Korku içinde, çünkü her kesimin birbirinden çekindiği, ötekine karşı uyanık durduğu çeşitli ırklar, dil ve kültürlerden insanları barındıran bir kabuk imparatorluğun artığıydı. Aralarında derin çatışmaların geliştiği çeşitlikler, "Türk-İslam sentezi (bileşkesi)" ile bir araya getirilip, bir ırk (ulus, millet) devleti inşa edilemeye çalışılmıştı.
O sırada, Müslüman olmayan halkların kökü zaten kazınıp, ötelenerek temizlenmiş, geride Müslüman çoğunluk kalmıştı.
Bir parantez açmak gerekiyorsa eğer, kendileri olarak kalmada direnen Ermenilerin kırımı, Osmanlı yönetimiyle başlayıp, onların bitimiyle son bulmadı. Kemalciler, "Türk-İslam sentezi"ne mızıkçılık edip, tek ırk (Recep Erdoğan tek millet diyor) formülünü bozacak korkusuyla, "kutsal miras"ı sürdürdüler.
Ragıp Zarakolu, bir makaleyle özetlediği son araştırmasında, Anadolu’da hakimyet kuran Kemalistlerin, Eskişehir, Kütahya, Bilecik yöresinde toplanan Ermeni ve Rumları kafileler halinde sürgün yollarına çıkardığını, sayısız ölümden sonra, Mayıs 1921 ve Şubat 1922 tarihleri arasında, 20 bin 526 Ermeni’nin Harput'a (Elazığ) ulaştırıldığını yazıyor.
Elazığ’a ulaşanların akıbeti ise meçhul...
29 Ekim 1923’de ilan edilirken, Türk olmayan halkların izleri siliniyor, Karadeniz Rumlarının varlığını simgeleyen Sümela Manastırı, yangına teslim ediyordu. Yaşamak için, din değiştirme koşusuna başlamış bütün Rumlar, Bulgar, Arnavut, Gürcü, Sırp, Çerkez, Boşnak, Gürcü ve Ermeniler, başka bir deyişle, din değiştirenlerin ırkı, mensubiyeti, dili ve kültürünün farkı önemli değildi. Müslüman olan herkes, neresi olduğu kendilerinin de bilmedikleri Orta Asya'dan gelmiş Türk oğlu Türk’tü.
TC’de ilk nüfus sayımı 28 Ekim 1927 tarihinde yapıldı. Bu dönemde, elde pergel, devşirilmiş kafalar ölçülerek ideal Türk tipi tesbit edildiyordu.
İki yıl sonra açıklanan sonuca göre, ülkede toplam 14 milyon insan yaşıyordu. Bu tarihte, Kürtler artık resmen "yok"tu. Var olduklarını söylemek suçtu. Müslüman oldukları için Türk oluvermiş, gerisi hakkında, "Ermeni akıbeti" kararlaştırılmıştı. Bu amaçla, 1925’de başlatılan kırım sürüyordu. Korku kuşatmasına rağmen, 1 milyon 184 bin 446 kişi ana dilinin Kürtçe olduğunu söylemişti.
Kürtler, dirençle var oldular. Bugün, örgütlü güç. Ama Cumhuriyetin esiri öteki halklar, şiddet çarkında öğütülüp eritildiler. Yahudiler, Hitler’in ölüm emri aşamasında, (1935) "Trakya harekatı"yla darbelendiler. Kalanları, 1942’de Ermeniler, Rumlarla birlikte, 1942 "Varlık vergisi" vurgunu yediler. 1955’deki terör rüzgarı esirlerin talanı oldu.
Cumhuriyet var, ama hukuk yoktu. Günlük kararlardan doğan emirler hukuktu. Hala öyle…
Dün, bu korku tapınağının 90’ıncı yaşıydı. Haklar, özgürlüklerin ismi olan demokrasi, hala rejimin uykularını kaçıran temel korkuydu.
Oysa, insanları kendi kanında boğan korkunun sonuna kadar hükümdarlığı görülmemişti. Gün gelecek, bölüm kavgalarında, boynu altında kalacaktı. Nitekim öyle oldu.
Ve korku, döne dolana, sonunda Türk-İslam sentezinin de boynuna da dolanmış, nimet ormanlarını tutmada saflar ayrılmıştı, rejimin ana gövdesi felç olmuştu. Kemalistlerin "öz" Türkçüleri saf dışı kalmanın yasını tutuyordu. Rejimin korku dayanağı olan ordu, polis ve adliye gücünü ele geçiren dinci Kemalistler, evrensel hukuktan yoksun Cumhuriyete tapınma ayinlerinin yapıldığı meydanlarda, rakipleriyle dövüşüyor, onları polis copu, gaz bombalarıyla hizalamaya çalışıyorlardı.
Bakmayın siz itişmelere. Birinin insani haklar menzili ötekinden ileri, kavga da insani değerlerle ilgili değildi. Bu bir çıkar savaşıydı.
Kürtler sözkonusu olunca, zulüm ortaklarıydı, onlar. Kavga, dövüş anında duruyor, aralarında saflar örülüyor, bir ve beraber oluyorlardı.
1980’lerde başlayan zulüm yağmurlarında, tıpkı 1925-1940 sürecindeki gibi birlik içinde vuruyorlardı. İçlerinden kimsecik, "insanlıktan utanın" sesi vermiyor, tersine "kökleri kurutulmadığı" birbirini suçluyorlardı. "Ben de daha çok vurdum, kırdım" naraları ise övünmeleriydi.
Kürtler yaşayarak, korku cumhuriyetinin gerçeğini gördükleri için, safların bölüşüm savaşlarına, kenarda seyirciydi.
En doğrusu buydu. Çünkü bu, zulümkar kardeşlerin iç hesaplaşmasıydı.
Korku Cumhuriyeti
Dün, "Türk-İslam" sentezi olarak tarih sahnesine çıkan ilk Türk devleti TC’nin 90. yaş günüydü. Korku zemininde inşa edilmiş, 90 yıl sonra bile, hala demokrasi korkusuyla ürperip, titreyen…