Perşembe günü hiç gündemde yokken üç milletvekilinin dosyası meclise getirildi ve milletvekillikleri düşürüldü. Meclis koronavirüs nedeniyle oturumlara ara vermişti. Erdoğan bekçilerin yetkilerini artırmak için meclise talimat vermişti. Bu yasa önerilerinin görüşülmesi beklenirken tam bir darbe anlayışıyla üç milletvekilinin milletvekilliği düşürüldü.

Türkiye’nin böyle bir gündemi yoktu. Bu konunun meclise getirilmesi dönem sonuna bırakılabilirdi. Türkiye ağır bir ekonomik krize yuvarlanmış. Libya ve Suriye’de savaşa gömülmüş. Güney Kürdistan’a saldırıları sürüyor. Milletvekillerinin düşürülmesi için bu acele niye? Türkiye’nin hangi sorunlarının çözümüne katkı sunacak? Parlamentonun asıl içerik ve işlevinden koparıldığı bilinen bir konu. Tamamen Erdoğan ve Bahçeli’nin emir ve talimatları doğrultusunda hareket ediyor. Halkın iradesi veya demokratik bir tutum beklemek artık saflığın ötesinde bir kendini kandırma olur. Erdoğan koronavirüs salgının kendisi için bir fırsata çevirdi. Salgının ilk döneminde bir günde sekiz HDP belediyesini gasp etti. Bir süre önce de beş belediyeye yine bir günde el koydular. Halkın iradesine, demokratik kazanımlara pervasız bir saldırı var.

Erdoğan’ın savaş, şiddet ve zorbalık dışında halka vereceği bir şeyi kalmamış. Kendi halkına, vatandaşlarına darbe üstüne darbe düzenliyor. İktidar gücünü kötüye kullanarak vatandaşlarına karşı komplo ve kumpaslar kuruyor. Yasaları ve yetkilerini kötüye kullanıyor. Bu tipik bir despotik ve faşist yönetim biçimidir. Çok da şaşılacak bir durum değil. Ajanslar üç kişinin milletvekilliği düşürüldü haberini geçerken bu kimse için sürpriz olmadı.

Başta HDP, Kürtler ve demokratik çevreler olmak üzere halka karşı sürekli bir operasyon yapılıyor. Türkiye tam bir operasyonlar ülkesi olmuş. Operasyon, baskın ve tutuklanma olmayan gün yok ki! Erdoğan bütün muhalif güçleri, demokratik kurumları sürekli hedefliyor ve tek tek düşürmeye devam ediyor. YÖK, RTÜK şimdi hiç gündemde değil. Bir zamanlar Erdoğan bunları hedefliyordu. Bunların tümünü hizmetine soktu. Şimdi sıra Barolara ve Mimar Mühendis Odalarına gelmiş. Ekonomi, adliye ve basın gibi kurumlar ve alanlar tümüyle Erdoğan’ın faşist sultası altında.

Milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasında Kılıçdaroğlu’nun rolünü unutmamak gerekir. Anayasaya aykırıdır ama evet oyu vereceğiz diyen CHP’nin genel başkanıydı. Şimdi kendi Milletvekili Enis Berberoğlu’nun da milletvekilliği düşürüldü. Kılıçdaroğlu demokratik kuralları ve anayasayı esas alacağına Erdoğan ve rejimin Kürt karşıtlığını, hassasiyetini esas aldı. Şimdi Erdoğan darbe yapıyor, demokrasiyi iplemiyor diye konuşmanın bir ağırlığı kalmıyor. Kaldı ki, Erdoğan hem bir önceki dönem hem de bu dönem HDP’nin belediyelerine el koydu, seçilenleri aşağıladı, hapishanelere doldurdu, CHP ve Kılıçdaroğlu tutum alıp muhalefet yapsaydı Erdoğan bunları yapamazdı. Olan bitenlerden muhalefet, CHP kendi payını görmelidir.

HDP için sürpriz bir durum yok. Önder Apo kardeşiyle yaptığı son telefon görüşmesinde de bu konulara dikkat çekmiş ve uyarılarını yapmıştı. HDP örgütlenmez ve güçlenmezse sizleri yok edecekler, demişti. Ayrıca uzun zamandır HDP kendisi de bize karşı siyasi soykırım operasyonları yapılıyor tanımlamalarında bulunuyordu. Yani onlara karşı bilinen anlamda bir siyasi mücadele, demokratik bir yarış söz konusu değildi. HDP’yi yasal olarak kapatmasalar da fiilen çalışamaz hale getirmek istiyorlar. Siyasi bir parti olarak herhangi bir sokakta basın açıklaması yapmalarına bile izin vermiyorlar. Düşman bir güç olarak polis gücü, basın ve bürokrasi üzerlerine salınıyor. Mahkemeler gizli şahit diye düzmece ifadelerle istenen herkesi içeri atabiliyor.

Erdoğan süreklileşen bir darbe mekanizmasını devreye koymuştur. Her türlü demagoji, kumpas ve devlet güçlerini kullanarak kendisinden olmayan herkesi hedefliyor. Kılıçdaroğlu gibi birisi bile "Türkiye’de hiç kimsenin can ve mal güvenliği kalmamıştır’’ diyor. HDP ve taraftarları bize karşı siyasi soykırım uygulanıyor, diyor. O zaman bu düşmanca saldırılara karşı son derece uyanık ve iradeli bir duruş gerekiyor. Soykırımcılardan, halkın can ve malına musallat olanlardan her türlü kötülük beklenir. Erdoğan zaten Türkiye’yi bilerek kriz içinde tutuyor. Normal seçimleri kazanamaz, yasal ve demokratik yollardan ülkeyi yönetemez. 31 Mayıs yerel seçimlerini kaybetti. Kan kaybetmeye devam ediyor. Geriye savaş, kriz, zorbalık ve kumpaslar kalıyor. Faşistlere yaraşan bir tarzda Türkiye’yi elinde tutmaya çalışıyor. Ama Türkiye ve Kürdistan, Erdoğan ve Bahçeli’den büyüktür! Zaman bunu onlara gösterme zamandır.