İzmir’de devam eden Kitap Fuarı’na katılan yayınevleri, katılım yoğun olmasına rağmen kitap satışlarının düşük olduğuna dikkat çekti. Muhalif yayıncılar ise bir yandan ekonomik krizle boğuşurken bir yandan da siyasi baskıyla da mücadele etmek zorunda kaldıklarına vurgu yaptılar.

NİMET ÖLMEZ / MA/İZMİR

24’üncü İzmir Kitap Fuarı’na katılan yayınevleri, ekonomik krizden kaynaklı kitap satışlarında azalma yaşandığına işaret etti. Yayınevleri, var olan siyasal ortamdan dolayı okur kitlesinde de zayıflama olduğunu söyledi.

Tüm Fuarcılık Yapım Anonim Şirketi (TÜYAP) ve Türkiye Yayıncılar Birliği’nin (TYB) ortaklaşa düzenlediği 24’üncü İzmir Kitap Fuarı, bir haftasıdır sürüyor. Kültürpark Uluslararası Fuar Alanı’nda devam eden fuarda düzenlenen etkinliklerle birçok yazar okuyucularıyla buluşma şansına sahip olurken yayınevleri katılım yoğun olmasına rağmen kitap satışlarının düşük olduğuna dikkat çekti.

Var olan tablonun ekonomik kriz ile bağlantılı olduğuna işaret eden Kor Kitap’ın Satış Sorumlusu Burhan Coşar, ”İşsizliğin derinleştirdiği alım gücünün zayıflaması, sektörü de etkiliyor” dedi. Coşar, muhalif yayıncıların ekonomik krizle boğuşurken bir yandan da siyasi baskıyla da mücadele etmek zorunda kaldıklarına dikkat çekti.

Dipnot Yayınları Sorumlusu Ali Emin Türkmen, Dolar ve Euro’nun artmasıyla yaşanan iktisadi krizin kendilerini direkt etkilediğini söyleyerek, “Yayıncılar telif, kağıdın girdisi Euro üzerinden olduğu için ciddi sorun yaşanıyor. Ülkede demokrasi kendi rayında ilerlemediği için de okur oranında da bir zayıflama söz konusu” dedi. Türkmen, yayın sektöründeki tekeleşmenin de muhalif yayıncılarının etkilediğini belirtti.

Cezaevinde bulunan Kürt siyasetçiler Gültan Kışanak, İdris Baluken ve Selahattin Demirtaş’ın kitaplarına ilişkin imza günü düzenleyeceklerini söyleyen Türkmen, 13 Nisan tarihinde yapılacak etkinliğe Ahmet Şık, Serpil Kemalbay, Meral Danış Beştaş’ın katılacağını aktardı.

‘Baskı verilerinde büyük bir düşüş var’

İletişim Yayınları Sorumlusu Erkan Akpınar, ekonomik krizin tüm yayıncılık sektörüne ciddi sıkıntılara yol açtığını belirtti. Akpınar, özellikle kağıt kriziyle büyüyen matbaa maliyetlerinin Dolar ve Euro’ya endeksli olmasından dolayı yükselen kurlarla maliyetlerin yükseldiğini söyledi. Buna karşın kitap fiyatlarına bu maliyetleri yansıtmadıklarını ifade eden Akpınar, bunun da ciddi sıkıntılara neden olduğunu anlattı. Ekonomik krizin daha uzun süre boyunca devam edeceğini öngördüğünü söyleyen Akpınar, “2019’un ilk üç ayındaki baskı verilerinde ciddi bir azalma olduğunu buradan söylemek isterim” dedi.

Ayrıntı Yayınları’nın sorumlusu İlbay Kahraman da krizin yayın sektörünü ciddi boyutlarda etkilediğini dile getirdi. Pek çok küçük yayınevinin kapandığını ifade eden Kahraman, bazılarının ise yeni kiatap basamayacak noktaya geldiğine işaret etti. Kahraman, Dolar üzerinden yapılan spekülasyonların yayıncıları korkuttuğunu söyledi.

‘Kürt yayıncılar umduklarını bulamadı’

Sîtav Yayınevi yazarlarından Qahir Bateyî, son 2 yılın hem Türkiye’deki yayın evleri hem de Kürtçe kitap basan yayınevleri için zor bir dönem olduğunu belirtti. Bateyî, “Sadece ekonomik kriz değil, siyasi kriz de var. Bu iki kriz Kürtçe kitapları da çok etki yaratıyor. Siyasi kriz yüzünden insanlar artık kitap almaktan korkuyor. Bu kötü süreç Kürt yayınevleri üzerinde uygulandı” dedi.

Aram Yayınları’nın yokluğunun fuarda belli olduğunu vurgulayan Bateyî, “Aram’dan çıkan kitaplar hukuki bir dayanak olmadan engellendi. Kitapların üzerindeki isimler ya da fotoğraflar bile yasaklama gerekçesi oldu. Bu nedenle sıkıntılı günler geçiren Aram Yayınevi bu fuarda yerini alamadı. Bu ciddi bir sorundur” ifadesinde bulundu. Bateyî, Kürt yayıncılar olarak fuardan bekledikleri ilgiyi göremediklerini söyledi.

 Fuara katılan Kürt yayıncılardan Ava Yayınları ise Yazar Ronî War ve Ganî Türk’ün sunumuyla ”Kürt Sözlü Edebiyatında Masal” isimli söyleyişi düzenledi. Söyleşide “Balığın Gülüşü” isimli anonim masal Kürtçe ve Türkçe anlatıldı.

 
 

Akademisyenler mağdur değil barışın tarafıdır

 

İzmir Kitap Fuarı’nda “Akademi: Sözün ve Eylemin Özgürlüğü” başlıklı söyleşiye katılan HDK önceki eş dönem sözcüsü Onur Hamzaoğlu, akademisyenlerin barışın tarafı olduğunu vurguladı. Dipnot Yayınları’nın “Akademi: Sözün ve Eylemin Özgürlüğü” başlığıyla düzenlediği söyleşiye konuşmacı olarak katılan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) önceki dönem Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu, akademinin önemine vurgu yaptı.

Akademiyi bir kurum olarak değil, bir “eyleme” biçimi olarak tanımlayan Hamzaoğlu, “Akademiyi, gerçekliğin arandığı ve bunların paylaşıldığı bir işlevsel bütünlük olarak ele almak gerekir. Akademisyen, gerçekleri bütün çıplaklığıyla ortaya koymaya çalışan ve ne pahasına olursa olsun bunu paylaşan olarak anlamak doğru olur” dedi. Sözü dil ile ayırmak gerektiğini söyleyen Hamzaoğlu, “Bir toplumsal sonuç olarak anlamak gerekir. Toplumsal yapı içinde biçimlenen ve ortak kanımızın oluştuğu bir alan, bir üretim” olarak tarif etti. Özgürlüğün ise kazanılmış hakların kullanılabilmesi olarak tanımlanması gerektiğini vurgulayan Hamzaoğlu, “Özgürlüğümüzü kullanabilmemiz için toplumun tüm kesimlerinin eşitliğinin sağlandığı bir durumu gereksinim kılıyor. Nihayetinde de üretim ilişkilerinin belirlediği bir eşitliğin sağlanması gerekiyor” dedi.

İfade özgürlüğünün olmadığı bir ülkede akademik özgürlüğü konuşmanın zor olduğunu söyleyen Hamzaoğlu, Türkiye üniversitelerinde kişisel ve kitlesel olarak iki biçimde tasfiye yaşandığını ve bunun tümünün siyasi olduğunu belirtti. 11 Ocak 2016 tarihinde “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza atan akademisyenlerin tasfiyelerinin de siyasi olduğunu vurgulayan Hamzaoğlu, “Bildiriyi imzalayan yüzlerce kişi kendini mağdur olarak tanımlamıyor, bu tasfiye içinde bulunan herkes bu süreçte bir taraftır, barışı talep eden taraftır. Birleşmiş Milletler sözleşmelerinde de geçen her insanın barış içinde yaşamasını devletlerin sorumlu olduğunu hatırlatan bildiri, mahkemelerde bir suç aleti gibi yargılanıyor. Üstelik tek bir ‘suç aleti’ üzerinden ayrı ayrı davalar açılıyor ve ayrı ayrı suçlamalar yapılıyor. Bu metin, Türkiye akademi tarihinde ilk defa yurttaşın barış içinde yaşama hakkını devletten talep eden çok önemli bir metindir” diye konuştu.