Erdoğan ve AKP Hükümeti akademisyenlere niye bu kadar hırslandı? Mesele hükümete karşı bir bildiri yayınlanmış olması mıydı sadece? Ve; bir bildiri nasıl bu kadar ses çıkardı, etki yarattı?

İçeriği, halen iş başındaki darbe anayasası ve devletin onayladığı uluslararası sözleşmelere göre suç oluşturmamasına rağmen, bildiride imzası olan akademisyenlere yönelik alalacele uygulamaya konulan hukuka aykırı gözaltı, arama ve elkoyma işlemleri, yetkisiz savcılıklarca işlemlerin yürütülmesi, işten atılma ve cezalandırılma tehditlerine uyanıverdik. Şaşırdık mi, hayır. Çünkü iktidarın kendisine yönelmiş eleştirilere tahammülsüzlüğünün tanığıyız her birimiz. Ancak bu kere tahammülsüzlükten öte iktidara kontrolünü kaybettiren bir etki söz konusu. Neden?

Çünkü; bu kadar zulüm, tehdit ve yasağa rağmen Kürtler ve sosyalistler dışında birileri hem de kaybedecek çok şeyleri olan akademisyenler, hem de 1128 tanesi bir olup, o kadar çarpıtmaya, yalan ve manüplatif söylemlere rağmen, "kral çıplak!" diye bağırmışlardı. Savaşın ve zulmün sorumlusu olarak devleti ve aslında devlet şahsında AKP iktidarını sorumlu tutmuşlardı. Hem de hendek bahanesiyle sulandırmadan, "PKK de onu bunu yapıyor ama" demeden, dosdoğru zalimi göstererek.

İktidarı en çok kızdıran tam da, her türlü çabasına rağmen gerçekleri gizleyemediğini görmek ve de yarattığı korku kuyusunu aydınlatan meşalelerin gerçekleri gün yüzüne çıkarmasına engel olamamasınaydı. Hiç beklemedikleri yerlerden gol yemişlerdi. Kürtler dışındaki muhalifleri sürecin etkisiz elemanları haline getirdiklerinden eminlerdi ne de olsa. 

Akademisyenler baştan ne planlamışlardı bilemiyorum, ama sadece gerçekleri söylemekle kalmamış, korku çemberine büyük bir darbe vurmuşlardı bu çıkışlarıyla. Nitekim akademisyenlere destek adı altında ortaya çıkan tepkiler; değişik kesimlerin devletin savaş politikalarına karşı birer mevzi açmasına kadar varmış, örgütlü karşı koyuşu canlandırmış, insanların birbirlerine güven duygusunu yeniden ortaya çıkarmış, insan onurunun korkularından daha değerli olduğunu hatırlatmış, toplumda yerleşmeye başlayan umutsuzluk ve teslimiyet duygusunu parçalamıştı. 

Devlet terörünün savaş silahlarıyla ve yöntemleriyle meydanlara, evlerin içine daldığı bir zamanda çoğu zaman ciddiye bile almayacağımız bir bildirinin yarattığı bu etki, mücadelenin her çeşidinin ne derece önemli olduğunu da yeniden hatırlatmış oldu öte yandan. 

Ne iktidar yanlısı 200 akademisyenin karşı bildirisi, ne iktidarın saldırı ve tehditleri, ne yandaş medyası aracılığıyla yayınladığı yalan haberler bu etkinin halen gelişiyor olmasını durduramadı. 

Elbet bir bildiriyle yetinerek ortaya çıkan pozitif etkilerin sürekliliği sağlanamaz. Toplumun en geniş muhalif kesimini iktidarın faşist idealleri karşısında, demokrasi, insan hakları ve özgürlükler ekseninde bir araya getirebilecek politikalar geliştirilmesi gerekiyor.

İktidarın yalanlarına ortak olmayacağız diyen, gerçekleri cesaretle ifade eden akademisyenler çıkışının, toplumu kıskacına almakta olan umutsuzluğun, çaresizlik duygusunun kırılmasında yarattığı etki kadar önemli bir diğer sonucu, toplumun ve özellikle Kürtlerin barış hissiyatı üzerindeki etkisi. Batının, Kürtlerin katledilmesine ve devletin zulüm politikalarına sessizliği barış ve bir arada yaşama umudunu ne derece ötelemişse, bu bildiri ile başlayan süreç o derece barışa dair umutlarımızı canlandırmış oldu. Devlet karşısında yalnız bırakılmış Kürtlere bir nebze de olsa batıdan bir dost eli uzatılmış oldu. Yeter mi, yetmez. Batı eğer bu sürecin kıymetini bilir ve "bu daha başlangıç, mücadeleye devam"derse, elini uzatmakla kalmaz Kürtlerle el ele verebilirse hala bir şansımız olabilir.