İnsan her şeyi biriktiriyor. Hiçbir şey de unutulmuyor. Bir şey yaşanmışsa artık hiçbir şey onu yaşanmamış kılmıyor. Zaman da her şeyin ilacı olmuyor. Kapanmayan yara kapanmıyor işte. Öncelikle de insanın kendi hafızası buna izin vermiyor. Bir koku, bir renk, bir bakış, bir ses, bir sessizlik, bir temas, unutulmak isteneni anımsatmaya yetiyor. Sonra görüntüler parça parça dünden bugüne akıyor. Başınızı kaldırıp etrafınıza baktığınızda gördüğünüz her kadının, hatırlamak istemedikçe hatırlanan bir anısı vardır. Bunu ilk önce kadınlar fark eder. Çünkü yaraları aynıdır.

Emin olun ki, sadece ses, birikmişi, yaşanmışı aktarmaz, bazen suskunluk en iyi anlatıcıdır.

Çocukluk anılarınızı bir yoklayın mesela. Aynı odada yalnız kalmaktan hoşlanmadığınız, korktuğunuz kaç “amca, dayı, abi ya da dede”niz oldu? Babanıza ya da ağabeyinize her zaman güvenle sarılabildiniz mi? Yanınızda dururken tanımlayamadığınız bir tedirginlik duyduğunuz kaç erkek hayatınıza dahil oldu? Kim bilir belki kaç söz ve temasın yıllar sonra aslında sizi ne kadar da yaraladığınızı fark ettiniz? O “baba, amca, dayı, abi ya da dede” hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ederken, siz kim bilir kaç defa dağıldınız?

Biz kadınlar, bir başkasına anlatılması “ayıp olan ve asla anlatılmaması” gerektiği tembihlenen o anların, bir taciz, istismar ya da tecavüz olduğunu büyüdükçe anladık, anlamlandırdık. Ama zaman geçtikçe unutmadık.

İki yıl önce bir arkadaşım 7-8 yaşlarında yaşadığı tecavüzü bana çeyrek asır sonra anlattığında, gözünde gördüğüm korkuyu ve endişeyi kimseye tarifleyemedim. Öyle bir korku ve endişeydi ki, beni bir an “Ne oldu anlat” demekten alıkoymuştu. O’nun için kapanmamış bir hesaptı bu. Çünkü, o tecavüzcü hala ailenin bir ferdiydi. Toplumun “değerli” bir babası, amcası, dayısı, abisi, dedesiydi.

Kadınların çığlıkları kadar suskunluklarını da dinlemeyi bilseniz, çocukluğa dair sayısız istismar ve tecavüz öyküsü işitirsiniz.

Şimdi AKP/Saray iktidarı, kız çocuklarının, kadınların yaşadığı travmayı bir yasayla taçlandırmak istiyor. Son birkaç gündür gündemde olan yasa hazırlığına göre, tecavüz mağduru olan bir kız çocuğu, kendisine bu saldırganlığı yapan erkek ile evlenebilecek. Böylece o erkek cezasız kalacak. Aslında başka bir ifadeyle tecavüz ve çocukların evlendirilmesi yasallık kazanmış olacak. Söz de AKP/Saray rejiminin derdi kız çocuğunu kurtarmak. Ancak o çocuğunun ne olacağı ise aslına bakarsanız umurlarında bile değil. Çocuğun yaşadığı travma, her gün her gece tekrarlanmış olacak. Tecavüz bu kez “evlilik” gibi toplumun “kutsal” kabul ettiği bir müessesenin içinde üstelik “devlet mührü”nün altında yapılacak.

Tasarı, yarın Meclis’te görüşülecek. AKP/Saray iktidarının bu girişiminin arkasında ne kadar duracağını, düzenlemeye gelen tepkiler gösterecek. Ancak AKP’nin devleti ve toplumu yeniden yapılandırırken, kadın ile erkek arasındaki tüm ilişki biçimlerini de yeniden tanımladığı bir gerçek. Bu yeni tanımlamanın özü, değersizleştirme. İktidar, kadının kimliğini, emeğini, varlığını, bedenini işyerinden eve kadar hayatın her alanında değersizleştirme operasyonunu çok uzun bir süredir yürütüyor.

Birkaç gündür çeşitli eylemler yapılıyor. Kadınlar, Ankara ve Samsun’da olduğu gibi OHAL yasaklarına polis şiddetine rağmen sokaklara çıktı. OHAL kuşatmasında kadınların bu eylemi, toplumsal muhalefete bir soluk da aldıracak bir potansiyel taşıyor. Kadınların bu itirazı bir buzkıran da olabilir. Ancak itiraz etmek kadar bu itirazın dili de çok önemli. AKP/Saray iktidarının cinsiyetçi, kadın ve çocuk düşmanı söyleminin dışında bir dil kurmak zorundayız. Gezi direnişi günlerinde kadınların çok anlamlı bir sözü vardı; Küfürle değil inatla diren. Kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet meselelerinde aslında düstur edinmemiz gereken bir söz bu. Çok öfkeleniyoruz, söylediğimiz hiçbir şey belki öfkemizi yatıştırmaya, düşüncelerimizi ifade etmeye yetmiyor olabilir. Ancak sözde ve eylemde, “Sen kadın ve çocuk düşmanısınız. Cinsiyetçisin” diyerek karşıtına dönüşmemek de erdemdir.

Kadın ve çocuklara yönelik şiddete karşı kurulacak her söz ve eylemde öncelik kadınlarındır. Günlerdir sosyal medyada AKP’nin cinsiyetçi, kadın ve çocuk düşmanı politikasına karşı söz söyleyen, küfür eden, ahkam kesen “muhalif” erkekler, bu gerçeği unutmayın ve de şu hayatta kadınlar ve çocuklar karşısındaki tutumlarınızı, hal ve tavırlarınızı gözden geçirin. Cinsiyetçiliği nasıl ve nerelerde ürettiğinize bir bakın. Kadınlar ve çocuklar için en iyisi bu olacaktır, unutmayın. Kadınlar, erkek ve erkek devlet şiddetine karşı nasıl yol yürüyeceğini gayet iyi biliyor.