İnsan doğada var olduğu andan itibaren muazzam bir varoluş mücadelesi veriyor. Modern insan doğayla mücadelede kat ettiği mesafeden dolayı kendisini dev aynasında görmeye başlamıştı ki; bir anda daha ne olduğunu anlamadan Covid-19, günlük anlamda koronavirüs salgınıyla karşı karşıya kaldı.
İlk tepkiler gerçekten çok ilgi çekiciydi; sıradan insandan toplumu yönetenlere kadar birçok kişi yaklaşan felaketi ciddiye almama eğilimindeydi. Hadi siyasetçileri, yandaş gazetecileri bir nebze olsun anlıyorum da; mesleği insan sağlığını korumak olan tıp profesörlerinin yaklaşan salgını küçümseyen tavırları uzun süre unutulmayacaktır.
Halbuki tarihçiler, salgın hastalıklar konusunda ihtisas yapmış hekimler yaklaşan felaketi görmeli ve toplumu uyarmalılardı. İş siyasetçilere kalınca onlar toplum sağlığından çok kendi iktidarlarını düşündükleri için yaklaşan felaket konusuda toplumu uyarmakta çok geç kaldılar.
İtalya, İspanya, ve hatta ABD'de yaşananlar modern insanın; salgın hastalıklar ve çevre felaketleri konusunda ne kadar aciz duruma düşebileceğini göstermesi açısından hepimize ders olmalıdır. Dünyanın en gelişmiş toplumları koronavirüs karşısında çaresiz duruma düştüler...
Modern toplum koronavirüsün aynasında kendi yalın gerçekliğini gördü. Modern devletlerde kamu ekonomisi bir yıl içinde üretilen "Gayri Safi Milli Hasılanın” neredeyse yarısını denk gelmektedir. İtalya'da bu oran yüzde kırkların üzerindedir.
Fakat koronavirüs salgınında da anlaşıldı ki İtalyan devleti toplumdan aldığı bu kaynağı; kamu sağlığı için harcamamış. İtalya Euro bölgesinin üçüncü, dünyanın en büyük sekizinci ekonomisi konumundadır.
İtalya'nın 2018 yılı itibariyle GSMH'sı "2.072 trilyon” ve kişi başına yıllık milli gelir "34.260” dolardır. Kamu ekonomisi yine aynı yıl 948.1 milyar dolarlık harcama yapmıştır. Yani bu durumda İtalyan devleti bütün İtalyan halkının birlikte bir yıl içinde ürettiği servetin yüzde 45,75'ini kullanmıştır.
Halbuki kriz başlayıncaya kadar İtalya Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre Fransa'nın ardından en iyi işleyen ikinci sağlık sitemine sahip ülke olarak görülüyordu. Fakat buna rağmen koronavirüs salgınında on ikibine yakın insan hayatını kaybetti.
Buna salgının özellikle ülkenin sadece bir bölgesinde yoğunlaşmış olmasının da payı var muhakkak (ülke çapında yaşanan virüs vakalarının yarısından fazlası, Bergamo, Milano gibi kentlerin olduğu Lombardia bölgesinde gerçekleşmiş); fakat İtalya'da yaşanan felaketi kimse sadece bun,unla izah edemez.
Bu kadar övgü ile bahs edilen, dünyanın en güçlü sekizinci ekonomisi koronavirüs salgınında diz çökmek zorunda kaldı. Birçok İtalyan doktor ve sağlık çalışanı hayatları boyunca asala unutamayacakları acılar yaşadılar. İtalyan toplumu ve bütün insanlık İtalya'da yaşananları büyük bir çaresizlikle izledi.
Burada iki önemli şeyin altını çizmek gerekiyor. Bunlardan ilki bu zamana kadar bir biçimde günümüze kadar gelen sağlık sisteminin tamamını gözden geçirmek gerektiğidir. Anlaşıldı ki sorun sadece İtalya, İspanya gibi ülkelerin sorunu değildir; aksine hiç bir ülkenin sağlık sisteminin bu türden bir salgın hastalıkla mücadeleye hazır olmadığı bu krizle net olarak ortaya çıkmıştır.
İkincisi ise mevcut devlet sistemleri yüzlece yıl sürekli yeniden tekrar eden veba salgınlarından ve çok değil daha yüzyıl önce yaşanan 50 ila 100 milyon arasında insanın yaşamına mal olan "İspanyol Gribi"nden hiç bir ders almamıştır.
Kar odaklı yeni küresel kapitalizm bu türden salgınlarla mücadele edemez; bu türden salgın hastalıklarla ancak kamu sağlığını esas alan dayanışmacı bir toplum inşaa edilerek mücadele edilebilinir.
Doğayı ve insanı tüketmeden üretim ve adil bir paylaşım sağlanmadan bu türden sorunlarla mücadele edilemez; günümüzün görevi bu türden bir toplumun inşaası için mücadele etmek olmalıdır.