Özgür Gündem Gazetesiyle dayanışmak amacıyla toplumun farklı kesimlerinden; aydınların, sanatçıların, yazarların “nöbetçi genel yayın yönetmeni” kampanyasınsa katılması iktidarın kurmaya çalıştığı korku cumhuriyetini derinden sarstı.

O kadar yıldırma çabasına, tehdide rağmen toplumun farklı kesimlerinden insanlar “Özgür Kürt Basını” üzerindeki baskıyı kırmak için hiç tereddüt etmeden Özgür Gündem Gazetesinin genel yayın yönetmenliği sorumluluğunu aldılar.

Bunun günümüz Türkiye'sinde; sadece muhalif yayın yapan bir gazete üzerindeki basıları kırmanın çok ötesinde bir anlamı var.

Bu tutumları ile insanlar aslında sadece; özgür basın üzerindeki baskıları karşılıksız bırakmaya çalışmıyorlar; aynı zamanda ülkenin hızla içine çekilmeye çalışıldığı iç savaş tehtidine, tek adam diktatörlüğüne karşı da en dolaysız, en açık tavrı almış oluyorlar.

Onlar bu tutumları ile artık bu ülkenin sadece aydınları değil; aynı zamanda “diktatörlüğe hayır!” diyen kahramanlarına dönüştüler.

Gözü dönmüş iktidar çevreleri artık muhakeme yeteneklerini de yitirdiler, ısrarla toplumu; baskıyla, şantajla korkutup yıldırmaya çalışıyorlar, ama bütün çabaları nafile!

Bu kadar zalimce toplumun üstüne gitmelerine rağmen sonuç alamamaları; iktidar çevrelerini çileden çıkarıyor.
Sebep olduğu her felaketi “üst akıl, dış güçler!” gibi saçmalılarla izah etmeye çalışan AKP hükümetleri ve kamu kaynlaklarından semirmiş havuz medyası; bu tür kahramanlıklarla karşılaşınca ne diyeceğini bilemez hale geliyor.
Kendileri ticaret haneye dönüştürdükleri gazetelerde iktidar tetikçiğinden semirirken; birilerinin hala gazetecilik yapmaya çalışması; hatta bunun için cezaevini göze alması onları inanılmaz rahatsız ediyor; korkutuyor.
Toplumu korkutmaya çalışarak iktidarlarını sürdürmeye çalışanlar, bunca basıya ve zulme rağmen bu tarz kahramanca karşı koyuşlarla karşılaşınca; kendileri korkudan ne yapacaklarını şaşırıyorlar.
AKP yargısının; Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu, Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Şebnem Korur Fincancı ve yazar Ahmet Nesin'i tutuklamasını bir tür meydan okuma, ve güç gösterisi olarak görmek büyük bir yanılgı olacaktır.

Tam tersine neredeyse bir yıldır AKP hükümetleri tarafından sürdürülen şiddet kampanyasına; Kürt şehirlerine karşı sürdürlen yıkım savaşına rağmen; başta Kürtler olmak üzere, toplumun farklı kesimlerinden gelen kuvvetli mukavemet iktidarın ve onun etrafındaki kesimlerin uykularını kaçırıyor.

Yaptıkları hukuksuzluklar Türkiye sınırlarını çoktan aştı; bu saatten itibaren AKP Türkiye'si sadece Türkiye'de yaşayan halklar için değil; bütün dünya için bir tehdit haline gelmiştir.
Uzun yıllar AKP hükümetine karşı kapalı kapılar ardında gösterilen tepkiler; artık açıktan dünya kamuoyu önünde ortaya konulmaya başlandı.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un tutuklanan nöbetçi genel yayın yönetmenlerinin derhal serbest bırakılmasını isteyen açıklamaları uluslararası toplumun çok sık karşılaştığı bir durum değildir.

Böylesi açıklamalar açıktan faşizm, baskıcı totalitarizm gibi rejimlerin yaşandığı devletlere karşı yapılır. O ülkelerin yöneticileri öylesine hukuk dışına çıkmıştırlar ki; artık kimse diplomasinin dilini konuşmaya gereksinim duymaz.
Benzer tepkilerin; “AB'den ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatından” da geldiği düşünülürse; AKP Türkiye'sinin dışardan nasıl göründüğü daha kolay anlaşılacaktır.
Cesur olanlar sadece bugünü değil, geleceği de kazanacak; gelecek kuşaklar onları minnetle anacak!