
Erdoğan-Bahçeli faşist şeflerinin Kürt düşmanlığı ve iktidarlarını ayakta tutmak için yürüttükleri savaş politikaları alçak ve kalleş yüzünü bu defa da Şengal ve Rojava’da gösterdi. Erdoğan-Bahçeli faşist şeflerinin saldırganlığını yönlendiren üç temel öğe var. Her şeyden önce iktidarlarını savaş ve saldırganlık dışında ayakta tutma imkanları kalmamıştır. Bu faşist şeflerin Kürt düşmanlığı ve soykırım politikaları nerede Kürt kazanımı varsa oraya saldırmaktır. Üçüncüsü ise demokrasi düşmanlığıdır. Demokraside kendi ölümlerini gördüklerinden demokratik güçlere ve gelişmelere saldırmaktadırlar. Kürt sorunu çözüldüğünde Türkiye demokratikleşeceğinden Kürtlere düşmanlıkları katmerlidir.
Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli’nin siyasi arenada kalmalarının tek yolu, içeride ve dışarıda düşmanlar yaratarak savaş yürütmektir. Savaş politikası yürütmedikleri, sağa-sola saldırarak şovenizmi yükseltmedikleri takdirde bir ayda iktidarlarını kaybederler. Bu nedenle her gün şovenizmi körükleyen saldırgan bir dil kullanmaktadırlar. İnsanlık tarihinin çirkin ve insan kanı dökmeye dayalı faşist politikası bugün en iyi temsilini Erdoğan-Bahçeli ikilisinde bulmuştur. İki yıl öncesine kadar birbirlerine insanın yüzünü kızartacak düzeyde hakaret eden bu ağzı bozuk iki adam iktidardan düşme korkusu yaşayınca birbirlerine sarılmışlardır. Neredeyse her gün birbirlerine övgüler düzmektedirler. Öyle ki Devlet Bahçeli, “Erdoğan benden daha fazla vatanperverdir” derken, Tayyip Erdoğan da “Devlet Bahçeli sorumluluk sahibi devlet adamıdır” demektedir. İktidardan düşme korkusunun insanlara neler yaptırdığı, nasıl fırıldak gibi döndürdüğü bu ikilinin siyasi pratiklerinde görülebilir. Bir zamanlar Tayyip Erdoğan tüm rakipleri hakkında olumsuzluklar sıralayıp ruh ikizi ya da ruh üçüzü tanımlaması yapardı. Tayyip Erdoğan’la Devlet Bahçeli ise korku ikizidirler.
Tayyip Erdoğan-Bahçeli ikilisinin bu kadar saldırgan olmaları kesinlikle zayıflıklarından kaynaklanmaktadır. Zayıflıklarını saldırganlıkla giderme çabası içindedirler. O kadar zayıflamışlardır ki, savaş dışında ayakta kalmaları mümkün değildir. Savaşla bir kumar oynayarak iktidarlarını koruma çırpınışı göstermektedirler. Tayyip Erdoğan-Bahçeli ikilisi, Enver Paşa gibi Türk devletini kumar masasına sürer gibi savaş masasına sürmüşlerdir. Akıbetleri de Enver Paşa’dan farklı olmayacaktır.
Tayyip Erdoğan-Devlet Bahçeli ikilisi iki yıldır iktidarlarını kaybetme korkusuyla yaşamaktadırlar. Bu korkuları 16 Nisan referandumuyla daha da artmıştır. 16 Nisan referandumunda bu ikili bozguna uğramıştır. Kendilerini YSK karlarıyla zar zor kurtarmışlardır. Ancak bu durum korkularını azaltmamış daha da arttırmıştır. Türk’ü, Kürt’ü, Çerkez’i, Sünni’si, Alevi’si, Hıristiyan’ı meydanlara çıkarak hayırın kazandığını, hileli bir evetin var olduğunu ileri sürerek protestolar geliştirmişlerdir. Hayır daha bitmedi diyerek sokaklara dökülen gençler, kadınlar başta olmak üzere tüm halklarımız Devlet Bahçeli-Tayyip Erdoğan çetesinin halkın yakasından elini çekmesini istemektedirler. Halklarımız siyasi darbelerle, karşı darbelerle, hilelerle iktidarı bırakmayan bu iktidarı düşürme mücadelesi başlatmışlardır. Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli hiçbir zaman bu kadar iktidardan düşme korkusu yaşamamışlardır. Tayyip Erdoğan “atı alan Üsküdar’ı geçti” dese de esas olarak Üsküdar Tayyip Erdoğan’ın siyasi hayatının sonunun geldiğini herkese göstermiştir. Üsküdar’da seçim kaybeden Tayyip Erdoğan her yerde kaybetmiş demektir.
İşte Tayyip Erdoğan-Devlet Bahçeli çetesi 16 Nisan sonrası ayağa kalkan ve çalınmış iktidarın bırakılmasını isteyen halkın mücadelesini bastırmak için Şengal’e ve Rojava Kürdistan'a saldırmıştır. Bu saldırıların en temel amaçlarından biri halk hareketlerini bastırmaktır. Bu saldırılarla dikkatleri dışa çekip şovenizmi şahlandırarak halk hareketlerini geriletmek istiyorlar. “Devletimiz, milletimiz dışarıda savaşırken iktidara karşı bu mücadele düşmanlara yarar” diyerek halkın direnişini etkisizleştirmek istemektedirler. Bu nedenle Şengal’e ve Rojava’ya saldırı aynı zamanda Türkiye halklarının demokrasi güçlerine de saldırıdır. Şovenizmi şahlandırıp “vatan millet Sakarya” deyip demokrasi güçlerine saldıracaktır. Nitekim Şengal ve Rojava’ya gerçekleşen saldırılardan sonra içeride de muhalefete saldıracağını ortaya koymuştur.
Tayyip Erdoğan-Bahçeli çetesi, referandum protestolarının 1 Mayıs’ta daha da genişleyip gelişerek yaygın bir halk hareketi haline geleceğini görmüştür. Bu nedenle 1 Mayıs öncesi Türkiye dışında bir savaş başlatarak 1 Mayıs’ta gelişecek mücadelenin önüne geçmek istemiştir. Bu açıdan sadece Kürtler değil, Türkiyeli tüm halklar ve demokrasi güçleri Şengal ve Rojava’ya yönelik saldırıları kendilerine yönelik saldırılar olarak görmeli. 1 Mayıs’a yönelik bir komplo olduğunu görmeli. Bu nedenle Türkiye halkları ve demokrasi güçleri referandumda yarattıkları ortaklığı daha kapsamlı hale getirerek 1 Mayıs’ta mücadeleyi yükseltip faşizme geçit vermeyeceğini tüm dünyaya göstermelidir. Zaman, birlik ve dayanışma içinde faşist iktidarı yenilgiye uğratma zamanıdır. Mevcut iktidar en zayıf dönemini yaşamaktadır. Demokrasi güçleri birliklerini güçlendirip mücadeleyi geliştirdiklerinde Türkiye halkları bu faşist iktidardan kurtulacaktır.