TL’nin sürekli değer kaybından dolayı özellikle kanser gibi zor hastalıklarda kullanılan yaklaşık 800 ilaç, firmalar tarafından piyasalardan çekildi. SES’ten Erdal Güzel, “Bu durum çözüme ulaşmazsa çok daha ciddi sonuçlara neden olacaktır” dedi.

 

ELİF ÇETİNER / MA/İSTANBUL

Ekonomik kriz giderek hayatın her alana yayılıyor. İlaç firmaları, biyoteknoloji ürünleri olarak adlandırılan kanser ilaçlarını teknik altyapılarının olmaması nedeniyle üretemiyor. Yurt dışından ithal edilerek Türkiye’ye gelen ilaçlar için Sağlık Bakanlığı ile ilaç firmaları arasında en son 14 Şubat 2018’de kur anlaşması yapıldı. Bu anlaşma sonrası o dönem tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasında kullanılan 1 Euro’nun değeri 2.34 TL’den 2.69 TL’ye çıktı. 7 TL’nin üzerine çıkan euro, ilaç sektöründe de krize yol açtı. Uluslararası ilaç firmalarında şimdiden küçülmeler başlarken, önümüzdeki günlerde hastaların özellikle kanser ilaçlarına ulaşımında sıkıntılar yaşaması bekleniyor.

İlaç sektöründe oluşacak olan krizin tehlikeli boyutlara çıkacağını belirten Sağlık ve Sosyal Hizmetler Sendikası (SES) İstanbul Anadolu Yakası Eşbaşkanı Erdal Güzel, iktidarın ticari yaklaşımlarını bırakarak önleyici sağlık politikaları üretmesini istedi.

İlaçlarda dışa bağımlı 

Sağlık politikasının ticarethane mantığı ile yapıldığına dikkat çeken Güzel, “Çok uzun zamandır süren politikalar ekonomik krizin derinleşmesi ile gün yüzüne çıkmaya başladı. Sendikalar olarak sürekli uyarmamıza rağmen çok dikkate alınmadık fakat ayları bulan randevu sistemleri, ilaca erişememe ile tedavi haklarının kısıtlanması yurttaşlarda da tepkilere neden olmaya başladı. Türkiye’nin ilaç politikası görünürde iyi gibi algılansa da tamamen dışa bağımlı ve dış politika ile doğru orantılı olarak hastalara yansıyor. AKP’nin temel yaklaşımı para dengeleri üzerine kurulmuş durumda ve alternatif hiçbir yapı söz konusu değil” şeklinde konuştu.

İlaç üretimi durduruldu 

Güzel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Son kriz ile birlikte ekonomiye dayanan sağlık politikaları çöküşe uğradı. Yaklaşık 800 ilaç, bağımlı olan firmalar tarafından piyasalardan ya çekildi ya da belirli sayıyla üretilmeye başlandı. Bu hastalarda endişeye neden oldu. Türkiye’de üretim olmadığından kaynaklı dışa bağımlı bir yapı ortaya çıktı ve sağlığa erişim bir baskı içine girdi. Şimdilik kısa vaade de yetecek kadar ilaç bulunurken uzun vade için ciddi anlamda ilaç krizi kapıda. Yani paran kadar sağlık dönemi iyice kendini hissettirmeye başlayacak.”

 

Bir laboratuvar bile yok 

Piyasalardaki dalgalanmanın sağlık ürünlerini çok yakında ilgilendirdiğini sözlerine ekleyen Güzel, euronun değer kazanması ile yurtdışından ithal edilen ilaçların erişiminin zorlaşacağını ve yeni fiyat artışlarının olacağını vurguladı. Güzel, şöyle devam etti: “Piyasa dalgalanmaları ekonomi ile birlikte sağlık alanını daha çok etkilemekte. Kendi üretemeyen, fabrikaları olmayan, eş değer ilaçlara erişimi sağlayamayan bir ülke dışa bağımlıdır. Her hareketlilik hastaların sağlığını tehdit eden bir adım anlamına geliyor. Eşdeğer ilaçlar ile açık kapatılmak isteniyor fakat eşdeğer ilaç olup olmadığını kontrol edecek bir laboratuvara bile sahip olmayan bir sağlık kuruluşu var karşımızda. İlaçların mg’ları(milligram) üzerinden eşdeğer olduğu iddia ediliyor, fakat bileşenleri ve yan etkilerini oluşturacak etmenleri inceleyecek ve denetleyecek bir yapı söz konusu değil. İlaç sektörü ticari ilişkiler, ikili bağlantılar ile piyasa üzerinden şekilleniyor.”

Daha ciddi sorunlar 

Piyasadan çekilen ilaçların zaten pahalı ve ulaşımı zor ilaçlar olduğuna işaret eden Güzel, uyarılarını şöyle sürdürdü: “Bahsi geçen ilaçlar zaten kısmi olarak SGK ile anlaşması olan, kritik hastaların tedavisinde kullanılan ilaçlardı. Kanser ve böbrek hastalarının ilaçları ile bazı ortopedik malzemeler kısmi olarak piyasadan azaltıldı. İlaç firmaları lisansları iptal olmasın diye tamamen piyasadan çekilmiyor fakat üretimi azaltarak hastaların üzerinden baskı uygulamaya çalışıyor. Bu durum ilerleyen süreçte çözüme ulaşmazsa çok daha ciddi sonuçlara neden olacaktır.”

Sağlık çalışanları yetmiyor

 Şartların olağan hale gelmesi için hasta ve hasta yakınlarının yaşananlara müdahil olması gerektiğini dile getiren Güzel, yaşanan sorunların sadece sağlık çalışanlarının çabaları ile çözülemeyeceğini hatırlattı. Güzel, sözlerini şöyle tamamladı: “Sadece itiraz etmek yeterli değil, aynı zamanda hasta ve hasta yakınlarının dayatılan bu politikalar karşısında tavır alınması gerekir. Yaşanan sorunların sadece sağlık çalışanlarını ilgilendirdiği düşüncesinden kurtulmak ve harekete geçmek gerekiyor. Diğer bir çözüm noktası ise hastalık yaratan anlayıştan uzaklaşarak önleyici sağlık politikaları üretmek ve hastalara ticari gözle bakmaktan vazgeçmektir. İlaç tüketimi Avrupa ülkelerinin 4 katı olan bir ülkede ilaç alanı firmalar için rant alanı haline getirilmiştir. Son olarak kamu adına sözleşme yapan kurumların yaşanacak krizlere karşı önlemini alması ve gerektiğinde harekete geçmesi gerekir. Dış firmaların üretime bağlı olarak tedavi biçimi uygulamak doğru değil. Kendi üretimini, ilaç incelemesi yapan laboratuvarların kurulması da alınması gereken önlemlerin başında geliyor.”

 
 

Ekonomist Konukman:Dolar durmaz

 

SELMAN GÜZELYÜZ / MA/ANKARA

Ekonomist Aziz Konukman, krizin doları tetiklediğini, ancak ABD ile ilişkiler düzelse de doların durmayacağını söyledi.

   

 Dolar, TL karşısında son 5 yıldır istikrarlı bir şekilde artıyor. Demokratik adımların atıldığı 2013 yılında dolar 1.90 TL seviyesindeydi. Ancak hükümetin merkezi ve anti-demokratik politikaları TL’deki değer kaybını da beraberinde getirdi. TL’nin değer kaybı Ocak ayından bu yana yüzde 50’yi aştı. Merkez Bankası’nın (MB) faiz artırımı ve piyasa dolar sürmesi, hükümetin bekle-gör politikası ya da sözlü müdahaleleri TL’nin değer kaybetmesine engel olamadı. AKP hükümetine göre, doların artışındaki temel etken ABD ile yaşanan rahip Brunson krizi. Uzmanların işaret ettiği sorunlar ise izlenen ekonomi politikaları ve ekonomideki yapısal sorunlar.

Sadece tetikledi 

Bu uzmanlardan Prof. Dr. Aziz Konukman, Brunson krizinin sadece kuru tetiklediği görüşünde. “Başını alıp giden döviz, ABD ile ilişkiler yerine oturduğunda durmaz” diyen Konukman, şöyle devam etti: “Sadece doların 7 TL’ye gitmesi durur. Ama senin cari işlemlerin açık veriyorsa, sen dış kaynak bağımlılığı içinde bir ekonomiysen, dövize her anlamda bağımlıysan ne olacak? Dışarıdan gelen sıcak para bağımlılığına devam etmek zorundasın. Türkiye döviz bağımlısı bir ekonomi. Bu politika devam ettiği sürece döviz fiyatları daima yüksek düzeylerde seyredecek. Eğer bu ABD ile devam eden kriz çözülürse çok çok yükseğe gitmez üma bu Türkiye ekonomisinin sorunlarını çözmez."

466.7 milyar dolarlık dış borç

Türkiye’nin 466.7 milyar dolarlık dış borcuna değinen Konukman, “Bu borç ABD krizi ile mi ortaya çıktı? Geçmişte uygulanan politikalar yüzünden oldu bunlar. 'Bunları dış güçler yapıyor’ diyerek, kendi sorumluluklarını kamuoyunu gözü önünde saklamak çabasına girmekle bu sorun çözülmez. Yapmak istedikler şey, 'İşte ben ekonomiyi düzeltecektim ama dış güçler düğmeye bastı' algısını oluşturmak. Daha önceki ekonomi alanına uyguladıkları yanlış politikaları Brunson krizi üzerinden gizlemek istiyorlar. Mesele bundan ibaret" dedi.

Erdoğan’ın payı var 

Türkiye ekonomisinin yaşadığı kur krizinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın payına da işaret eden Konukman, şunları söyledi: "Erdoğan, Londra'da yatırımcılarla yaptığı toplantıda, 'Eğer reis olursam faizi yükseltmeyeceğim' dedi. Ortalık o zaman bir birine girdi. Sonra Mehmet Şimşek bu durumu düzeltmek için Londra'ya gitti ve Tayip Erdoğan'ın bu hatasını düzeltmeye çalıştı. Faizler zaten örtük olarak artıyordu ama ondan sonra da faiz kuru daha da artırıldı. Eğer dalgalı kur sistemi var ise faizler, kurlar yükseliyorsa, bu yükselişi durdurmak için faizi arttırman lazım. Ama Erdoğan buna izin vermedi. Hatta bir önceki Merkez Bankası Başkanı faiz artışını denediği için, hain olarak ilan edildi. Sonunda dövizdeki yükselme başladı."

Konukman, Türkiye gibi ekonomilerde her zaman için döviz kıtlığının yaşanacağını söyledi ve "Eğer bir ülkede döviz kıtlığı olursa, döviz yükselir. Bunun ABD ilişkileri falan alakası yok. Ama ABD ile ilgili olan problemler, bu durumu hızlandırır ve tetikler” diye ekledi.

 
 

Cari açık 57.4 milyar dolar

 

Cari işlemler dengesi, Haziran’da 2.97 milyar dolar açık verdi. 6 aylık açık 31.2 milyar dolar, 12 aylık cari açık 57.4 milyar dolar olarak kayıtlara geçti.

Cari işlemler açığı, Haziran ayında 2 milyar 973 milyon dolar oldu. 12 aylık cari işlemler açığı 57.386 milyon dolar oldu.

Net hata noksan kalemi 455 milyon olurken, 6 aylık net hata noksan 8.32 milyar dolar olarak kaydedildi.

Dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre 228 milyon dolar azalarak 4 milyar 388 milyon dolara, birincil gelir dengesi açığı 125 milyon dolar azalarak 1 milyar 8 milyon dolara geriledi.

Hizmetler dengesinden kaynaklanan net girişler, bir önceki yılın aynı ayına göre 712 milyon dolar artarak 2 milyar 385 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu gelişmede, seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirlerin 490 milyon dolar artarak 1 milyar 881 milyon dolara yükselmesi etkili oldu.

Birincil gelir dengesi kalemi altında yatırım geliri kaleminden kaynaklanan net çıkışlar, bir önceki yılın aynı ayına göre 119 milyon dolar azalarak 951 milyon dolar oldu.

Bir önceki yılın Haziran ayında 285 milyon dolar net giriş gösteren ikincil gelir dengesi kalemi, bu yılın aynı ayında da 38 milyon dolar net giriş kaydetti.

Doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net girişler, 951 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Portföy yatırımları 883 milyon dolar net çıkış görüldü. Alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, yurtdışı yerleşiklerin hisse senedi piyasasında 76 milyon dolar net alış, devlet iç borçlanma senetleri piyasasında ise 262 milyon dolar net satış yaptığı görüldü.

Yurtiçi yerleşiklerin yurtdışındaki tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak, bankalar 335 milyon dolar net geri ödeme gerçekleştirdi.

Günde 38 iş yeri kapanıyor

İki yıl süren Olağanüstü Hal (OHAL), döviz kurundaki yüksek artış, hükümetin ithalata dayalı ekonomi politikası nedeniyle zor günler yaşayan iş yeri sahipleri dükkânlarının kapılarına kilit vurmak zorunda kalıyor. Resmi verilere göre günde ortalama 38 işyeri kapanıyor. Son bir buçuk yılda kapısına kilit vuran işyeri sayısı 20 bin 607'ye ulaştı.

Birgün'den Hüseyin Şimşek'in haberine göre Adalet ve İçişleri Bakanlarının ABD içerisindeki malvarlıklarının dondurulmasının ardından artan dolar, beraberinde derinleşmiş ekonomik kriz ve “iflas” endişesini getirirken, kaygıları haklı çıkaran resmi verilere göre Türkiye’de günde ortalama 38 işyeri kapanıyor.

Daralma fayda etmedi

Dövizde son günlerdeki yüksek artışın ardından gözlerin çevrildiği orta ve büyük ölçekli işyerleri, daralma ve işçi çıkarma işlemleri de fayda etmeyince birer birer kapanmaya başladı. Resmi istatistiklere göre, 2017 yılının Ocak ayından bu yılın Haziran ayına kadar 20 bin 607 işyeri kapısına kilit vurdu.

2017’ye şirket dayanmadı

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin verilerine göre, 2017 yılında zor günler yaşayan ülke ekonomisinden olumsuz etkilenen 14 bin 701 işyeri kapandı. Birçoğu iflas eden işyerlerinden 2 bin 142’si Ocak, 815’i Şubat, 720’si Mart, 810’u Nisan, 861’i Mayıs ayında kapandı. Haziran ayında kapanan işyeri sayısı bin 112 olurken Temmuz ayında bin 211, Ağustos ayında ise bin 313 işyeri kapandı. Geçen yıl Eylül ayında 951, Ekim ayında bin 375, Kasım ayında bin 228 ve Aralık ayında ise tam 2 bin 163 işyeri kepenk indirdi.

Ayda ortalama bin işyeri

Bu yıl başından itibaren de iflaslar yüksek hızla devam ederken, Ocak ayında 2 bin 417 şirket kapandı. Kapanan işyeri sayısı, Şubat ayında 682 olurken, Mart ayında 780, Nisan ayında 623, Mayıs ayında 652 ve Haziran ayında ise 752 olarak kayıtlara geçti. Böylece 2018 yılının ilk altı ayında 5 bin 906 işyerinin kapısına kilit vuruldu.

Her işkolundan var

Son bir buçuk yılda kapanan 20 bin 607 işyeri, iş kollarına göre incelendiğinde ise toptan ve perakende satış yapan firmaların başı çektiği görülüyor. En çok bu tür işyerleri kapanırken onu motorlu taşıt parça imalatı ve satışı yapan firmalar, danışmanlık hizmeti veren firmalar, gayrimenkul acenteleri, bilgisayar programlama faaliyetleri yapan firmalar, inşaat firmaları ve enerji firmaları izledi.

Bankalar da küçülüyor

Dövizdeki yüksek artıştan ciddi oranda etkilenen ve rezervlerinin tükenme tehlikesi yaşadığı ifade edilen bankalar da iki yılda ciddi oranda küçülmeye gitti. 18 ayda 458 banka şubesi kapatıldı.

Bankaların geçen yıl kapattığı şube sayısı 325 olurken, bu yıl ise ilk altı ayda kapanan şube sayısı 133’ü buldu.

 
 

HDP: Kriz ve fiyasko var

 

HDP Parti Sözcüsü Saruhan Oluç, ‘Ekonomik savaşı kazanacağız’ diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarına dair "Ortada bir ekonomik savaş yoktur; iktidarın politik ve ekonomik tercih ve uygulamalarının yarattığı kriz ve fiyasko vardır" dedi.

 HDP Parti Sözcüsü Saruhan Oluç, artan döviz kurlarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ‘Yastık altındaki dövizleri bozdurun, bu bir milli mücadeledir, ekonomik savaşı kazanacağız’ sözlerinin sadece krizi örtme çabası olduğunu ifade eden Oluç, "Ortada bir ekonomik savaş yoktur; iktidarın politik ve ekonomik tercih ve uygulamalarının yarattığı kriz ve fiyasko vardır" dedi.

Oluç'un açıklamasının devamı şöyle: "Artık şu çok açık ortaya çıkmıştır ki, ‘kriz yok’ diyenler açıkça yalan söylüyor. En başta da iktidar koalisyonu, yandaş medya ve akademi çevreleri geliyor. Saat başı kur artışının yaşanması, döviz alım-satım farkının gittikçe artması, ekonomik dengelere ve işleyişe yönelik güvenin yıkıldığına dair önemli işaretlerdir. Bütün bunlar aynı zamanda yönetememe krizinin de önemli göstergeleridir. OHAL hukuksuzluğunun kalıcılaşması ve bu durumun yolsuzluk ve israf düzenine duyulan güvensizlikle birleşmesi krizi tetiklemiştir.

Halk dünden daha fakirdir

24 Haziran’dan sonra Türk Lirası yüzde 33 oranında değer kaybetmiş, üretici enflasyonu yüzde 25’e yükselmiş, faiz oranları yüzde 25 bandına çıkmış ve işsizlik oranları iki haneli olmuştur. Gün geçtikçe enflasyon ve hayat pahalılığı, borçlanma büyümektedir. Bugün halk dünden daha fakirdir. Yarın ise maalesef bugünden daha fakir olacaktır. TL’nin değer kaybetmesinin anlamı budur. Ama öte yandan ülke hızla bu iktidar eliyle uçuruma sürüklenirken, elbette bu türbülanstan büyük rant ve kazanç elde eden iktidar yandaşları da mevcuttur.

Hamasetle yönetilemez

Hem siyasi hem de ekonomik krizin müsebbibi olan bu iktidar, kurduğu otoriter rejimle yanlışlarının bedelini halklarımıza, işçi ve emekçilere ödeterek yoluna devam etme peşindedir. Yaşanan krizi finansal alanda atılacak adımlarla, para politikalarıyla veya rantçı, talancı ve verimsiz harcamalara dayanan 100 günde 400 proje gibi yalan rüzgarları ile durdurmayı düşünen iktidar yanıldığını görecektir. Hamasetle ekonomi ve ülke yönetimi yürütülemez. ‘Onların doları varsa bizim Allahımız var’ gibi kamyon arkası yazıları ile veya ‘dış güçlere karşı ekonomik savaş yürütüyoruz’ safsataları ile süreç yönetimi yapmak, yarın daha ağır ekonomik sonuçları işçinin, emekçinin, yoksulun, çiftçinin, esnafın, üreticinin omuzlarına yıkmak demektir.

Siyasi adımlar da atılmalı

Biliyoruz ki, çözüm sadece ekonomik alanda yapılacaklarla sınırlı değildir, çözüm için siyasal adımlar atılması gereklidir. Tek kişi yönetimine ve tekçi anlayışa değil çoğulcu demokrasiye; üstünlerin hukukuna değil hukukun üstünlüğüne; yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığına; savaş politikaları yerine barış politikalarına dayanan, İmralı’da tecriti sonlandırıp Kürt sorununda demokratik çözüme yönelen bir siyaset anlayışı ile ancak sonuç almak mümkün olabilir. Rantçı ve yandaşı besleyen açgözlü sermaye düzenine, hukuksuzluk ve tek adam keyfiliğine son verilmedikçe, faşizmin kurumsallaşması karşısında demokratik cumhuriyetin özellikleri geliştirilmedikçe, bu krizin orta ve uzun vadeli olarak aşılması mümkün değildir.

Ortak mücadele çağrısı 

Bizler bu iktidarın yarattığı krizin faturasını halka ödetilemeyeceğini bir kez daha vurguluyoruz. Bu iktidarın ekonomi politikalarını ve siyasi kurgusunu kabul etmeyen, itiraz eden herkesi ortak mücadeleye çağırıyoruz. Yapılması gereken dayanışma içinde bu gidişe karşı ortak ve birleşik mücadeleyi, direnişi büyütmek, barış ve demokrasiyi kurma mücadelesini yükseltmektir."