Biliyorsunuz Kosta’nın Yunan kökleri var. Ve bence oğlum bilge bir insandı. Ölmeden önce ‘Eğer ölürsem, beni Suriye’de bir zeytin ağacının altına gömün’ demişti. Annesi olarak ben de ‘Hayır, onun ne istediğinin bir önemi yok, öldüğüne göre o artık benim, bu mesele bu kadar. O seçimini yaptı, şimdi ben de kendi seçimimi yapacağım’ demiştim. Ben de onu buraya getirdim. Ziyaretine gidebilelim diye onu burada gömdük. Ama mezarının üzerine bir zeytin ağacı diktik.
REWŞAN DENİZ / FRANKFURT
Konstandinos Erik Scurfield (Heval Kemal), Rojava’da şehit düşen ilk Britanyalı enternasyonalistti. Scurfield İngiliz ordusunda denizciydi, Şengal Katliamı onun yönünü Rojava’ya çevirdi. Qamişlo, Derik, Şengal ve daha birçok yerde düzenlenen operasyonlarda yer alan Scurfield Rojava’nın Til Berak kentinde 2 Mart 2105’te DAİŞ çetelerine karşı savaşırken 25 yaşında şehit düştü.
Aradan 3 yılı aşkın bir süre geçti. Annesi Vasiliki Scurfield, „Acımla mücadele etmekte hala çok zorlanıyorum“ derken, oğlunun mücadelesine hak veriyor ve onun için bir şeyler yapmaya çalışıyor. Frankfurt’ta gerçekleştirilen Uluslararası Kadın Konferansı’nda bir araya geldiğimiz Vasiliki, oğlunu anlatırken zorlansa, gözleri dolsa da onun hayalini gerçekleştirmek için çalışıyor. Rojava’daki sistemin bir seçenek olabileceğini belirten Vasiliki ekliyor: „Komünizm işlemedi, kapitalizm işlemiyor. Başka bir şey denememiz gerekiyor ve neden bunu denemeyelim? Olabilecek en kötü şey ne? Çalışmayabilir. En iyi şey ne? Belki yeni ve güzel bir toplum yaratabilir. O zaman bunu deneyemeliyiz.“
Rojava’daki devrim büyüdükçe düşmanlarının da artacağını belirten Vasiliki, İngiltere başta olmak üzere devletlerin Rojava’ya yaklaşımını ise „mide bulandırıcı„ buluyor. „Çünkü hükümet seviyesinde her şey parayla ilgili. Türkiye’ye silah satarak ne kadar para kazanabiliriz? O silahlarla ne yaptıklarının bizim için bir önemi var mı? Hayır“ diyor.
Oğlunun anısına hem Kürtlerin özgürlük mücadelesini, kültürünü, tarihini tanıtmak için „Kosta’nın Zeytin Ağacı„ isimli vakıf için çalışmalarına devam eden Vasiliki Scurfield ile sohbetimize oğlunu anlatmasını isteyerek başladık...
Biraz oğlunuz Kosta’dan bahsedebilir misiniz? Nasıl bir çocukluk geçirdi?
Oldukça sessiz ve düşünceli birisiydi. Hayvanları vardı: Güvercinleri ve tavukları vardı. Doğaya karşı bir ilgisi vardı. Her zaman kız kardeşiyle ilgilenirdi. Sabahları kalkardı ve onunla ilgilenirdi. Beni uyandırmazdı. Onun kahvaltısını hazırlardı, televizyonu açar ve onunla birlikte otururdu. Ondan yalnızca 2.5 yaş daha büyüktü. Yani o 5 yaşındayken kız kardeşi henüz 2.5 yaşındaydı. Ve daha o yaşta kız kardeşi için bütün bu şeyleri yapardı. Kosta her zaman spiritüel birisi olmak için büyük emek sarfetti. Ahlaklı birisi olmak için de. Ve bunlardan taviz vermezdi.
Sanırım oyuncu olmak istiyormuş, ama sonradan deniz kuvvetlerine girmiş…
Evet, denizciydi. İngiliz deniz kuvvetlerine bağlı olmasına rağmen, aslında Royal Marines olarak ayrıydılar. Çünkü hem kara hem denizdelerdi. Normalde 8-9 ay eğitimin ardından İngiliz ordusunda Royal Marines olabilirsiniz. Ama Kosta bu aşamayı 2 ayda geçmişti. Fiziksel olarak çok güçlüydü ve sınavlarında çok başarılı olmuştu.
Peki YPG’ye katılması nasıl oldu? Aklından geçen şeylerden, YPG’ye katılmadan önce neler düşündüğünden haberiniz var mıydı?
Bana birçok kez Suriye’deki bu halife kültü ve onun barbarlığına karşı bir şeyler yapmak istediğinden bahsetmişti. Ben de her annenin yapacağı gibi ona çıkışıyordum. Ona ‘hayır bunu yapma! Buradan da yardım edebilirsin, bağış toplayabilirsin’ diyordum. Ama bunlar ona yetmiyordu. Kariyerinde oldukça başarılı bir insandı ve ekonomik durumu oldukça iyiydi. Yaptıkları ona yetmiyordu, gitme fikrini aklından çıkartmadı. Êzîdîlerin başına gelenleri, onlara yapılan zulmü, katliamı öğrendi. Tabii internetten bu şeyleri araştırabiliyordu. Ve Birleşik Krallık hükümeti tarafından da kendisini aldatılmış hissetti. Çünkü gidip yardım etmiyorlardı. Hükümet eşitlik, adalet ve demokrasiden bahsediyordu ama gözlerinin önünde bir soykırım yaşanırken bir şey yapmıyordu. O da ordunun yardım etmiyor olmasından dolayı kızgındı. Ve gitti. Askeriyeyi bıraktı ve Suriye’ye gitti.
Sizin tepkiniz ne oldu?
İlk denediğinde Nevada’da tatbikat yapıyorlar. Bir haftalık bir dinlenme araları var ve o gidip tek yön bir bilet alıyor kendine. Amerikalılar da Türkiye’ye tek yön bir bilet aldığını görünce onu tutukluyorlar ve Birleşik Krallık askeri polisine teslim ediyorlar. Birleşik Krallık askeri polisi onu oldukça detaylı bir şekilde sorguluyor. Ama tabii YPG’ye katılmak bir suç teşkil etmiyor. Çünkü YPG terörist bir örgüt değil. Onu serbest bırakmak zorunda kalıyorlar. Ve ona ‘seni anlıyoruz, neden böyle bir şey yaptığını anlıyoruz’ diyorlar. Sonunda onlara diyor ki ‘ben gidip bunu yapacağım, eğer benim gitmeme izin vermezseniz, kendi başıma gideceğim’. Onlar da diyor ki ‘o zaman biz de senin pasaportunla Yunanistan’a veya Türkiye’ye uçuşunu yasaklayacağız’. O da sonuçta Almanya üzerinden uçuyor. Yani Birleşik Krallık ordusu onu durduramıyorsa zaten kimse durduramazdı. Aslında orada hayatını kaybeden tüm uluslararası gönüllüleri karakterize eden şey dünyayı daha iyi bir yer haline getirme ihtiyacı.
Oğlunuzun ülkenizde bir farkındalık yarattığını düşünüyor musunuz?
Evet. Tabii ki. Oğlum gitti ve bunu dillendirmemek zorunda kaldık. Anti-terörizm polisleri devreye girdi çünkü Suriye’ye giden herkes için devreye giriyorlardı. Ama onlar daha çok destek çıktılar. Ona suçlu muamelesi yapmadılar, bize de suçlu muamelesi yapmadılar. Destek için oradaydılar. Ama (Kosta) yaşamını yitirdiğinde bize ‘medyayla konuşmayın’ dediler. Sonra bir gazetede oğlumla ilgili yalanlar gördüm. Gerçekten orduda değilmiş. Ben de kendi kendime dedim ki ‘Hayır, eğer konuşmazsam herkes istediğini söyleme hakkına sahip oluyor’. Bir sürü gazete onlarla konuşmamızı istiyordu. Bir iki gün içerisinde dokuz veya on tane röportaj verdim. Mesela bazıları canlı yayındı. Canlı yayın olunca söylediklerini kesemiyorlar. Özellikle de Kürtlerin ne kadar iyi olduğu veya DAİŞ’le nasıl savaştıklarını vs. söylediğinizde. Bunu yaparak kendi sesimi, oğlumun sesini ve bir aracı olarak DAİŞ’e karşı olan direnişin sesini Birleşik Krallık medyasına taşıdım.
Ve insanlar Kosta’nın yaptıklarına çok şaşırdı çünkü Kürt toplumunun dışarısında insanlar DAİŞ’in yaptıklarından bayağı moral kaybetmişlerdi. DAİŞ çok hızlı hareket etti ve onları durdurabilecek bir şey yokmuş gibi görünüyordu. Kobanê’de gerçekten DAİŞ’le savaşan ve kazanan çok ufak bir insan grubu vardı. Sonra oğlum öldü ve sanırım insanlar farketti ki Birleşik Krallık’tan yalnızca kökten dinciler gidip DAİŞ’e katılmıyordu; buradan gidip özgürlükler, fikir özgürlüğü, cinsiyet eşitliği, inanç özgürlüğü, hoşgörü için direnen ve savaşan insanlar da vardı. Bunun üzerinde insanlar DAİŞ’in yenilebileceğini anladı ve bu Kürt halkını daha az yalnız hissettirdi. Çünkü bir anda medya yalnızca benim oğlum hakkında değil aynı zamanda Kürt halkı ve tabii ki onların DAİŞ’e karşı direnişi hakkında konuşuyordu. Çünkü kazanabilecek olan, orada bir etkisi olan bir tek onlar vardı. Ve sonuçta bu her yerde moralleri yükseltti.
Oğlunuz adına bir vakıf çalışması yürüttüğünüzü biliyoruz. Biraz bahsedebilir misiniz?
Aslında bu henüz çok belirli değil. Henüz bu konuda çok yol alamadım. Acımla mücadele etmekte hala çok zorlanıyorum. İlk yıl çok hızlı geçti. İkinci yıl ise çok kötüydü. Şu an üçüncü yıl biraz daha iyi ve benim de Kosta’nın anısına „Kosta’nın Zeytin Ağacı“ adında bir organizasyon kurma fikrim var. Hem Kürt ideolojisini tanıtmak için hem de insanları bilgilendirmek için. Hiç kimsenin Kürdistan’daki çeşitlilikten haberi yok. Kürtleri etkileyici yapan özellikleri çok çeşitli olmaları. Çok ufaktan çok büyüğe birçok din var. Kimse tarihlerini, kültürlerini bilmiyor. Ben de bilmiyorum mesela yeterince. Büyüleyici şeyler bunlar. Hem de çok eski. Onlardan öğreneceğimiz çok şey var.
Neden Zeytin Ağacı ismini seçtiniz?
Çünkü, biliyorsunuz Kosta’nın Yunan kökleri var. Ayrıca zeytin ağacı barışın ve bilgeliğin simgesi. Ve bence oğlum bilge bir insandı. Ayrıca ölmeden önce ‘Eğer ölürsem, beni Suriye’de bir zeytin ağacının altına gömün’ demişti. Tabii annesi olarak ben de ‘Hayır, onun ne istediğinin bir önemi yok, öldüğüne göre o artık benim, bu mesele bu kadar. O seçimini yaptı, şimdi ben de kendi seçimimi yapacağım’ demiştim. Ben de onu (bedenini) buraya getirdim. Ziyaretine gidebilelim diye onu burada gömdük. Ama mezarının üzerine bir zeytin ağacı diktik.
Bugün Rojava’daki devrim oğlunuz Kosta’nın da emekleriyle büyüyor. Bu konudaki düşünceleriniz neler?
Bu durumdan memnunum ve umutluyum. Fakat aynı zamanda da korkuyorum. Çünkü devrim büyüdükçe daha çok düşman kazanacak, daha da organize ve tetikte olmak zorunda kalacak ve daha fazla tehdit altında kalacak.
Ancak diğer taraftanda daha çok insan katılmak isteyecek ve sesini duyurmak isteyecek. Sadece Rojava’da da değil, tüm dünyada. Çünkü şu anda kurulu olan sistemler işlemiyor. Komünizm işlemedi, kapitalizm işlemiyor. Başka bir şey denememiz gerekiyor ve neden bunu denemeyelim? Olabilecek en kötü şey ne? Çalışmayabilir. En iyi şey ne? Belki yeni ve güzel bir toplum yaratabilir. O zaman bunu deneyemeliyiz.
Rojava’ya gidip şehit düşen çok sayıda enternasyonalist var. Diğer şehitlerin aileleriyle iletişim halinde misiniz?
Birçok uluslararası gönüllünün ailesiyle iletişim halindeyim. Ama tabii Londra’daki Kürt komitesi içerisindeki insanlarla daha çok buluşuyoruz ve konuşuyoruz. Frankfurt’taki Uluslararası Kadın Konferansı’nda bile üç çocuğunu kaybetmiş bir anneyle ve iki çocuğunu kaybetmiş başka bir anneyle tanıştım. Bence yapılan fedakarlık çok büyük. Çok korkunç bir kayıp. Yalnızca umut ediyorum ki bu yakın bir zamanda son bulur ve artık güzel şeylere kavuşabiliriz.
Avrupa ülkelerinin, özellikle İngiltere’nin Rojava’ya karşı tutumu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Hayal kırıklığı hissediyorum. Büyük mücadele veren fakat çok ufak bir halk hareketi var. Büyüyor tabii. Dört yıl öncesine göre daha büyük. İnsanlar, kadın militanlara hayranlar. Ama diyorlar ki ‘Onlar onlar, biz ise biziz’.
Hükümet seviyesinde bakınca ise midem bulanıyor. Çünkü hükümet seviyesinde her şey parayla ilgili. Türkiye’ye silah satarak ne kadar para kazanabiliriz? O silahlarla ne yaptıklarının bizim için bir önemi var mı? Hayır. Suudi Arabistan’a silah satarak ne kadar para kazanabiliriz? Umursuyor muyuz? Hayır. Yani para kazanabilmek için şeytanla işbirliği yapıyorlar. Bu da Rojava’daki insanların acı çekmesine sebep oluyor. Dolaylı olarak da başka birçok yerdeki insanın canını yakıyor. Benim de büyük ölçüde Avrupa devletlerinin hükümetlerinin Rojava’daki insanlara davranış şeklinden midem bulanıyor. ‘Sizi DAİŞ’le savaşmanız için kullanabiliriz. Şu an DAİŞ’le savaşmıyorsanız da umurumuzda değilsiniz’ deniyor. Bu yanlış.
ÇEVİRİ: Argun ÇAKIR
Kosta’yla hayatı değişti
Peki siz, oğlunuzdan önce Kürt sorununu biliyor muydunuz? Yoksa onunla mı öğrendiniz?
Çoğunlukla onun sayesinde oldu. Ben İngiltere’de İngilizce öğretmeniyim. Kürt öğrencilerim vardı ama çoğu Irak Kürdistanındandı. Yani bildiğim şeyler vardı. Mesela Êzîdîlerden haberim yoktu. Başka insanlara karşı etnolojik bir ilgim vardı her zaman. Mesela Kürtlerin çok iyi ve kolay İngilizce öğrendiklerini biliyordum. Ayrıca sınır dışı edilecek bir adam vardı ve protesto amacıyla gözlerini ve ağzını dikmişti. Bu beni çok etkilemişti. Ama bildiğim tek şeyler bunlardı. Başka hiçbir şey bilmiyordum Kürtlerle ilgili. Bu kadar.
Kosta 6 yaşındayken Kürt komşularımız da oldu. Nottingham’da üniversitede ve hastahanede çalışıyorlardı. Kardo ve Aryan adında iki çocukları vardı. Onlarla benim çocuklarım birlikte oynarlardı. Yani Kürt kültürü Kosta’ya tamamıyla yabancı değildi. Yani ufacık bir deneyimi olmuştu. Onu yakınlaştıracak bir deneyim. Ayrıca Kürtlerin kültürü ile Yunan kültürü de oldukça yakın birbirine. Danslar birbirine benziyor. Yemekler birbirine benziyor. Kosta da yüzde 50 Yunan olduğundan bu kültüre kendini yakın hissediyordu.
PKK listeden çıkarılmalı
Siz de PKK’nin ‘terör örgütü listesi’nden çıkması için bir kampanya yürütmüşsünüz…
Evet, bayağı önceydi, PKK’nin ‘terörist örgütler listesi’nden çıkartılması için bir imza kampanyası başlatmıştım. Ama o kampanyada çeşitli hatalar yaptım. Bir sürü şeyi dahil ettim ve bu kadar çok şey olunca çok insan imza atmadı. Başlarda bu işlerin nasıl yapıldığını bilmiyordum. Yine de 5000 imza topladım. 5000 insan sesini duyurmayı başardı yani. Belki sonraki sefere 20.000’e çıkar sayı. İnsanların ulusal kimliği ve kendi kaderini belirleme hakkı üzerine kurulmuş olan bir örgütü terörist olarak addetmenin doğru olduğunu düşünmüyorum. Bu nedenle böyle bir kampanya yürüttüm.
Parça parça tekrar bir araya geliyorum
Oğlunuzu yitireli 3 yıl oldu. Bu durumla nasıl mücadele ettiniz? Yaşamınızda neler değişti?
Sanırım bir şey söylemek için çok erken. Çünkü bu çok uzun bir süreç. Ama dönüştüm sanırım. Bir açıdan sanki birisi benim dirayetimi almış gibi hissediyorum. Beni koruyan bir şey yok. Çok kolay ağlıyorum. Sıkıntı yaşayan insanlar için üzülüyorum. Japonya’ya gitmiştim ve orada bir gelenek vardı. Bir tabak veya bardak kırılırsa onu tekrar birleştiriyorlar. Ama yapıştırıcıyla değil. Altın, gümüş veya başka değerli metallerle. Böylece eski bir bardaktan kendine özgü güzel bir sanat eseri yaratıyorlar. Ben de bir açıdan sanki kırılmış bir tabak gibi hissediyorum. Ve şu an parça parça tekrar bir araya geliyorum. Ve şu an daha güçlüyüm ve artık altın var içimde.