Cüsseli bir Ermeni olan Sevan askerlik için şubeye gider. Kimliğini uzatır. Birim dağılımlarını saptayan subay Sevan’a bakıp, “hava komandosu olarak kaydet” der yazıcıya. Yazıcı kimlik kayıtlarını girmektedir o an. “İmkansız komutanım” der.  Subay, “dağ gibi çocuk, hava komandosu dedim ya” diye üsteleyince, yazıcı o sırada Sevan’ın dinini yazmaktadır elindeki forma. Sevan’ı da incitmemek için “olmaz komutanım, General Motor vukuatım var” diye vurgular. Subay “tamam o halde, piyade yaz” der.

General Motor… Yani ilk harflerden dolayı Gayrı Müslim’in kodu…
***
İmralı tutanakları diye adlandırılan o belgelerin açıklanmasının ardından bu toprakların kadim halkları kaygılarını anlattılar:
“Size güvenmiştik oysa...” dediler Kürtler’e…
Bunun ardından Kürt camiasında çeşitli açıklamalar yapılarak, bir yanlış anlama olduğunun altı çizildi. Burada vurgulanması gereken Kürtler ve onları eleştiren gayrimüslim halk temsilcileri arasında olumlu bir diyalogun başlamış olmasıdır. Görüyorum ki birbirimizi dinleyerek, ortak sorunlarımızı tartışarak çözüm arama isteği her iki kesimde de var.
Agos’un bu haftaki başyazısı da bu yönde temenni ve tespitlerde bulunuyordu: Yeni bir gelenekten söz ediyordu yazı… Hayat bulacak ortamın sağlanmamasını dilediğimiz türden bir geleneğin yavaş yavaş yer bulmasından duyulan korkuyla hem de…
Bu kaygı ve korkuyu da Pakrat Estukyan’ın bu haftaki Agos’taki yazısında okuduk: “Süryani halkının karşı karşıya kaldığı baskılar ve sıkıntılar da doğrudan doğruya Kürt siyasi hareketinin sorumluluğunda. Midyat’ta 1500 yıllık geçmişi olan Mor Gabriel Manastırı’nın topraklarının gasp edilmesi bölgedeki Kürt aşiretlerinin, devlet yargısı ve bürokrasisi ile ortaklaşa kotardıkları bir adaletsizlik olarak orta yerde duruyor. Aynı şekilde, İsveç’e göç eden Mardinli Süryanilerin veya Siirtli Êzîdîlerin geri dönüş sürecinde karşılaştıkları hak ihlalleri de, bölgedeki Kürt aşiretleri marifetiyle sağlanıyor. Kürt siyasi hareketi, ne yazık ki, tüm bunlara karşı da etkin bir tavır geliştirmekten uzak kaldı. Bu sessizlik, “Söz konusu olanlar korucu aşiretleri” ifadesi ile açıklanamaz.”
Estukyan’ın bu satırlarında dile getirdiği kaygıları aklı selim her Kürdün paylaşacağına eminim. Gerçekten de evlerinden, topraklarından edilen bizlerin aynı acıyı paylaşan halklara sırtımızı dönmemiz düşünülemez. Burada özellikle vurgulanması gereken bir diğer konu da Osmanlı devletinden bugüne kadar gelen süreç içinde “böl ve yönet” taktiği uygulanarak doğal müttefik olması gereken halkların birbirleriyle uğraşır hale getirildiğidir. Bugün özel bir hassasiyet göstererek eski hataları tekrarlamamalıyız.
Neler mi yapmalıyız?
Dilerim ki; BDP ya da HDK, köy toplantılarında Ermenilerin, Rumların, Süryanilerin nasıl yok edildiğinin Türkçe ya da Kürtçe hikayelerini okusun. Kürtler için değerli olan her şeyin “ötekileştirilen, malına mülküne el konan” halklar için de değerli olduğunu anlatsın. Kürt köylüleri, yıllar sonra toprağına dönmek isteyen Süryani’nin bağına bostanına davarını salmasın; gidip evini başına yıkmasın. Egemenlerin kendisine gösterdiği hor muamelenin bir benzerini komşu halklara yapmasın! Gelecek kuşakların ileride övünçle hatırlayacağı sayfalar tarihimize eklensin. Ruhlarda dolanan general motor vukuatı “din” adına önümüze konmasın!