PERPERİKA BABLÎSOK


Günlük yaşantınız stabil devam ederken, birden bire yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu hissedersiniz. Ama ne kadar kafa yorsanız da sorunun tam olarak ne olduğunu bulamazsınız. Çünkü sorun içinde bulunduğunuz, yaşamak zorunda olduğunuz hayatın ta kendisidir. Bunu fark etmek bazen zaman alır. Bazen de aniden bir ampul başınızın üstünde yanar ve siz kendinizi yollarda bulursunuz.



Bunu farketmem ne kadar zaman aldı diye düşündüğümde tek bir cevap gelmiyor aklıma. Bir çok cevabı var...  Çocukluğumdan beri hep bir karın ağrım vardı. Yaşadığım topluma, dayatılan yaşam şekillerine, kadına yönelik şiddete, baskıya karşı hep bir kavga halindeydim. Bu kavga hali beni dinç tuttu hayallerimin peşinden gitme konusunda.

Anamdan gezgin olarak doğmadım ama hani çocukluğunuzda size sık sık sorulan “mühim” bi soru vardır ya “büyüyünce ne olacaksın?” İşte ben o soruyu hep “gezgin” diye cevapladım. Soru mühimdi. Çünkü bu soruya vereceğiniz cevapta geleceğinizin ne kadar “parlak” olacağı gizliydi. Diğer bir deyişle gelecekte ne kadar “önemli” bir insan olacağınız gizliydi. Sanki geleceğinizin ne kadar parlak olacağı sadece ama sadece size ve sizin isteklerinize bağlıymış gibi. Pehhh…



Bu soruya cevap verirken; aklımda toplumsal etiket, toplumsal tabular, para kazanmak zorunda olmak, toplum düzeni içinde kıvranmak gibi soru işaretleri olmadan, sadece ve sadece ben ne istiyorsam, paşa gönlüm ne diyorsa öyle olsun istiyordum. Bunun ne kadar imkansız demek istemiyorum ama zor olabileceğini çoktan kavramış olduğum halde… 


Amerika’yı değilse de kendini keşfetmek 

Gezmek; yeni yerler keşfetmek, yeni tatlar yeni kokular edinmek, yeni birileriyle tanışık olmak. Güneşi her sabah başka bir coğrafyada karşılamak… 

Gezgin olmaktan daha mühim ne olabilirdi ki? Hiç kimsenin bilmediği yerleri siz bulacaktınız. El değmemiş dağlardan, ovalardan geçecektiniz. Henüz adı konmamış çiçekleri koklayıp ona bir ad koyma şerefine nail olacaktınız. Şansınız yaver giderse kim bilir belki de Kolomb gibi koskoca bir kıta keşfedecektiniz. Üstelik her zaman böyle olması da gerekmezdi. Başkalarının bildiği ama sizin bilmediğiniz yerler de vardı en nihayetinde. Bazen de size özel bir keşif olabilirdi. Amerika’yı yeniden keşfetmeyecektiniz belki ama Kristof Kolomb gibi ne keşfedeceğinizin de farkında olmadan kendinize özel bi keşif yapacaktınız. İşte tüm bunlar yeterince mühim’di. Sizi de yeterince “önemli biri” yapardı. 



Gelgelelim, büyüdükçe işlerin böyle yürümediğini anlıyorsunuz. Eğitimsizlikte birinci sıraları kimseye kaptırmayan bir coğrafyada eğitimli olmanız beklenir. İşsizlik tavan yapmışken iyi bir iş sahibi olmanız beklenir. Kafayı, gözü patlatarak topluma, vatana millete faydalı bir birey olmanız beklenir, Kristof Kolomb olmanız değil! Tüm bunlar, hayallerinizin üzerinden bir panzer gibi geçer gider, geriye tozu dumana katılmış bir yol ve o yolun ortasında siz, kala kalırsınız. Bu tabi ki dünyanın sonu olmayacaktır. Bir gün o toza dumana karışma cesareti elbet sizi de bulur ve küçücük dünyanızdan kocaman evrene açılan bir pencere aralanır.


Toza dumana karışma vakti  

Çok değil birkaç yıl önce derslerin, sorumlulukların, toplumdaki kargaşanın içinde boğulmak üzereyken yollara düştüm. Her şey üstüme üstüme geliyordu ve benim kaçacak hiçbir yerim yok gibiydi. Sürekli okula gitmek, hocalar tarafından neyime yarayacağını bilemediğim ödevleri yapmak zorundaydım. Geçinebilmek için para kazanmak, çalışmak zorundaydım. Kişisel ya da ailevi sorunlarıma çözümler bulmak zorundaydım.

Kadın olmam bu ülkede başlı başına bir dertti zaten. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi ülke her gün havai fişek gibi patlıyor ve ben böyle bir ortamda fiziksel beden bütünlüğümü ve psikolojik sağlığımı korumak zorundaydım. Tam bir sıkışmışlık hali değil mi?

Yollara nasıl çıkılır, onu bile bilmeden yollara çıktım. Zaten ilk yola çıktığımda otostop yapmaya cesaret edemeyip otobüsle gittim. Çünkü başıma bir felaket gelir diye endişeliydim. Tacize uğrarım, tecavüze uğrarım o da yetmez öldürülebilirim!.. Ben bunları düşünmek istemesem de o günler de hep böyle haberler önüme düştü. 

Sanki bu coğrafyada sadece gezen, eve geç gelen, erkek arkadaşı olan, yaşadığı toplumun kadın üzerinden dayatılan “çürümüş, kokuşmuş” ahlak ilkelerini reddederek istediği gibi giyinen, istediği yerde kahkaha atan, istediği kişiyle oturup-kalkan… Yani özetle bir birey olarak kendi doğruları-eğrileri, kendi kuralları olan kadınların başına geliyor böyle feci şeyler. 

Çok sonra anladım ki bu sadece kadını, dört duvar arasına sıkıştırma, sürekli işaret edilen “özel alana” hapsetme çabasıdır. 

Bu karanlık zihniyetlere; evinin dışındaki yaşamdan bihaber yaşayan kadınların, okula gitme şansı verilmemiş, tek başına çarşıya pazara gitmesi yasaklanmış kadınların tecavüze uğradığını ve katledildiğini de hatırlatmak gerekir.



‘Kadın kamusal alanda değil, özel alanda olmalı.’ ‘Evin dışındaki yaşam kadın için uygun değil.’ Çünkü kadın zaten erkeğe göre ‘zayıf, güçsüz, dayanıksız’ olandır! Büyüyüp serpildikçe, dört bir koldan müdahale arttıkça anlamaya başladım bu tehlikeli zihniyeti.

Yollara çıkmaya karar vermem bi bakımdan bu tehlikeli zihniyete karşı başlatmış olduğum bir çeşit mücadeleydi. Kadın kimliğim üzerinden dayatılan bütün ahlak kurallarını, küflenmiş gelenek-görenekleri, tabuları yıkmanın ilk adımıydı.   


Gezgin olmak yaşam biçiminizi değiştirir

İlk zamanlar yola çıkarken taşınacak malzemeler konusunda çok acemiydim. Aman ihtiyacım olur, bu da burada dursun diyerek yüküm hep çok ağırlaşırdı. Bazen saatlerce yolda beklemek gerekirdi veya yürüyerek devam etmek, işte o zamanlar sırtımda kamyon taşıyor gibi olurdum. Böylelikle yavaş yavaş yükü azaltmam gerektiğini de öğrendim. Bu benim açımdan çok önemli bir kazanım oldu. Çünkü hayatımda “vazgeçilmez” dediğim birçok eşyanın o kadar da önemli olmadığını anladım. Buradan da hareketle nesneye ya da daha geniş tanımlarsak “meta”ya gereksiz yere ne kadar bağlı olduğum sonucuna vardım. Şimdi evimdeki eşyalardan ya da bir yığın gereksiz kıyafetten kurtulma yolları geliştiriyorum. 

Asla yiyemem dediğim lezzetler denedim ya da her gün bunu yemezsem ölürüm dediğim şeylerden vazgeçmeyi öğrendim ve “o” olmadığında da ölmediğimi gördüm. Kendi yatağım dışında uyuduğum bütün uykular yetersiz ve verimsiz gelirken şimdi yağmurun çadırı ıslattığı, bol yıldızlı gecelerden bol güneşli sabahlara uyandığım uykuları özler oldum. Eğer bir deniz kenarına kurulduysa çadır, uyandığımda yüzümü yıkamak için denize daldığım sabahları özlüyorum. İşte bu yüzden “Gezgin olmak yaşam biçiminizi değiştirir” dersem çok da abartmış olmam.

 Normal şartlarda ideolojime uzak, benim gibi düşünmeyen insanlarla değil muhabbet etmek aynı ortamda bulunmaktan kaçınırdım. Bunun sebebi anlaşılamamak kaygısıydı ya da yanlış anlaşılmak. Zordur çünkü bu coğrafyada senden farklı düşünen birine meramını anlatmak. Otostop yaptığım zamanlar o kadar farklı insanlarla tanıştım ve o kadar farklı konular üzerinde konuşup tartıştık ki şimdi o “benden farklı” olduğunu düşündüğüm için konuşmadığım insanlarla da konuşmanın beni ne kadar aydınlattığını ve görüş açımı ne kadar genişlettiğini gördüm. Onlarla da konuşulması gerektiğini ve hatta sırf benden farklı oldukları için konuşmak gerektiğini gördüm. Tabi bunu nefrete batmış biri için söyleyemem. Ne kadar konuşmayı denesem de bi adamın son cümlesi “şu Kürtlerin üzerine zift döküp yakmak lazım” ise o noktada boşa zaman kaybetmek, nefes tüketmekten başka bir şey olmuyor. 

Önceleri otostopla seyahat etmeyi, yol masraflarını kıstığı için veya daha eğlenceli olduğu için severdim. Gezmek fiili de öyle; mesele sadece gidip yeni yerler görmek, denizde yüzmek, kumda güneşlenmek değil… Gezgin olmak sonradan kazandığınız daha doğrusu ailenizin, arkadaşlarınızın sevdiklerinizin, sevmediklerinizin yani kısaca yaşadığınız toplumun size zorla kazandırmış olduğu tüm eğrileri doğruları oturup bir düşünme, eleştiri süzgecinden geçirme, size gerçekten uyup uymadığını sorgulama, uymuyorsa eleme şansı verir. Şimdi çok daha büyük anlamlar yüklüyorum gezgin olmaya. 

Bir yaşam biçimi haline geldi, bir gün başıma kötü bir felaket gelmedikçe yollarda olacağım. Beni özgürleştiren, ailemden, akrabalarımdan, yaşadığım toplumdan bağımsız bir birey olduğumu hatırlatan yollarda olmaya devam edeceğim…