1930 yılında Türk Tarih Kurumu'nun toplantısına iştirak eden Mustafa Kemal yeni teorilerini anlatırken, Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırları içerisinde yer alan ve aynı zamanda Türkiye vatandaşı olan fakat etnik olarak Türk olmayan halkların (özellikle Kürtler) kültürleri, tarihleri ve dillerine yönelik bir kültür savaşı verme sinyali verir.
Toplantıda konuşulanlar şöyle: ''Sevinçli ve mutlu bir şekilde toplantıya iştirak eden M. Kemal salonda heykel gibi duran ve kendisini dikkatle izleyen katılımcılara hitaben konuşmaya başlar. 'Biz Balkanları neden yitirdik? Balkanlar neden ayrıldı? Neden ayaklandı? Çünkü; Slav Araştırma Kurumları kurmuşlardı. Dilleri, aynı zamanda edebiyatları, tarihleri ve kültürleri konusunda geniş araştırmalar yaptılar. Bu araştırmalar etrafında geniş tartışmalar yaptılar ve ulusal bilince ulaştular. Sonuçta Osmanlı İmparatorluğu'na başkaldırdılar ve ayrıldılar' diye belirtir.''
M. Kemal'in bu ''anlam'' dolu hedef belirleyici konuşmasından sonra, konuşulan her cümle harfiyen kararlara bağlanarak defakto da olsa uygulamaya geçirilir. Ve Türkiye Cumhuriyeti damgası, adı olan her şeyi bozar. Kendileştirmenin, pantentlemenin ilk adımı bu doğrultuda atılmıştır.
Zira bir halk, toplumun yok edilişi onun dil, tarih ve kültür kıyımıyla başlar. Dolayısıyla kültür sahibi bir toplum var olan toplumdur. Evrensel değerlerine sahip çıkan ve bu uğurda mücadele eden toplum kendini bilen ve geleceğine ışık tutan toplumdur.
Sömürüye, talana asimilasyona izin vermez. Bu doğrultuda gelen baskılara başkaldırır. Kendi kaderlerini kendileri tayin ederler. Ayrılırlar.
Bu da asimilasyoncu ve sömürgeci sistemlerin işine gelmez. İnsanların kimliksizleşmesi, mankurtlaşması ve köleleşmesi ezen ulusun hükümdarlığını ilan etmesiyle doğru orantılıdır.
 M. Kemal'in toplantıda dile getirmiş olduğu ve büyük bir anlam ifade etttiği zihniyet doğrultusunda Kürtlerin kültürü, dili, edebiyatı ve Kürdistan tarihi ve coğrafyasına yönelik bir katliamın (inkar ve imha) ilk adımı, köy, nehir, ova, dağ, şehir vb. isimlerinin değiştirilmesiyle atıldı. Adım adım ulus devlet modeli pratiğe geçirildi. Kapitalist ulus devlet argümanları devreye konuldu. Devlet çıkardığı yasalarla her şeyi tekleştirdi. Kürdistanı'ı Kürtlerin kültürünü, tarihini yok saydı. Kürtleri, Kürdistan'ı anlatan, ifade eden ilgilendiren, kurum, kuruluş, kitap, broşür, dergi, gazete vb. ne varsa kapatıldı/yasaklandı. Kürtçe dili/edebiyatı yasaklandı.
Kıyafet devlete göre oldu. Kürtçe müzik çalmak/dinlemek yasaklandı. Okullarda küçük yaştaki çocuklara devletin dili, kültürü ve büyüklük gücü empoze edildi. Kürdistan'ın dağına taşına ulus devlet yazıldı. Yetmedi. Eksik bir şey vardı. Onun yok edilmesi şarttı.
Çünkü o yaşandıkça, görünür oldukça insanlar, halklar ve toplumlar yaşayacaktı. Onun yok edilmesi insanların, insanlığın, toplumların yok edilmesiydi. Bin yıllarca insanların biriktirdiği bu kültür ve tarihi sular altında bırakmak gerekiyordu. Zira kültürü ve toplumu teyit eden en gerçekçi kayıt ve tanıkların tarihi yapılar/eserlerdir. Bu bağlamda mevcut eserleri yok etme gerekçeleri hazırdı. Sulama alanlarını çoğaltıp sözde istihdam yaratmaktı.
Güya iyi niyet göstergesiydi. Bu devasa projelerin altında büyük bir kültür katliamı olmasına rağmen, bu projeler pratiğe geçirildi.
 Kürdistan ve Ortadoğu kültürü ve tarihine ışık tutan yine Kürdistan ve Ortadoğu tarihini aydınlatan ve aydınlatacak onlarca, yüzlerce tarihi kalıntılar, yapılar Keban, Karakaya vb. barajların yapılmasıyla sulara gömüldü.
Binlerce insan yerinden yurdundan oldu. Onlarca köy sular altında kaldı. GAP projesi adı altında yapılan bu devasa proje ve refah getirmediği gibi, kültür kırımına yönelik proje olduğu açığa çıktı.
Dolayısıyla Kürdistan'da yapılan barajlar, HES'ler vb. projeler bir kültür katliamı olup, inkar ve imhada ısrardı. Aynı zamanda 1930'da alınan kararın (vasiyet) yerine getirilmesiydi. 
Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti'nin tebasını tabul etmeyen, köleliği reddeden Türk milliyetçiliğinin önünde boyun eğmeyen Kürtlerin de beyaz soykırım yönetmiyle, boyunları vurularak Kürt varlığı kökten yok edilmek istendi. Zira bu minvalde bir projenin onayı ve devamı bir halkın inkarı ve imhası demekti. Bunun tersini düşünmek yok olmaya zemin hazırlamak demekti.
Dolaysıyla yıllarca kültür katliamları başta olmak üzere değişik katliamlara maruz kalan Kürt halkının tekrardan kırımların yaşanmaması için Kürt Özgürlük Hareketi'nin 15 Ağustos'taki uyanış kurşunu, her türlü asimilasyon ve soykırıma karşı, özgürleşmenin onurlu bir mücadelele ile taçlanacağının bilinciyle, yeniden olacak bir kültür kıyımına dur dedi.
 Bu anlamıyla 15 Ağustos yeniden dirilme süreci ve bunun mücadelesinin başlangıcıydı.
Mevcut süreçle birlikte devlet ve dönemin iktidarları Kürt halkını kimliksizleştirmek için yeni savaş taktiklerini devreye koydu. Bu taktiklerin önde geleni kültür savaşıydı. Kürt halkının kültürünü yok etmek, kültüründen uzaklaştırmak, yabancılaştırmak için başta medya olmak üzere tüm yayın organları devreye konuldu.
Geçmişte olduğu gibi, (TDK, TTK vb) kurum kuruluş, yazar ve kalemşörler devreye girdi.
Hedef, kültür üzerinden bir halkın inkarıydı. Amaç Kürt kültürünü ters yüz etmek ve mevcut tanıklık eden gerçekleri ortadan kaldırmak, bunun için de tarihi eserleri yapılan ve yapılacak barajlarla sular altında bırakmaktır. Vandalistler güvenlik bahanesiyle Kürdistan coğrafyasını talan ettiler.
Yeni bir göç dalgası başlatıldı. Halk tekrardan yurdundan edildi. Amaç, bölgeyi insansızlaştırmaktı. Kürtleri Kürdistandan uzaklaştırmaktı.
Entegre bir savaş yürütüldü ve halen yürütülmektedir. Bir yandan tehcir, tedip, tenkil, diğer yandan asimilasyon ve kültür katliamı devreye konuldu.
Bu savaş bugün de tüm hızıyla sürüyor. Ormanlar yakılmakta, yollar bahane edilerek, ağaçlar kesilmekte, güvenlik amaçlı barajlar yapılmakta, istihdam alanları açıyoruz denilerek HES'ler yapılmaktadır.
Kuzey Kürdistan'da yıllardır devam eden bu kirli savaş bugün Kürdistan'ın Rojava'sında da devreye konuluyor. Hedef Kürdistan'ı Kürtlerden arındırmaktır. Evet, hesap bu, niyet belli.

Bu bağlamda devlet ve iktidar bugün hala Kürt dilini kültürünü ve coğrafyasını inkar ediyorsa ve bunun savaşını veriyorsa, o zaman Kürt halkının dört parça Kürdistan'da kültürüne, diline, değerlerine sahip çıkması elzemdir.


 Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi