Bugün 65’inci güne giren süresiz-dönüşümsüz açlık grevleri ile ilgili olarak öğretim görevlisi ve yazar Sibel Özbudun, sosyal pedagog ve psikoterapist Soner Koşan, ABD’de iki kez idam cezasına çarptırılan gazeteci Mumia Abu-Jamal’ın avukatlığını üstlenmiş Chris Thompson, gazeteci Ragıp Duran ve Küba Havana Üniversitesi Sosyal İlişkiler Bölümü öğretim görevlisi Amanuela Danielewicz ile görüştük. Amanuela Danielewicz, üniversitede öğrencileriyle bir günlük açlık grevi yapacaklarını belirtiyor.

Sibel Özbudun (Öğretim görevlisi/yazar):
Cezaevlerindeki açlık grevlerine genellikle fiziki koşulların düzeltilmesi, tutsaklar üzerindeki baskılara son verilmesi gibi taleplerle gündeme gelmiştir. Açlığa, ölüme yatırdığı bedeni tutsağın son, dolayımsız ve çıplak silahıdır çünkü. “Beden” üzerine pazarlık olmaz. Talepler ya kabul edilir, tutsaklar -kimi kalıcı hasarlarla birlikte- daha elverişli koşullarda yaşamayı sürdürürler. Ya da kabul edilmez. Bu durumda neler olabileceğini o meş’um “Hayata Dönüş” (?!) katliamı gösterdi bize…
Kürt kardeşlerimizin T.C. zindanlarında giriştiği açlık grevinde öne sürdüğü talepler, bu bakımdan, alışılmışın dışında. Ama direniş başladı bir kere… Direnişçilerin çoğu için “kritik eşiğin” aşıldığı bir noktadayız artık. Bir kısmıyla yıllardır yazıştığımız, dertleriyle dertlendiğimiz, resimlerini, şiirlerini, karikatürlerini sevinerek aldığımız tutsakların çoğu -sağ kalırlarsa eğer- kalıcı hasarlarla geçirecekler yaşamlarının geri kalanını. Bu grevde insanın yüreğini burkan çok şey var. Ama en irkilticisi, en tiksindiricisi, iktidar partisinin tavrıdır! “Açlık grevi yapan yok”tan, “kuzu-kebap götürüyorlar”a, “mesajınız alındı, biz sizin yaşamanızı istiyoruz”dan, “şunu yapabiliriz, bunu yapamayabiliriz, berikini düşünürüz”e, başından itibaren süreci zamana yayan, direnişçilere geri adım attırmayı hesaplayan, muğlak ve kirli bezirgan pazarlığı tutumu izliyor hükümet. Hayır, taleplerin karşılanamaz olduğundan değil. Savunmaların anadilde yapılması için anayasa değişikliği filan gerekmiyor. Örneğin, Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülmesi için de öyle. Nitekim bir yıl öncesine dek avukatlarıyla sorunsuzca görüşebilmekteydi Öcalan. Davası o zaman da çoktan sonuçlanmıştı… İrkiltici, tiksindirici olan, iktidarın bu konudaki -diyorum ya, “üç kuruş koparsam yanıma kardır” kıvamındaki bezirganca- pazarlıkçılığı: Buram buram ilkesizlik ve fırsatçılık kokan…
Noam Chomsky’nin bir deyişi vardır, “Halk özgürleştikçe iktidar korku ve propagandaya daha çok başvurur.” Adeta bugünü, bu süreci anlatıyor. Hükümet, öyle gözüküyor ki, atması mümkün olan adımları sarsıntılarla atacak… “Kamuoyunun ortak vicdanını harekete geçirmek”, ancak -ve kısmen- açlık grevlerinin görünür hale gelmesini sağlamakla mümkün hale gelebilecektir: yani medyada grevi “görmesi”ni sağlamakla. İktidar partisinin ana akım medyanın neredeyse tümüne hakim olduğu göz önünde bulundurulduğundaysa, bu oldukça zor gözüküyor…
Talepler insalcıl taleplerdir

Soner Koşan (Pedagog/Psikoterapist): Öncelikle insan ölümlerine bu denli sessiz kalınması ne kadar insanca? Bunu görmek gerekir. Mahkumlar devletin elinde ve denetiminde olan kişilerdir. Cezaevleri: Develetin gözünde suç işleyen kişileri toplumdan ayırarak daha fazla suç işlemelerini engellemek ve rehabilite edebilmek için mevcuttur. Bu denli yüksek denetimli yerlerde unutmamak gerekir ki tüm özgürlükleri kısıtlanmış ve yemek yeme dışında özgürlükleri olmayan kişiler olarak, öne sürdükleri talepler yine kendi özlük haklarının korunması- anadilde savunma ve bağlı bulunduğu siyasi görüşün başındaki kişinin tutsak olduğu cezaevi şartlarının insancıl noktaya getirilmesi için. Kişinin dili, dini, ideolojisi ne olursa olsun sistemin denetimi içinde insancıl talepler her zaman yerine getirilmesi için çaba sarf etmek önce insan olduğumuzun bir göstergesi olacaktır.
Biz insanın ölmemesini istiyorsak insan haklarına aykırı davranmamız gerekir. Ortak vicdandan bahsediyorsunuz, ortak vicdan nedir onu anlamak lazım. Ortak paydamız insan olmak, bu greve girenlerin hapiste olduğunu ve hepsinin birer annesi, babası, kardeşi, sevdiği, çocuğu olduğunu hissettirmek. Açlık gervine gidenlerin, dağda, şehirde olmadığını devletin hapishanesinde verilen mahkumiyet cezalarını çekmekte olduklarını ama bu cezayı bile çekerken devletin insan haklarına aykırı baskı ve tecrittinden kurtulmak için kendi yaşamlarına malolacak bir yöntem olan bu açlık grevini sürdürdüklerini. İnsanın kendi yaşamına son verebilmesinin ne kadar zor olduğunu ve bunu yapıyorlarsa ne kadar baskıda olduklarını göstermek gerek. Taleplerinin cezaevi koşulların iyleştirilmesi anadilde savunma hakkı. Açlık grevine katılanların talepleri; bir bağımsızlık hareketinin veya bir örgütün çıkar beklentisine dair bir şey olmadığını halka daha çok hissettirmek gerekir ve bu yaptıkları grevin aslında en insancıl taleplerin yerine getirilmesi için başlatıkları bir tutum davranış olduğunu göstermek.

Açlık grevini selamlıyorum

Chris Thompson (Mumia Abu-Jamal’ın avukatı):
Siyasi mahkumların tabii ki talepleri siyasi olacaktır. Kürtler siyaseten cezaevlerine konulan insanlardır. Açlık grevinde bulunan Kürt tutsakların toplumsal hakları (bunlara talep demek istemiyorum) hemen karşılanmalı. Sayın Abdullah Öcalan’nın artık bir Kürt lideri olduğu kabullenilmelidir. Halkla onun arasına duvar örmek Kürtlere saygısızlıktır. Hangi yasal gerekçe olursa olsun halkların istemleri tüm yasaların üstündedir ve böylede olmuştur. ‘Siz bu dili konuşamazsınız, ben ne kadar izin verirsem o kadar konuşabilirsiniz’ demek geri kalmışlığın bir göstergesi olabilir. Bu nedenle mahkumların başlattığı açlık grevini selamlıyorum.

‘Öğrencilerimle bir günlük açlık grevi’


Amanuela Danielewicz (Küba Havana Üniversitesi sosyal ilişkiler bölümü öğretim görevlisi):
Onbin insanın devam ettiği açlık grevi dünyada bir ilk olsa gerek. Yine dünyada bir ilk olsa gerek Türkiye grevcilerin karşısında insanlık ayıbı işliyor. Bilinmelidir ki, Kürtler son otuzyıldır Türkiye’nin ayağını aşağı çekiyor ve Kürtlerin hakları karşılanmadan Türkiye’nin ayağı sürekli Kürtlerin direnişine takılacak. Abdullah Öcalan bir gerilla lideridir ve bu biz Kübalılar için çok anlamlıdır. Halkla bağlarını sıkı sıkıya sağlamış bir lideri halktan koparmak elbetteki imkansızdır. Kürtçe’nin hala Türkiye tarafında bölünmeye bir gerekçe gösterilmesi aslında bölünmenin bir güçlü bir işaretidir. Grevcilerin gösterdiği direniş, Kürt halkı için bir millat olacaktır. Ben kendi adıma üniversitede öğrencilerimle beraber bir günlük açlığa yatacağım. Onları anlam ve yaşamak için bu gerekli. Umarım kimse hayatını kaybetmez.

Kürt kamuoyu uyanık ve hareketli


Ragıp Duran (Gazeteci):
Yaklaşık 45 gün susan hükümet, Adalet Bakanı’nın cezaevi ziyareti ve kritik sınıra yaklaşılması nedeniyle sonunda harekete geçmek zorunda kaldı. Hükümet şimdi, iç ve daha çok dış dünyada iktidara prestij kaybettirecek açlık grevlerini bitirmenin peşinde. Her zamanki gibi Rom oyunları… Kürt kamuoyu zaten yeterince uyanık ve hareketli. Türk kamuoyunun AKP’ye muhalif kesimi, son zamanlarda Türk bayrakları ve Atatürk posterleri ile 29 Ekim kutlamaları ve 10 Kasım anmalarıyla, Erdoğan’a karşı çıkıyor(!). Oysa ki esas muhalefet, ancak, hem siyasi hem de askeri alanlarda iktidara gerçekten muhalefet edebilen odak ve kesimlerle birlikte gerçekleştirilebilir. Açlık grevlerine somut destek, bu hareketin çıkış noktası, derin nedenleri ayrıntılı ve ikna edici bir şekilde anlatılarak/açıklanarak gerçekleşebilir. Türklere, özellikle de açlık grevlerine karşı çıkan Türklere sorulabilecek sorular ve tartışma konuları: Jivkov zamanında ana dilleri yasaklanan Türkler Bulgaristan’da açlık grevi yapsalardı desteklemez miydiniz? Sen mahkemede ana dilini konuşamazsan açlık grevi yapmaz mısın? Senin siyasi liderini hapiste tecrit koğuşuna atıp çok uzun süre boyunca avukatlarıyla görüştürmeseler açlık grevine gitmez misin?

ALİ ONGAN




‘Türkiye asla başarılı olamaz’


Terry Moon (ABD’de yayınlanan Marksist-Hümanist News & Letters gazetesinin yönetici editörü):

Türkiye’deki binlerce Kürt tutsak 5 Kasım tarihinde, kararlılık ve dayanışma içinde 12 Eylül tarihinden bu yana açlık grevinde olan ve birçoğu ölüm tehlikesi taşıyan diğer yoldaşlarına katıldılar. Bir gazeteci, Marksist-Hümanist bir gazete olan News & Letters’in yönetici editörü ve bir kadın kurtuluş hareketi aktivisti olarak, Türkiye hükümetinden sadece tutsakların ve Türkiye’de ayrımcı koşullarda yaşayan diğer Kürtlerin taleplerini karşılamasını istemek üzere sesimi yükseltiyorum.
Kürt tutsakların sadece iki talepleri var ve onlar da gayet mütevazi:
1) Türkiye’de Kürt Sorunu’nun siyasi çözümü konusunda müzakere etmek için Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması
2) Kamusal alanda Kürtçe dil hakkı.
Uluslararası Af Örgütü, Türkiye’deki yetkililerin Öcalan’ın avukatları ile görüşmesine izin verilmediğini bildiriyor. Bu, insan haklarının açık ve iğrenç bir ihlalidir. Yine, birçok cezaevinde açlık grevcilerine içme suyu, şeker, tuz ve vitamin verilmediği bildiriliyor. Bu durum işkenceye tekabül etmektedir.
Türkiye, kendini 21. yüzyılın demokrasisi ve dünya siyasetinde bir lider olarak sunmaya çalışıyor. Eğer Türkiye, kendi sınırları içerisinde yaşayan ve kendi nüfusunun büyük bir bölümünü oluşturan Kürtlere karşı insan değillermiş gibi utanmazca ayrımcılığa devam ederse asla başarılı olamaz.  Bizler, grevdekiler ile dayanışmamızı yükseltiyor ve devam eden mücadelede onlarla olduğumuzu bildirmek istiyoruz.


Thomas Schmidinger (Siyaset bilimci; Viyana Üniversitesi ve Vorarlberg Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nde öğretim görevlisi):
Açlık grevinde bulunan Kürt tutsakların talepleri meşrudur ve Türk hükümeti en kısa zamanda mahkumlar ile ciddi bir müzakereye girmelidir. Herhangi bir can kaybının olup olmayacağı konusunda hassas bir döneme girildi. Öte yandan ben, mücadeleyi kazanmak için bunun doğru bir strateji olduğuna ikna olmuş değilim. Kürt hareketinin sağ aydın, siyasetçi, aktivist ve savaşçılara ihtiyacı var ve yeteri kadar şehidi var. 

SUNA KÖSE/LONDRA