AKP, yörüngesindeki kesimler ve ırkçı kodlardan kurtulamayanların istekleri belli; Kürtler gitsin de kim gelirse gelsin. Bu amaçla yapılanların haddi hesabı yok. Mesela dün CNN; 'IŞİD (DAİŞ) ve PYD arasındaki çatışmadan kaçanlar Türkiye’ye gelmeye devam ediyor' diye verdi haberi. Düşünebiliyor musunuz manipülasyonu? Bir halkın yurdunu savunmasını bile anlamazlıktan gelmek, çarpıtmak hangi ahlaka sığar? Bu akıl, bu ahlak yoksunluğu ile Kurtuluş Savaşı bugün olsa, arkalarına bile bakmadan kaçarlardı desem, yarabbi şükür de derler mi acep?  

Aynı pencereden bakarak, Kobanê’den Türkiye’ye kaçışlar yaşanırken pek çok kesim ellerini ovuşturdu. Dillerinden dökülen üç aşağı beş yukarı aynıydı herhalde; Kürtler de bölgeyi terk ediyorlardı işte. Devrim dedikleri bu kadardı. DAİŞ’e karşı savaşmak kolay olsaydı, ordular savaşmadan terk ederler miydi mevzilerini? Bir adam otobüste hararetle bunları söylüyordu arkadaşına ve her tespitin arkasına da ekliyordu; "doğru, desene!” Arkadaşı konuya yarı ilgili yarı ilgisiz, kafasını isteksizce sallıyordu her defasında.
İzlerken komik geldi önce. Bu kadar kör olur muydu insan ya da neydi bir insanı bu kadar kör eden? Öyle içten istiyordu ki Kürtlerin yenilmesini, DAIŞ’in Kobanê'yi işgal etmesini. Hatta kafası kesilen Kürtler olsa Amerikalı gazeteciye acıdığı kadar acımazdı içi. İnsanlıktan tamamen çıkıp "oh olsun” da der miydi, bilemem. Ama onu dinlerken bunları düşündüm, bir tiksinti gelip oturdu içime.
Ne düşündüğünü anlamaya çalıştım. DAİŞ bunca vahşi eylemi gerçekleştirmişken, bir şeye güveniyor olmalıydı. Belki de şöyle diyordu kafasındaki ses: Tamam DAİŞ vahşi, saldırgan bir örgüt. Ama bize bir şey yapmaz. Ne de olsa hükümetle arası iyi. Kız olmasa da silah alıp vermişliğimiz var. Yaralılarını tedavi etmedik mi hastanelerimizde? Kan kardeşi sayılırız bir anlamda. Üstelik DAİŞ İslamı yaymak istiyorsa, biz de Müslümanız elhamdülillah.
Bazıları öyle düşündüler, düşünüyorlar biliyoruz. Bu kanaate varmalarında medyanın ve AKP’nin rolü tartışılmaz. DAİŞ’i allayıp pullayarak, ortaya çıkışını baskıya karşı direnmekle açıklayarak, Müslümanlarla bir derdi yokmuş algısı yaratarak… Bu algı özellikle yaratıldı ve desteklendi. Bu yüzden, insanlarda salakça bir vurdumduymazlık gelişti vahşet karşısında...
Kobanê’den gelenlerin bir kısmı geri dönmek istediğinde de anlamakta zorlandılar, denklemleri bozuldu. Medya haberlerde yer vermedi bir süre. Yer vermek zorunda kaldıklarında da öyle bir verdiler ki kim nereye gidiyor nereden geliyor anlaşılamadı uzun süre.
Bu algının yaratılmasında, DAİŞ’in tüm gücü ile Kobanê’ye yüklenmesinde AKP’nin dahil olduğu konusunda herkes hemfikir artık. Hatta DAİŞ’in asıl fonksiyonunun bölgede etkisini artıran Kürt Özgürlük Hareketinin ve Kürtlerin önünü kesmek, zayıflatmak olduğunu da söyleyebiliriz.
Hatta, DAİŞ’e karşı koalisyonda yer almaktan kaçınan AKP’nin, Kobanê’deki çatışma alevlendiği anda sınır ötesine askeri harekat tezkeresini konuşmaya başlamasının tesadüf olmadığı, Kürtleri, DAİŞ ile arasına sıkıştırarak kırmak amacını açığa çıkardığı da söylenebilir. Bu gidişatın ülkedeki çatışmasızlık ortamına, ve çözüm sürecine vereceği zarar ve halka yansımaları ayrıca ve çok önemli elbet…
Derken, “Kürtler gitsin de kim gelirse gelsin” diyenleri düşününce, aklıma geçen seçimde “Tayyip kazanmasın da kim kazanırsa kazansın” diyenler geldi. Tayyip’i cumhur olarak tepemize çıkardılar. Kürtlerin de en az Tayyip kadar kararlı ve dirayetli olduğuna kimse itiraz etmez eminim.