Türkiye’ye daha ilk adımı attığınızda buranın tedirgin insanların ülkesi olduğunu anlıyorsunuz. Herkes bir biçimde tedirgin! Sokaklara, insanların günlük hayatına karıştığınızda ise gerçek durumun sıradan tedirginliği aştığını fark ediyorsunuz.
Türkiye toplumu korkuyor; bu toplum feci şekilde korkutulmuş!
Kimi dininin elden gideceğinden, kimi yeni bir Sivas’ta yobazlar tarafından yeniden yakılabileceğinden, kimi Soma benzeri bir felakette hayatını kaybedebileceğinden, kimi işsiz kalmaktan, kimi yeni bir Roboskî’nin yaşanabilme ihtimalinden korkuyor.
Peki, sıradan akli selim bir insan çıkıp bu korkuların yersiz olduğunu; yukarıda saydıklarımızın bu ülkede olma ihtimalinin olmadığını; insanların kuruntu yaptıklarını, aslında Türkiye’nin çok güvenli bir ülke olduğunu söyleyebilir mi?
Bu ülkenin insanı, birçok gayri ahlaki, gayri insani metotlarla; kimi zaman herkesin gözü önünde yakılarak, kimi zaman aleni atılan bombalarla katledilerek, kimi zaman cinayetten farksız iş kazalarında hayatını kaybederek, kimi zaman devlet eliyle herkesin gözünün içine bakılarak işlenen “faili meçhul” cinayetlerle korkutuldu.
Korku üreten bu devlet mekaniği, bu kanlı uygulamalarıyla bir yandan toplumun demokratik tepki verebilme yeteneğini/potansiyelini yok etmeye çalışıyor, diğer yandan bizzat kendisi tarafından korkutulmuş toplumun çareyi yine de kendisinde arayacağını var sayıyordu.
Seçim sürecine girdiğimiz son iki haftadan beri devletin artık insanlara tiksinti veren yüzyıllık bayatlamış korku filmini yeniden, fakat bu kez başka aktörlerle sahneye koyduğunu görüyoruz.
Bir anda yine şiddet haberleri ve devleti yönetenlerin hamaset ve tehdit içerikli nutuklarını dinler olduk. Esasen kendilerinin sahneye koyduğu şiddetin bir biçimde tarafı olmuş insanları “asacağız, keseceğiz” türünden tehdit ederken aslında bütün toplumu tehdit etmeye ve korkutmaya çalışıyorlar…
Ancak bu kez işleri kolay gözükmüyor; karşılarında kırk yıllık özgürlük mücadelesinde bilenmiş, inancıyla, eylemiyle, sözüyle her biri birer barış militanına dönüşmüş bir halk ve ona öncülük etmiş bir hareket var. Ağrı Tendürek’de Kürt halkı, yiğit evladı “Cezmi Budak’ın” şahadetinde en uç noktada barış militanlığının nasıl yapılabileceğini bu topluma göstermiştir.
Eskiden toplumu korkutarak maddi güç ve iktidar sahibi olanlar bu kez kendileri derin korkular içine düşmüşlerdir. AKP hükümeti ve cumhurbaşkanının telaş içinde “İç Güvenlik Paketi”ni geçirme gayreti bu korkunun dışa vurumudur. Bununla bir yandan medya, özel olarak da sosyal medya kontrol altına alınarak halkın haber alma özgürlüğünün önüne geçilmek istenmekte, diğer yandan polisle, askerle sokağa hakim olarak halkın demokratik tepkisini ortaya koyması engellenmeye çalışılmaktadır.
Yaşanan gizli devalüasyon nedeniyle on bin Dolarlardan, 7900 Dolar seviyesine inen milli gelir, her geçen gün yönetilmesi daha da zorlaşan “cari açık” bundan sonra yaşanması muhtemel sosyal patlamaların habercisi. AKP hükümeti, bu sorunu demokratikleşerek, gelir adaletini sağlayarak, bu yolla toplumu daha verimli kılmayı deneyerek çözmek yerine yeni baskı yasalarına dayanmaya çalışıyor.
Ne Türkiye ve Kürt toplumunun demokratikleşme sorunlarını ne de ekonomik sorunlarını çözme niyeti ve dahi potansiyeli olmayan AKP hükümeti, toplumu şiddetle korkutup, arkasından hamaset nutuklarıyla manipüle ederek oy toplamak, bir dönem daha bu oyununu sürdürmek istiyor.
AKP hükümeti ve cumhurbaşkanının toplumu oyalama; sorunları çözüyormuş gibi yapma siyaseti artık duvara çarpmıştır. Öyle ki, bu zamana kadar adını zikrederek, toplumda beklenti yaratarak insanlardan oy aldıkları “Kürt sorunu, Alevi sorunu, demokratikleşme” gibi sorunları reddetme noktasına gelmiştir.
Bile bile ölüme gönderilen 15 askerin hayatını kurtarmak için kendi canını feda etmekten çekinmeyen bu yeni halk gerçekliği asıl yeni “Türkiye’nin habercisidir!”