‘Korkunun ölüme faydası yoktur”, “çalışmayan saat de günde iki defa doğruyu gösterir”, “harketin olduğu yerde bereket vardır” diye halk sözleri içinde bulunduğumuz duruma ne kadar çok uyuyor. Yani bir süreçteyiz. KCK, 25 Nisan 2013’de beklenen tarihi açıklamasını yaptı. PKK silahlı güçlerini TC’nin 1923’te belirlenen sınırları dışına çekiyor. Bunun iki anlamı vardır. TC’nin 1923’te çekilen sınırlarını olduğu gibi kabul etmek. İkincisi ve birincisine ters olan, bu sınırları anlamsız bulup, gerillanın Kürdistan’ın bir bölümünden diğerine geçişini yapmak, kısacası Kürdistan’da yer değiştirmek.

Silahlı Kürt gerillasının yer değiştirmesinin nedeni, Kuzey Kürdistan’da silahsız siyaset konusunda tarafların İmralı adasında yaptığı anlaşma sonucunda varıldı. Bu sürece karşı çıkanlar var. Alkışlayanlar var. Bir de alkışlamadan ihtiyatlı destekleyenler var.
Alkışlamadan destekleyenler, yukarda bahsettiğim korkuları olup, korku, kuşku ve güvensizlik duygularının oluşturduğu, korkularına esir düşmeyenler. Korku insanı bir duygu. Korkusuz insan yoktur. Korkularını farketmeyen, oldukça derin bir biçimde bastırmış insanlar vardır. Ya da korkularını bilen ancak onunla yüzleşmek istemeyen, onları ret edenler vardır. Bir de korkuya esir olan insanlar var, oldukları yere sabitlenen, hareket yetilerini kaybedenler. Bunlar hayat karşısında yenik durumdadırlar. Oldukça passiftirler, hiç bir şey yapamazlar, dolayısı ile hata da yapmazlar.
Korkuların temel nedeni “güvensizlik”. Bu güvensizlik Kürt tarafına değil, tam tersine Kürt tarafına tam güven var, ancak Türk tarafına yani TC devletinin temsilcilerine olan güvensizliktir. Güvenmediğiniz taraf ile masaya oturup anlaşmalar yapabilirsiniz. Siyaset, diplomasi, politika da budur zaten. Siyaseti yürütenler de masaya oturma konusunda karar almışlar. Savaşmanın amacı da zaten masada sorunu çözmek ya da bitirmek değil mi?..
Korku ve kuşkularımızın katlanmasına en büyük neden, yürütülen sürecin şeffaf olmaması. Üstelik bu sürecin İmralı adasından yönetilmasi, korkuları daha çok artırıyor. İmralı adasında Öcalan ile devlet eşit şartlarda değidir. Bu eşitsizlik korkuların temeli. Ancak bunun yanında, Kürt tarafı da savaş tarihinde en güçlü olduğu dönem de. Kitlesi ile birlekte Kürt Özgürlük Harketinin zirvede olduğu bu dönem de Kürt hareketinin gücü, İmralı adasındaki eşitsizliğin kompensatorudur (dengeleme). Otuz yıldır Ortadoğu gibi bir coğrafyada bir güç olmayı becermiş bir hareket, bu yeni sürecin sağlıklı yürüyeceğinin de güvencesidir.
Silahsız siyaset, yeni sürecin mottosu. Öyle sanıldığı gibi bu sürece uyum sağlamak çok kolay değil. Ölümlerin olmaması süreci sürekli canlı tutacaktır, sürecin motoru olacaktır. Ancak sürecin başarılı yürümesi için elzem olan örgütlenmedir. Hayatın her alanında örgütlülük, Kürt toplumun rehabilite edilmesi ile başarıya ulaşabilir. Bir önceki yazımda TC, Türk tarafını Kemalizm- Ergenekon mentalitesinin yarattığı hasta toplumu rehabilite etmek için uyguladığı “Akil İnsanlar” projesini anlatmıştım. Kürt tarafının da bu süreçte siyaset ile birlite Kürt toplumunun yeniden inşasını temel alan örgütlenme ve rehabilitasyonun parallel yürüyeceği bir projeyi hayata geçirmesi zorunludur.
Rehabilitasyondan ne anlamalıyız?.. Ancak hasta ve sakat kalmış insanlar rehabilite edilir diye düşünülünce, rehabilitasyon negatif bir çağrışım yapıyor…
Bütün negatif çağrışımlarına rağmen, önce kendimizle yüzleşmeliyiz, yaratılmış olan hasta toplumu rehabilite etmeden, sağlıklı adımlar atılması bir yana, sonuca götürülmesi de o kadar zordur.
Seksen yıldır, kendi varlığını inkar eden, inkarın inkarını içselleştiren, asırlardır kendini yönetmemenin yarattığı komplikasyonlar, Dersim soykırımı ve yarattığı sonuçlar, insan dışkısı yedirilen insanlar, kendi çocuklarını öldürmek için kurulmuş “koruculuk” ordusu, ve onların çocuklarının ruhsal durumları, hala çocuklarının kemiklerini arayan annelerin varlığı, “beni gömmeyin” diyen Berfo Analar, “Beni siyah kefen ile gömün” diyen Ermeni kadınlar, “Cemevi, cümbüş evi” diye aşağılanan Alevi toplumu, hala namus adına kadınlarını ve kızlarını öldüren ana ve babalar, bütün bunlar ve daha saymadıklarımın yarattığı toplumsal ruhsal durum rehabilite edilmeyi zorunlu kılıyor.