Neyini yazayım, Cumhuriyet Gazetesi davasının. Yalanlar dolambacı olan iddianame gözler önünde. Teslim olmayanları yargı satırıyla doğrayıp canını almaya çalışıyor.
Biz oraya bakarken, yeni cinayetler işleniyor, Dersim’de Ercan Güneş’i vuruyorlardı.
Bir dağlıydı Ercan Güneş, bir dağlı. Nazmiye kazasından, dağ gülüşlü bir minibüs şoförüydü.
Onu tanımıyordum. Adını da duymamıştım.
Ferhat Tunç’un yayımladığı vesikalık bir fotoğrafından gördüm, yüzünü tanıdım onun. Fotoğrafta boyu, endamı eksikti. Onun için, uzun boylu mu, kısacık mıydı belli değil, ama pos bıyıklıydı. Yani gür ve üst dudağını dolduran…
Bu tür bıyık, herkese yakışmıyor, kimi yüzleri bir tuhaf ediyordu. Ona pek yakışmış, yüzünü nakışlamış, bir güzel etmişti.
Gözlerinin içiyle gülerek bakıyordu, fotoğrafta. Kürdistan’ın, Temmuz ayı güneşi kadar keskin zelaldî, gülüşlü göz bebekleri.
Gencecik bir adam, ancak kaç yaşında ve evde yolunu gözleyen bir eşi, çocukları var mıydı, bilmiyorum.
Fakat, Erdoğan’ın Bilal ve Burak’ı gibi sıfır gelirle piyasaya atılıp kazançlar dere, toplaya 20’sinde dolar milyarderi olanlardan değildi. Günlük ekmeği için, her sabah şafak patlarken yollardaydı.
CHP’nin ihaleler şahı Tunceli Milletvekili Gürsel Erdol‘un, Türk bayrağını sağdan sola, soldan sağa sallayıp AKP rumuzlu Türk Faşizmine destek çakarak, ihalelerin efendisi Recep Erdoğan’dan “aferin” almakla meşgulken, kuyruğunda bayrak motifi olan Türk savaş helikopterleri dağların etekleri boyunca ilerliyor, toprağı ve nimetlerini füzeliyorlardı.
Ercan Güneş, Türk bayrağını sevmiyordu. Gölgesinde cinayetler işlenip Kürtler kırılıyor, yıkım yapılıyor, yangınlar çıkarılıyordu. Ayrıca, bir zamanlar Gürsel Erol’un ninesini, bakan gözler önünde bağırta bağırta yere yatırarak ırzına geçen askerlerin göğsü de bayraklıydı. Ercan Güneş, Gürsel Erol‘un öz ninesinin ırzını, onurunu savunduğu için Türk bayrağını sevmiyordu.
Günümüzün tecavüzcüleri, tetikçi ve insanlar diri diri yakanlar, Ercan’ı havaya uçuran katil de göğsü bayraklıydı.
Nurcan Baysal, Ercan’ı anlatıyordu:
“Ercan Güneş, Dersimli bir minibüs şöförü. Hani köyler arasında gidip gelen minibüslerden. Dersim’de, Han Köyü yakınlarında, muhtemelen minibüsü ile giderken (muhtemelen diyorum çünkü, olayın ayrıntıları haber sitelerinde yok) kobra helikopterlerinin bombardımanı sonucu ölüyor. Belki, bir Ahmet Kaya türküsü vardı dudağında, belki bir Dersim manisi. Kim bilir…”
Ercan’ın katilleri, ölüsünü de rahat bırakmadılar. Onu, “terörist” ilan edip ölü canı üstünde oynadılar, vahşice.
Cenazesini, önce Dersim’deki hastaneye götürdüler. Sonra tanıdıklarına eziyet olsun ve varsa eğer, kimyasal izler, kalıntılar silinsin diye Malatya’ya taşıdılar.
Dünya kurulduğundan beri, ölüye saygı esastır. Ölünün önünde saygıyla eğilerek insan oldu. Türk Faşizmi yerleşene kadar, bu topraklar da ölü can kutsaldı. Sonra katlettiklerini, (Şeyh Said, Seid Rıza ve arkadaşları gibi) kendi halkından kaçırıp törensiz, töresiz ve kefensiz bilinmezliklere gömdüler.
AKP rumuzlu Türk-İslam Faşizmi vahşete bir çentik daha attı: Taybet ninenin kişiliğinde, Kürt ölülerini köpeklerin önüne attılar. Cenazeye eziyette IŞİD’le yarış halindeydiler. Birinci gelmek için, Sur’da katlettikleri Gürcan’ın naaşını, tankla ezerek asfalta yapıştırdılar.
Ercan Güneş, Alevi inancındandı. Yakınları, onu Cemevinden toprağa götürmek istediler. Türk Faşizmi, inanca ve ölüye saygısızlığa tüy dikerek buna da izin vermedi.
Oysa Cemevi, terör devletinin kolu, ona bağlı ve bağımlı değildi. Halkın gücü ve emeği ile kurulmuş. Direnebilirdi. Bir günlüğüne olsa, kapısına kilit vurmak da direnmekti. Direnme olmadı.
Bu çağda din ve inanç yasaklanıyordu, Türk Faşizmi tarafından. İsa’nın, inancı nedeniyle çarmıha gerilmesinden, Nesimi’nin bağırtıla bağırtıla derisinin yüzülmesinden farkı nedir, bunun?
Ercan Güneş ölüsünün Cemevine götürülmesini yasaklayan Sarı Baykuş bakışlı, “ey İsrail” diye haykırarak insan görünme gösterisine çıkıyor, içerde ise insanlığın son kırıntılarını hançerliyordu.
CHP de elde bayrak, bir dalkavuk ihalecinin peşine düşmüş, süt annesi olarak Faşizmi koynuna almış, onu emzirmekle meşgul…