
Bugün asimilasyon ve kültürel soykırımın etkili olduğu Sivas, Malatya, Maraş, Adıyaman ve Dêrsim’de kadınlar 1960’lı yıllara kadar Türkçe bilmezler ya da konuşmazlardı. Erkekler Ali okullarında Türkçe okuma ve yazma öğreniyorlardı. Bugün Türkçe konuşan ve bunu bir marifetmiş gibi sanan Alevi Kürtlerin dedeleri ve ataları cumhuriyetin kuruluş yıllarında Türkçeyi bilmezlerdi. Yani bugün konuştukları dil onlar için yabancı dildi. 1950’li yıllara gelindiğinde asimilasyon bu alanlarda sonuçlarını veriyor. 1950’li yıllardan sonra erkeklerde yoğun bir asimilasyon süreci başlıyor. Erkekler üzerinde kültürel soykırım değirmeni işliyor. Alevi Kürtler içinde özel çabalar yürütülüyor. Öyle ki 1960’lı yılların başında Alevi Kürtlerin asimilasyonunu hızlandırmak ve derinleştirmek için Alevi Kürt ozanlarının Türkçe deyişler söylemesini teşvik eden kararlar bile almışlardır.
Bazı inanç önderleri, okumuş kişiler ve devlet kurumlarında memur ve işçi olarak çalışanlar üzerinden “Esas Türk biziz ve Horasan’dan gelmişiz” hikayeleri toplum içinde yayılmıştır. İran Horasan’da hala milyonlarca Kürt yaşadığı ve Horasan’dan geldik diyenler gibi asimilasyon ve kültürel soykırıma uğramadıkları da diğer bir gerçek. Kürtlerin bu Horasan’dan geliş hikayesi de zaten doğru değildir. Gidiş ve gelişlerden sözedilebilir. Belki bir kültürel alışveriş olabilir.
Kürdistan’ın diğer alanlarında asimilasyon ve kültürel soykırım bu kadar hızlı gelişmese de, geriden takip etse de bir asimilasyon ve kültürel soykırım sistemi Kürdistan’ın her tarafında planlı yürütülüyor. Türkiye, Kürdistan’da en fazla eğitime önem veriyor. Kürdistan Türk uluslaşmasının yayılma alanı olarak hedefleniyor. Bunun için en başta Kürtlerin dilini unutması projesi çok yönlü pratikleştiriliyor. Kürt köylerinde çocukların evde Kürtçe konuşmasının yasaklandığı, bunun için bazı çocukların muhbirlik için kullanıldığını yaşlı Kürt insanları hala anlatmaktadır. Yine çarşıda, pazarda ve kamuya açık yerlerde Kürtçe konuşanlara para cezası kesildiği de bilinmektedir.
Özel savaş kalemleri
Kürtler üzerinde Kürtçe konuşmama baskısının çok yönlü yapıldığı bilinmektedir. Zaten Türkiye’de asimile olmayan ve Türkleşme yoluna girmeyenlere her kapı kapatılmıştır.
1970’li yılların ortalarında Günaydın gazetesinin başyazarlarından ve bir zamanlar Turgut Özal’ın başdanışmanlığını yapmış gazeteci Can Bulak bir makalesinde Kürtçe konuşmayla ilgili yaşadığı bir olayı anlatıyor ve öfkesini dile getiriyor. Sirkeci’de Bab-ı Ali yokuşunu tırmanıp eski İstanbul Valiliğine yakın Günaydın Gazetesine doğru giderken bir belediye zabıtasının bir vatandaşla Kürtçe konuştuğuna şahit oluyor. Bu zabıtanın konuştuğu belki de akrabasıdır. Can Bulak bu Kürtçe konuşmaya çok öfkeleniyor. Türkiye Cumhuriyetinde bir belediye zabıtası nasıl vatandaşla Kürtçe konuşuyor, diyor. Kimsenin belediye zabıtası ve vatandaşı bu konuda uyarmamasını da ayıplıyor. Bu gördüklerini bölücülüğün Türkiye’de ne düzeye geldiğine kanıt olarak gösteriyor. Aydın olduğu düşünülen bir gazetecinin Kürtçeye ve Kürt’e yaklaşımı budur.
Zaten Türk devleti cumhuriyet tarihi boyunca gazeteciler ve yazarlar, Kürtler başta olmak üzere diğer farklılıkların asimile edilip kültürel soykırıma uğratılması için özel rol üstlenmişlerdir. Özellikle Kürtlere karşı uygulanan kültürel soykırımın özel savaş elemanı gibi çalışmışlardır. Zaten devlet tüm gazetelere bu kültürel soykırımda nasıl rol almaları gerektiği konusunda genelgeler göndermiştir. Aslında Türk devletinin kültürel soykırımı gerçekleştirmek için tüm kurumlara, çevrelere ve kişilere nasıl görevler verdiği açığa çıksa tarihte bu kadar planlı bir asimilasyon ve kültürel soykırımı yapan başka bir devlet ve uygulamanın olmadığı görülür.
Bugün hala varlığını sürdüren yatılı bölge okullarının esas görevlerinin de asimilasyon ve kültürel soykırım olduğu bilinmektedir. Kürdistan’da asimilasyon ve kültürel soykırım için kullanılan ve uygulanan yöntemler anlatmakla bitmez. Bu konuda birçok şey yazılıp çizilmiştir, ancak daha kapsamlı araştırmalar yapmaya değer bir konudur.
Cumhuriyetten bu yana asker-sivil bürokratlar, aydınlar, yazarlar, okumuşlar, tüm memur ve işçiler, hatta toplum Kürtleri kültürel soykırıma uğratma zihniyetiyle yetiştirilmişlerdir. Bu asimilasyonunu Kuran’ın bir ayeti gibi kesin olması gereken bir şey gibi görmüşlerdir. Bu nedenle Kürtçenin her yerde serbest kullanımı ve anadilde eğitim bu yetişme karakterine ters gelmektedir. Öyle ki bu dönemin yetişen kuşakları Kürtleri asimile etme, Türkleştirme ve kültürel soykırıma uğratmayı kendileri için hak görmektedirler.
Anadil Türkiye’yi bölermiş!
Geçen gün Taha Akyol bu konuda CNN sunucusunun sorusuna verdiği cevapla ve bu anda takındığı ruh haliyle Türk devletinin Kürtlere nasıl baktığını en iyi ele veren bir görüntü verdi. Anadilde eğitimi Türk vatanının işgal edilmesi gibi gören bir zihniyet ve ruh haliyle konuşuyordu. Türk devletinin Kürt sorunu konusunda ne kadar gerici olduğunu gösteren somut bir kanıt gibi konuşuyor ve tutum ortaya koyuyordu. Taha Akyol’u dinlerken on yıllar önce Emniyet binalarında var olan yazı aklıma geldi. Emniyet binalarına asılan dövizde şu mealde bir şey yazıyordu, “Hırsızlığı, adam öldürmeyi, yaralamayı, başka her suçu affedebiliriz, ama bölücülüğü asla!” gibi. Taha Akyol da aynı böyle konuşuyordu. Bu Türkiye’de her şey kabul edilebilir, aman aman Kürtçe anadilde eğitim kabul edilemez diyordu.
Kürt çocukları Türk çocuklarından ayrı okula giderlerse bu Türkiye’yi bölermiş! Hatta iç savaş yaratırmış! Kendine göre bir yabancı ismi de vererek bu tezini güçlendirmek istiyordu. Kürdistan’ın birçok yerinde Türkler yok, Türk çocukları yok. Sadece bunu göz önüne getirdiğimizde bile bu tez tabii ki ipe un sermektir. Anadili reddetmek için bin dereden su getirmektir. Peki Kürtlerin çoğunluk olduğu yerde Kürtçe, Türklerin çoğunluk olduğu yerde Türkçe eğitim verilse, çocuklar ikinci dil olarak Kürdistan’da Türkçe, Türkiye’de Kürtçe öğrenseler kötü mü olur. Böyle olursa çocuklar arasında da kopukluk olmaz. Kaldı ki dünyanın genelinde Kürt toplumu gibi bir toplum varsa onlara kesinlikle anadilde eğitim hakkı tanınmaktadır. Genel eğilim, demokratik eğilim ve uygulama budur. Ama Taha Akyol kendi zihniyetine ve amacına göre kendine göre bir argüman ileri sürüyor ve kültürel soykırımı savunuyor.
Şu andaki devletin aklı Taha Akyol aklıdır. AKP Hükümetinin aklı da Taha Akyol aklıdır. Kafaları tümüyle Kürtleri nasıl asimile ederiz üzerine çalışmaktadır. Şimdi bu yöntem üzerine kafa yormaktadırlar. Asimilasyon ve kültürel soykırımı durdurmayacak bir yöntem, bir model nasıl buluruz çalışması yapılmaktadır. Hükümetin yeni paketi de anadilde eğitime bu eksende yaklaşmaktadır. Sadece dil değil, tüm alanlarda izlenen politikanın çerçevesi budur. Asimilasyonu ve kültürel soykırımı durdurmayan adımlar atılabilir, ama asimilasyon ve kültürel soykırımı durduracak adımlar asla atılmaz. Taha Akyol’un zihniyeti ve aklı bu yönde çalışmaktadır. Çünkü bu akla göre böyle adımlar Kürtleri toplum ve halk yapar.
Soykırımı sürdürme çabası…
Asimilasyon ve kültürel soykırımı durdurmayan adımlar da asimilasyon ve kültürel soykırımın örtüsü ve argümanı olarak kullanılmak için atılır. Türkiye’nin yeni Kürt siyasetindeki ulusal stratejisi budur. Kürtler ve tüm demokrasi güçleri bu gerçeği anlamadan hükümetlerin Kürt politikalarının, bu konudaki söylemlerinin ve yaptıklarının ne amaçlı olduğunu anlayamazlar.
Kuşkusuz Türk devleti dil ve kültür alanında bazı yumuşamalar yapmıştır; yapmak zorunda kalmıştır. Çünkü onlarca yıldır mücadele veren ve önemli bir bilinç kazanan Kürt gerçekliği bulunmaktadır. Bunları yapmadan artık asimilasyon ve kültürel soykırım sistemi sürdürülemezdi. Bunları da asimilasyon ve kültürel soykırım araçları çok etkin hale geldiği ve kültürel soykırım değirmeni son hızla çalıştığı için yapmaktadırlar. Kürt sorununun çözümü ve kültürel soykırımın son bulmasında bir adım değil de sorunu çözmemek ve soykırımı sürdürmek için bu yumuşamalar yapılmaktadır. Bu nedenle AKP bazı adımlar atmıştır, bunlar olumludur demek devlet politikalarını bilmemek ve apolitik olmaktır. Hatta devletin soykırım politikalarına alet olmaktır.
Kürt çocuklarının anadilde eğitimi gerçekleştirip kültürel soykırımı durdurması sağlamadan gösterilen her yaklaşım ve atıldığı söylenen adımlar bir oyundur, bir tuzaktır. Bu tür girişimleri olumlu görmek de kendini ve Kürtleri kandırmaktır. Eğer hala Türk devletinin kültürel soykırımcı Kürt politikası anlaşılmamışsa bu, ölürken nasıl öldüğünün farkına varmamak anlamına gelir.
Taha Akyol Türk devletinin faşist zihniyetini ve karakterini ortaya koymada önemli bir veridir. Zaten MHP geleneğinden gelen faşist zihniyetli biridir. Bu adamın faşist zihniyeti değişmemiştir. Sadece faşist zihniyetini burjuva liberal sözlerle örtmeye çalışan bir dinozordur. Devlet Bahçeli’nin Kürtlere yaklaşımıyla Taha Akyol ve benzerleri arasında fark yoktur. Fark; içerikte, özde ve amaçta değil, üslup ve tarzdadır. Ancak anadilde eğitim olasılığına karşı Taha Akyol’un verdiği tepki ile Bahçeli’nin verdiği tepki arasında hiçbir fark yoktur. Anadilde eğitim sorusuna verdiği tepki, Taha Akyol’daki faşist ve kültürel soykırımcı zihniyetin çok derin olduğunu gözler önüne sermiştir.
Taha Akyol liberalizmi de Kürtlerin yeni koşullarda kültürel soykırıma uğratmanın en iyi yolu olarak görmektedir. Liberal söylemi de bunun için seçmiştir. Kürt toplumsallığı dağıtıldığında Kürtlerin dirençsiz kalacağını ve rahatça kültürel soykırıma uğratılacağını düşündüğünden bireyciliği ve küçük burjuvalaşmayı hararetle savunmaktadır. Taha Akyol’un tanrısı orta sınıf ve onun bireyciliğidir. Sosyolojiye ilgisi de esas olarak bu düzeydedir. Taha Akyol’un tüm muradı Kürtlerin direnişini kırma üzerinedir. Zaten şimdi Kürdistan’daki esas seferberliğin liberal ekonomiyi ve liberalizm üzerine oturtulmak istenmesi de bu amaçladır. Kürtler bu yeni fitneyi ve yeni saldırı hamlesini iyi görmeli ve toplumsallığını korumayı esas alan bir yaklaşımla çalışma içinde olmalıdır.
Toplukırım projeleri iyi görülmeli
Kürdistan’da kültürel soykırımın tamamlanmasının son hamlesi şimdi toplumkırım üzerinden yapılmaya çalışılmaktadır. Kürt toplumu buna duyarlı olmadan, Kürt toplumsallığını savunmadan, toplumu dağıtan zihniyet ve projelere karşı çıkılmadan gerçek yurtsever olunamaz. Bu nedenle Kürtler de toplumsallığı koruyan projelerle toplumu dağıtma ve toplukırım projelerine cevap vermelidirler. Kürtler yeni saldırıların bu yönden geldiğini görmeli ve buna karşı tedbirlerini almalıdırlar.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin demokratik komünalizme, demokratik topluma, topluluklar ekonomisine ve Demokratik Konfederalizme dayalı Demokratik Ulus ve Demokratik Özerklik projesi bir de bu çerçeveden ele alınmalıdır.
Türk devleti hem anadilde eğitim hakkını tanımak istemiyor hem de sulandırmak istiyor. Taha Akyol ve tüm kültürel soykırımcı faşistler neden anadilde eğitime karşılar bunu iyi anlamak gerekiyor. Ulusalcılar ve sosyal faşistlerin neden anadilde eğitime en fazla saldırdıkları iyi anlaşılmalıdır. Zaten tüm faşistler, Ergenekoncu asker-sivil bürokratlar ve emeklileri, ulusalcılar, Taha Akyol gibiler hep aynı cephede yer alıyorlar.
Anadilde eğitimdeki bu kötü ve faşist tutum Türkiye cumhuriyetinin yüz yıla yakındır izlediği politikalar, uygulamalar eğitim sistemi ve bunun yetiştirdiği kişiliklerle ilgilidir. Kültürel soykırım için o kadar çaba sarf etmişlerdir ki, şimdi bundan vazgeçmek istemiyorlar. Tüm kültürel soykırımcı cephenin düşüncesini ve anadilde eğitimi reddetmesinin nedenini en iyi Doğu Perinçek dile getirmiştir: “Ne Kürtlükten söz ediyorsunuz? Kala kala Şırnak ve Hakkari kalmıştır. Biraz daha direnirsek buradaki sorunlar da çözülür” demiştir. İşte kültürel soykırımcı zihniyet ve politikanın en açık dışa vurumu budur. Bu konuda da İşçi Parti ile AKP, CHP ile MHP arasında bir fark yoktur.
Kürt kimliğinin yasal olarak güvenceye alınması; dil, kültür ve kimlik özgürlüğünün tanınması ve Kürtlerin kendi kendilerini yönetmesi reddediliyorsa bunun nedeni, kültürel soykırımı sürdürme politikasından vazgeçilmemesidir. Çünkü bu haklar tanındığında kültürel soykırım son bulacak ve Kürtler kendi kimlik ve kültürleriyle siyasi, sosyal ve kültürel yaşamda yerlerini alacaklardır. Bunlar kabul edilemediği için Kürt sorununun çözümünde kalıcı ve ciddi adımlar atılmamaktadır. Oyalama ve palyetif adımlarla kültürel soykırımı zamana yayıp tamamlamayı hedeflemektedirler.
MUSTAFA KARASU