Körfez enerjisi ve Hürmüz ateş altında

Forum Haberleri —

Hürmüz

Hürmüz

  • İran, İsrail'in petrol tesislerine yönelik saldırılarına misilleme olarak Körfez genelinde enerji altyapısını ve Hürmüz Boğazı'ndaki gemileri hedef almıştır.

* LUCA NEVOLA-Çeviri: Yeni Özgür Politika

Tahran, ABD ve bölgesel ortaklarının savaş maliyetlerini artırmak amacıyla Körfez enerji altyapısını ve Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini hedef alıyor. Boğazdaki sınırlı saldırılar bile risk algısını yükselterek dünyanın en kritik enerji koridorlarından birini kesintiye uğratabildiği için özellikle deniz mayınlarının devreye sokulması gibi daha ileri bir tırmanış, geçici kesintiyi uzun süreli küresel enerji şokuna dönüştürebilir.

Son saldırılar, doğrudan enerji üreten altyapıya ve onu taşıyan deniz yoluna yöneldi. İran insansız hava araçları Suudi Arabistan'ın Ras Tanura petrol rafinerisini vurdu, Katar'ı sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) üretimini askıya almaya zorladı. 7 Mart'tan itibaren yoğunlaşan saldırılarla Körfez genelindeki enerji altyapısı giderek daha fazla ateş altına alındı. Günlük insansız hava aracı sürüleri, Suudi Aramco'nun Şeybe petrol sahasını hedef alırken, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Umman'daki rafineriler ile yakıt depolama tesisleri de vuruldu.

İran'ın cephaneliğindeki nihai baskı noktası ise Hürmüz Boğazı'nın deniz darboğazıdır. Boğaz, küresel deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık yüzde 20'sini ve yılda yaklaşık 80 milyon ton LNG'yi taşıyor. Bu akışların yüzde 84'ü Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi Asya pazarlarına yöneliktir. Dolayısıyla herhangi bir sürdürülebilir kesinti, Ortadoğu'nun ötesine uzanarak büyük Asya ekonomilerini doğrudan krize dahil edecektir. Tahran bu tehdidi uzun zamandır elinde tutuyordu. Haziran 2025'te yaşanan 12 günlük savaş sırasında boğazı kapatmakta tehdit etmişti. Bu sefer söylem, hızla pratiğe dönüştü. ACLED verilerine göre; 28 Şubat'tan bu yana Körfez ve Hürmüz Boğazı'nda İran'a atfedilen en az 25 gemi saldırısı kaydedildi. Bu saldırıların yüzde 30'dan fazlası savaşın ikinci günü olan 1 Mart'ta gerçekleşti. Erken dönemde yoğunlaşan saldırılar, boğazın kapatılmasının yalnızca retorik olmadığını göstermek amacıyla tasarlanmış görünüyor. 8 ve 9 Mart'taki kısa süreli duraklamanın ardından Devrim Muhafızları'nın, 10 Mart'ta petrol sevkiyatlarını engelleme tehdidinin yenilenmesiyle saldırılar yeniden başladı.

Saldırıların yaklaşık yüzde 40'ı petrol tankerlerini hedef aldı. Kızıldeniz krizinde görüldüğü üzere, artan risk algısı bile tek başına ticareti daraltabiliyor. Sigortacılar teminatı geri çekiyor, savaş riski primleri fırlıyor ve gemi sahipleri rotayı değiştiriyor veya seferleri geciktiriyor. 2 Mart'tan bu yana günlük geçişler 10 geminin altına, yani 27 Şubat'a kadar kaydedilen 2026 günlük ortalaması olan 84 gemiye kıyasla neredeyse yüzde 90 düşüş gösterdi.

Ticari gemilere askeri eskort sağlanması, seyrüsefer özgürlüğünü yeniden tesis etmek için gerekli bir siyasi sinyal olabilir ve şu anda Avrupa Birliği (AB) ile ABD tarafından tartışılıyor. Eskortlar tek başına piyasa güvenini yeniden sağlamaya yetmeyebilir.

Bu arada savaşa doğrudan dahil olmayan Çin, Hindistan ve Türkiye’nin güvenli geçiş için müzakere etmesi uzun süreli bir yıpratma savaşının riskini artırıyor. Bu arka planda, deniz mayınlarının devreye sokulması şu aşamada olası görünmüyor; zira bu, savaştan uzun süre sonra bile deniz yollarını bozabilecek son çare niteliğinde bir tedbirdir.

* Yemen ve Körfez kıdemli analisti Luca Nevola'nın ACLED'deki yazısı çevrilerek düzenlendi.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.