İnsan, biraz da kıyaslama yoluyla gerçeğin yüzüne ışık tutabiliyormuş, kıyas o kadar da kötü bir yöntem değilmiş... Evet, uzun zamandır dünyanın haline bakıp kıyaslamalar yapıyoruz. Devasa devletlerin, zengin ülkelerin, sözüm ona demokratik kriterleri gelişkin sistemlerin nasıl da sapır sapır döküldüğünü görüyoruz. Karşıdan bakınca kapitalist modernitenin artık bastonlarla bile yol alamadığını görüyoruz ama bunu ispat edemiyoruz. Çünkü çok maskeli, deforme olmuş sistemler, ölüm döşeğindeyken bile çok mutluymuş gibi sırıtmaya devam eder. Ve bizler tam da bu günleri yaşıyoruz.
Ne demiştik, ha kıyas, size bu gün biraz kıyas yöntemiyle bazı şeyleri anlatmaya çalışacağım, çünkü durduğum yer buna müsait. Rojava'dayım ve buradan dünyaya bakıp kıyas yapma şansım var. Kıyasa dayalı bu gözlemlerimi sizinle de paylaşacağım, çünkü bu önemli ve insan bir şeyin, bir yerin, karşı kutbundaysa gerçeği farklı bir mercekten görebiliyor. Yani siyaha, bu siyahtır demek için beyaz bir zeminde olmak gerekiyor. Ya da zıtlar insana tanım yapma fırsatı veriyor, eğer zıtlar yoksa insan verili durum içinde eriyor ve yaşadıklarını adlandıramıyor. Bu anlamda karşı kutup önemli. Şu an karşı kutuptan yazıyorum size. Demokratik modernitenin hayat bulduğu yerden yazıyorum.
Aylardır bütün dünya Korona ile mücadele ediyor. İnsanlık olarak pandemik zamanlar yaşıyoruz. Ve bu yaşadığımız günler bize çok şey öğretti. Korona deneyimi, hangi sistemin ne kadar insani olup olmadığını, hangi aklın toplumsal olup olmadığını, kimin demokratik olup olmadığını çok iyi bir şekilde gösterdi. Korona'nın uğramadığı Rojava’dan bakınca, insanlığın içler acısı bir durum yaşadığını görüyoruz. Milyonlarca insanın hayatı ciddi risk altında, çünkü insan hayatına değer vermeyen bir işleyiş ile yönetiliyor dünya. Gözünü kar hırsı bürümüş bir avuç tekelci, dünyayı hissiz bir fabrika düzeneği gibi görüyor. Bu yüzden ya baştan ve erken tedbir almadılar ya da herşeyimizi kaybedeceğiz paniğiyle durumu iyice içinden çıkılmaz bir hale koydular.
Dünyanın dev ekonomileri bile salgını önlemeye yetmedi. Çünkü toplumsal yaşam para ile inşa edilmiyor, toplumsal yaşamın mayasında ahlak, doğayla barışık yaşam, politika, manevi değerler silsilesi vardır. Kısacası dünyanın bu değerlerle yönetilmediğini çok iyi gördük. Topluma sürü muamelesi yapılıp elinde kalan varını yoğunu can havliyle alma telaşı sardı, bütün devletçi iktidarları, olması gereken asgari insani normları, azami bir ulaşılmazlığa büründürüp lütuf gibi topluma sundular. Görüyoruz ki şahlandırdıkları kapitalist modernite insani değil, toplumsal değil, demokratik değil, hele yıkılmaz hiç değil. Devletçi sistemler, mevcut durumda sürdürülemez bir konuma girip kaoslarla nefes almaktadır.
Hal böyleyken demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigmaya göre kendini örgütleyen Rojava, bütün dünya devletlerinin sınıfta kaldığı bu sınavı başarıyla geçti. Ulus devletlere karşı, demokratik ulus çizgisini benimseyen Rojava kendi sisteminde yer alan bütün halkları yaşatabildi. Çok kısıtlı imkanlarla ama çok büyük çaba ve akıllıca önlemlerle salgına karşı bir set oluşturdu. Dünya genelinde Koronavirsün uğramadığı yerlerin başında gelen Rojava, insan hayatını herşeyin önüne alarak işe başladı. Bu sınavın başarısı, demokratik ve toplumsal bir aklın sonucuydu. Sonuçta sistemler neye inanıyorsa, neyi düşünüyorsa onu uygular. İlk başta iç ve dış tedbirlerin uygulanması için halk ikna edildi. Günlerce seyyar araçlardan halka çağrı yapıldı, kurallar tek tek megafonlardan okundu.
Sağlık bakanlığı ve komitesi topluma gerekli bilgileri aktardı. Özerk yönetim Koronavirüsün sızacağı bütün kapıları kapattırdı, bölgede salgın olmamasına rağmen ilk baştan şimdiye kadar karantina kusursuz bir şekilde uygulandı. Mahalle kominleri ve şehir meclisleri halka gıda, temizlik, sağlık vb. malzemelerini ulaştırdı. Eğitim bakanlığı ve komiteleri daha ilk haftada online eğitim sisteminepe geçiş yaptı. Ekonomi komitesi ve diğer komiteler su, elektrik, kira, sağlık vb. insani ihtiyaçların ücretsiz olmasını kararlaştırıp uygulamaya koydu. Geçim sıkıntısı yaşayacak olan aileler halk komiteleri tarafından tespit edilip yardım fonları oluşturuldu. Yine Rojava'da sokağa çıkma yasağı ilan edilmeden iki gün önce halka duyuru yapıldı. Halk gıda stoğunu oluşturdu. Farklı şehirlerde bulunanlar evlerine geldi. Acil işleri olanlar işlerini bitirdi. Asayiş ve kamu kurumları kendini planladı.
Şimdi hangi sistem daha insani, daha toplumsal, daha demokratik diye tartışabiliriz. Korona günlerinde dünyanın her yerinde kadına şiddet zirve yaptı, Rojava bu konuda da çizgisinden taviz vermedi, tersine kadının ve doğanın toplumsal değerini daha iyi anladı.
Rojava’ya ve tüm insani değerlere düşman olan ve kendini cihanşumül gören Türkiye ne yaptı peki, herkesi kendi kaderine terk edip soygun politikalarını devreye koydu. Sokağa çıkma yasağı uygulamadan sadece iki saat önce bunu açıkladı ve insanlar virüs bulaşma ihtimaline aldırmadan market, manav, fırın Allah ne verdiyse hucum etti. Bunlar size basit örnekler gibi gelebilir ama değiller, toplumsal bir akıl olmayınca zaten acımasız olan iktidarlar iyice zıvanadan çıkıp gaddarlaşıyor. Bu gaddar yönetim biçimine niye bizi düşünmüyor, niye bize yardım etmiyor demek çok gülünç, zaten seni o duruma koyanlar niye sana yardım etsin. Çünkü onlar senin hayatından çalarak yaşıyor...
Pandemi deneyimi insanlığa şunu diyor; sağlığını kimseye teslim etme. Kendini öz yönetiminle sen yönet. Acımasız çarklarda savrulma, yaşamın hakkında karar mercin kendin ol. Ekonomini iradi üretiminle elde et. İktidarlara güvenme, yaşamak istiyorsan verili sisteme isyan et...