Çünkü artık Türk Hükümetinin "koridor açma" konusunda hiçbir çekincesinin, tereddüdünün, "koridor açmama" konusunda hukuki ve siyasi hiçbir gerekçesinin kalmadığı gün gibi açıktır.
Vaktiyle "Türk soydaşlarını" Rum "teröründen" "kurtarmak" için, BM’nin, NATO’nun, Sovyetler Birliği’nin tüm itirazlarına rağmen Kıbrıs Cumhuriyeti’ne savaş açan, hiç kimseyi takmayan, kısaca "hukuk ve siyaset" tanımayan Türkiye Kobanê konusunda "hukuktan ve siyasetten" söz edebilir mi?
Üstelik bu defa, Türkiye’nin Kobanê’ye askeri ve insani yardım "koridoru" açması için uluslararası hukuk, eşi görülmemiş bir şekilde Türkiye’ye destek sunuyor.
Örneğin BM Kobanê’ye yardım için bir koridor açılmasından yanadır. Haberi okuyalım:
"Birleşmiş Milletler Özel Temsilcisi Staffan de Mistura, Cuma günü Cenevre'de düzenlediği basın toplantısında yeni bir katliam yaşanabileceği endişesini dile getirerek Türkiye'den Kürt güçlerinin "gerekli ekipmanlarla" birlikte Kobanê'yi savunmak için Kobanê'ye geçişlerine izin vermelerini istemişti."
Türkiye bu insani tutuma karşı, "Kobanê’de sivil kalmadı" yanıtını vererek aklınca koridor talebini çürütmeye yelteniyor. Dün Asya Abdullah bu iddiayı yalanladı ve tüm dünya Kobanê’de IŞİD’e karşı savaşanların "ordu" ya da "gerilla" mensubu olmadığını, sivillerin canlarını, mallarını, ırzlarını korumak için silaha sarıldığını biliyor.
BM’in "koridor açılmasından" yana eğilimini Avrupa Birliği de destekliyor. Haberi okuyalım:
"AB Dışililişkiler yüksek temsilcisi Catherine Ashton Kobanê'ye ilişkin yaptığı açıklamada, "Kobanê ve Suriye'de ilan edilen diğer Kürt bölgesinin güvenlik ve insani durumu konusunda derinden endişeliyiz" dedi.
Ashton, "Kobanê sakinleri uluslararası topluma temel haklarını ve değerlerini savunmak için tüm yöntemleri kullanma kararlığını, zulme direnişi gösterdi" diye ekledi. Ashton ayrıca BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura'nın Suriye'de siyasi bir çözüm için diplomatik çabalarına tam destek vermeye devam edeceklerini kaydetti."
Ya ABD ve Koalisyon güçleri? Onlar şu anda IŞİD mevzilerini bombalamakta…
Demek ki, tüm uluslararası elverişli şartlara rağmen Türk Hükümeti koridoru açmamakta ısrar ederek IŞİD’in Kobanê’yi "düşürmesine" açık bir destek verdiğini göstermiş oluyor.
"Koridoru açmamanın" "gizli" gerekçesi de çürümüş bulunuyor. Güya Türk Hükümeti böyle bir koridor açtığı zaman IŞİD’le savaşa sürüklenirmiş. Oysa şimdi Türk devleti, ABD’nin gösterdiği sopanın istikametinde Türkiye’yi asıl savaşa sürükleyecek adımı atıyor; İncirlik’i ABD uçaklarına açıyor ve Koalisyon’da aktif rol alıyor. Bu kararı hükümet IŞİD’den gizleyemez. Ama "koridoru", tıpkı MİT TIR’larını gizlediği gibi gizleyebilir.
Ve nihayet koridoru açmama kararının dayandığı son gerekçe Akdoğan tarafından açıklandı.
"Koridordan kasıt şuysa, yani sen Türkiye içinden bir şey aç, buradan PKK’lılar geçsin veya silah sevkiyatı olsun, bu hukuken de olacak iş değil, siyaseten de bunun izahı yoktur. Türkiye, terör örgütü olarak ilan ettiği örgütü kendi içinden geçirebilir mi? Veya böyle bir silah sevkiyatı yapabilir mi?"
Bu çok zayıf bir tezdir. Örneğin Cudi Dağı'ndaki diyelim ki, bin kişilik bir gerilla grubunun, "Türkiye'nin sınırlarının dışına çıkma kararı" aldığını ve Türkiye sınırlarını tam da Mürşidpınar Sınır Kapısı'ndan geçerek uyguladığını düşünün… Hem hukukunuza, hem siyasetinize, hem de "canınızı, elinizi, kolunuzu" koyduğunuz "çözüm sürecine'' bundan daha uygun bir "koridordan geçiş" olabilir mi?
Ve nihayet bu "fanteziyi" bir yana bırakıp, koridordan silahları "terör örgütü olmayan" sivillerin geçirmesine, bu arada KDP ve YNK TIRlarıyla silahların Kobanê’ye ulaştırılmasına, sizin hangi hukukunuz ve siyasetiniz engeldir?
Akdoğan’ın Hükümeti Kobanê’nin düşmesini bekliyor. Onun hiçbir iddiası bu gerçeği gizleyemiyor…
Koridor açmamanın ahlaksız gerekçesi!..
Eğer Türk Hükümeti, şu ana kadar hala Kobanê’ye bir koridor açmadıysa, resmen IŞİD’le birlikte Kobanê’yi düşürmek için çalıştığını ilan etmiş olacaktır.