuşturan ile Efrîn’de çocukların eline bayrağı veren aynı eldir.

Kılıçdaroğlu güzel resimler görmüş ve işgale evet demiş! Erdoğan ve Kılıçdaroğlu resimlere bakıp dursunlar Kürtlerin gördüğü gerçek hergün kaçırılan, tecavüz edilen, malları talan edilen ve katledilenlerin gerçek resimidir.  Faşist şef Erdoğan kendisi ve ailesi lüks içinde yaşarken konuşmalarında ‘bir mermi ne kadar!’, ‘gerekirse çorba içeriz’ derken, gerçekte ise evine ekmek götürmekte zorlanan halk bir çorba tasa zaten hasret durumda. ‘Ekmek bulamıyoruz’ deyip kendini yakan insanlar var. Siyanürle intihar eden aileler var. Ekonomik anlamda dibe vurmuş açlık yoksuluk girdabında yaşayan bu halkı her açıdan esir almış durumdayken toplumda ciddi bir muhalefetin olmaması ise derinlemesine düşünülüp, çözümler üretilmelidir. Ulusalcı kemalist-sol kesimler, (Erdoğan solu) basınıyla siyasetçisiyle her ağzını açtığında ‘Amerika’nın Rojava’da işi ne’, ‘biz yedi düvele karşı savaşıyoruz’ falan filan! Peki sormazlar mı yedi düvel Türkiye’de ona neden sesiniz çıkmıyor? Adana İncirlik’te ABD üssü ya da 15 NATO ve ABD’ye bağlı üs ve depo bölgesi Rojava’da mı ya da Rusya S-400’leri Rojava’da mı? Oysa sahtekarca Kürtlere, ezilen halklara ve kendinden olmayan inançlara karşı savaştığı, katlettiği bilinen gerçektir. Son dönemde tekrar sıkça kullanılmaya başlanan ‘konu vatansa gerisi teferruattır’ sözünün özünde yatanın ise ‘Konu Kürt ise gerisi teferruattır’ gerçeğidir. Kürtler faşist ittifaka karşı bir an önce kendi demokrasi ittifakını kurmalıdır. KNK’nin çağrılarına Başur yönetimi kulak tıkamamalıdır. Yoksa sürece güçlü cevap olarak Rojava direnişinde saf tutan Başur halkı elbet hesap soracaktır.

Kürtlere, Asurilere, Ermenilere ve kendisinden olmayan tüm inançlara ölüm yağdıran Türk devleti, soykırım saldırısını dünyanın gözü önünde sürdürürken ABD, Rusya, BM, AB ve NATO gözetiminde yapılan bu saldırıda uluslararası kurumlarında bunun parçası olduğu kesindir. Demokrasi ve ekonomide dibe vurmuş ve çöken AKP-MHP faşizmine yaptırım uygularız diye atıp tutan güçler hemen ardından AB fonundan yardım aktaranlardır. NATO’da işgale olan desteğini saklamıyor yani faşizmi çöküşten kurtaran bu kesimlerdir. DAİŞ çete lideri El-Bağdadi’nin Türkiye denetim altında olan sınırına yakın yerde sözcüsü El-Muhacir’in de Cerablus’ta öldürülmesi sonrası ikisininde bulundukları yerlerin tesadüf olmadıkları biliniyor. Erdoğan suç üstü yakalanınca DAİŞ ile benim kadar mücadele eden yok yalanını dünyanın gözünün içine bakarak söylemeye devam etti. Arkasından DAİŞ çete lideri El-Bağdadi’nin öldürülmesinden günler sonra Erdoğan’ın yaptığı konuşmalarda ‘bizde El-Bağdadi’nin eşi, kız kardeşi ve eniştesini getirdik yaygara yapmıyoruz’ demesi tam bir komedi değilde nedir.

Zaten kendi himayesi ve koruması altında olan El-Bağdadi ailesinin Türkiye’ye getirdik söylemi ortaya bilinen gerçeklerin çıkmasının panik halidir. Erdoğan DAİŞ ilişkisi tüm devletler tarafından bilinmesine rağmen görmezden gelinmesi Erdoğan’ın dostları Trump-Putin ikilisi ile ne kadar kirli ilişki içinde olduklarını ve işgal soykırım ortağı oldugunu göstergesidir. Rojava’da kulanılan yasaklı silahların deşifre olması ve Türk elçinin Kimyasal Silahları Yasaklama Örgütü’ne (OPCW) 30 bin Euro bağış vermesi tesadüf değildir. Kapitalist modernite rüşvetçi ve sömürgecidir ve yapmacık tutum ile pratik yansıması olmayan uluslararası kurumların açıklamaları ve tutumları Rojava Devriminin tüm dünyada halklarda yaratığı sahiplenmeden kaynaklıdır. Halkların dünyada ayağa kalkması direnişin küresel anlamda halklarda tutum yaratması sonucunda dünya devletlerine açıklamalar yaptırmıştır.

Devrimin öz gücü Kuzey Suriye halklarıdır. Direnen halklar ve dostları devrimin işaret fişeği olan Rojava Devrimini sahiplenerek işgale direndi ve direnecektir. İşgale direnen onlarca Devrimci Enternasyonel savaşçı Kürdistan ve Kuzey Suriye’de kahramanca direnerek şehit düşmektedir. Direnenlerin kazanacağı şimdiden belidir...