
Bir taraftan mektup ve kitap göndermeyi sürdüren İnisiyatif, şimdi de 2005 yılından beri tekli hücrelerde tutulan ağır müebbet hükümlülerin durumuna dikkat çekmek amacıyla bir çalışma başlattı. “Kumun anımsadığı, çölün unuttuğu” adıyla başlatılan kitap çalışması, tekli hücrede tutulan ağır müebbet hükümlülerinin yaşadıkları koşulları anlatacak. Kitabın özgünlüğü, yıllardır F tiplerinde, ancak çok daha özel ve ağır koşullarda yani tekli hücrelerde yaşayan hükümlülerin, bu kez bizzat kendilerinin kalemi ellerine almış olmaları. Tüm siyasi davalardan hükümlülerin katılacağı çalışmanın öykü, masal, deneme, mizah gibi türleri bir arada barındırması ve edebi bir dilde olması tasarlanıyor. Deli Dalgalar İnisiyatifi’nden Sibel Öz, çalışmaya ilişkin bilgi verdi.
Artık zamanı geldi
Kitabı oluşturan “Taş, Zaman, Özlem, Çöl, Sesler ve İnsan” ara başlıklarından, seçecekleri birinde yazacak olan içerideki yazarlar, şimdiden kolları sıvamış durumda. Pek çok hapishaneden yazılar gelirken, hummalı bir mektuplaşma trafiği de sürüyor. “Zor” ama kalemi güçlü yazarların katılımları için ikna çalışmaları, görüşler, yeni öneriler, gelen yazıların dizilmesi, üzerlerine tartışılması derken, kitabın sonbahar aylarına yetiştirilmesi hedefleniyor.
Deli Dalgalar inisiyatifi kitabı çok önemsiyor; çünkü kitabı tekli hücrelerle ilgili bir dayanışma ve duyarlılık aracına dönüştürüp, kitap üzerinden konuyu kamuoyunda gündemleştirmeyi ve tartıştırmayı hedefliyor. Türkiye’nin kabuk değiştirdiği günlerden geçerken, toplumsal muhalefetin gündemine bu ağır insanlık dışı koşulların da getirilmesi gerektiğini düşünüyor. Bunun için de Sibel Öz, “Tekli hücreler konusunda ses çıkarmanın zamanı geldi. İçerideki insanların tecrit edilmesinin dışarıdaki kabulü, bu tecridin hepimiz üzerinde çoktan sonuç alması anlamına gelmektedir” diyor.
Hücreler kanıksanıyor
Sibel Öz, 2000 yılında gerçekleştirilen ‘Hayata Dönüş’ operasyonunun üzerinden 13 yıl geçmişken kamuoyunun F tipleri gerçeğini neredeyse yeni algılamaya başladığını dile getiriyor. Henüz tecrit koşullarına dönük toplumun siyasal bir eylemi oluşmamışsa da, F tiplerine dönük bir farkındalık sağlandığı fikrinde. Öz, şöyle devam ediyor: “Öte yandan F tiplerinin ötesinde, her biri genel olarak 8 yıldır tek başına daracık bir hücrede yaşamak zorunda bırakılan insanların durumuna dönük hala güçlü bir muhalefet söz konusu değil. Tekliler gerçeği dışarıda çoğunlukla bilinmezken, bilenlerin de neredeyse kanıksadığı, tepkisiz kaldığı söylenilebilir. Sekiz yıldır bu konunun -hapishanedeki insanların çabaları dışında- yeterli oranda gündemleştirilmemiş olması da, bu gerçeğin ifadesi. 13 yıldır F tipleri ve ‘hücre’ gerçekliği fiilen yaşanıyorken, bunun içinde 8 yıldır da tek başına tutulma gerçeği var ki bu son derece ağır ve insanlık dışı bir durumu ifade ediyor.”
Daracık hücrede yaşayacak okur
Sibel Öz, “Kumun Anımsadığı, Çölün Unuttuğu” kitabının bu noktada önem kazandığına dikkat çekiyor. 8 yıldır kimseyle görüştürülmeyen, havalandırmaya günde bir saat çıkarılan tutsaklar, hücrede geçen “zaman”ı, hayata ve insana dair “özlem”i, hücrenin fiziki koşullarını yani “taş”ı ve betonu, tek başına yürünüp geçilen “çöl”ü ya da toplumsal hafızaya dahil olmayanların “çöl”ünü, sessizliğin içinde yankılanan bütün o “sesler”i ve çöldeki özleyen, yaşayan, nefes alan, direnen, yürüyen çıplak “insan”ı anlatacaklar. Öz, kitabın ruh halini şöyle anlatıyor: “Kitabı okurken tek kişilik hücrede yaşayacak okur, daracık hücrede ruhu sıkılacak, bacakları uyuşacak, hep üşüyecek, deli gibi arkadaşlarını görmek, başka bir ses duymak isteyecek, nefes almakta zorluk çekecek; bu anlamda zor bir kitap bekliyor bizleri. Ancak okurken zorlanmayı göze alanların, yıllarca bahsedilen koşullarda yaşamak durumunda kalan insanları anlamaya en yakın olacakları da açık. Zamanı gelmedi mi?”
Çöl kim, kum kim?
Kısacası bu çalışma yıllardır tek başına hücrede yaşayan insanların sesi olmayı hedefliyor. Hem de en etkili biçimiyle, edebiyatla insanların gündemine girmek, iz bırakmak, düşündürmek niyetinde. Çalışmanın ismine yönelik tanımlamayı da Sibel Öz yapıyor bizlere: “‘Kumun Anımsadığı, Çölün Unuttuğu.’ Çöl… 80 sonrası toplumsal iklim, hapishaneler, hücre, çekilen eziyetler, toplumsal duyarsızlık, daha uzatılabilir. Kum ise biziz. Anımsayan… Bir araya gelince, kumsallar, tepeler, dere yatakları oluşturan… Kendisinin farkında. Küçük ama gücünü bilen. Mütevazi ama iddialı, pırıl pırıl camlar oluşturup gerçekliği binlerce kez yeniden yaratan, hayal gücünü harekete geçirebilen. Saklanabilen ve ortaya çıkabilen… ‘Sel gider, kum kalır’daki kum biziz…”
Tutsaklardan çocuklara masallar
Deli Dalgalar’ın gerçekleştirmeyi hedeflediği projelerden biri de hapishanelerden toplanacak masallardan oluşacak “Yek hebû yek tunebû” adlı masal kitabı. Kendilerini bir “buluşma deneyimi” olarak ifade eden Deli Dalgalar, bu kez çocuklarla tutsakları buluşturmayı hedefliyor. Kürtçe masalların pek azının yazıya aktarılmış olduğunu belirten Sibel Öz, yazıyla ve çocukluklarıyla en fazla haşır neşir olan kesimin tutsaklar olduğunu düşünüyor. Masal kitabının hazırlığını üstlenen kendisi de eski bir tutsak olan Sabriye Çiftçi’nin deyimiyle, “İnsan içerideyken kendi derinine daha fazla iner.” Masalları çocuklara bu kez tutsak abla ve ağabeyleri anlatacak.
Deli Dalgalar’ın üçüncü projesi ise tutsakların çizimlerinden oluşacak bir karikatür albümü.
Karikatür albümü
Deli Dalgalar, sayıları az olmasına rağmen içeride iyi çizerlerin olduğu düşüncesiyle bu çalışmaya başlar. Bir amaç da, tutsakların dışarıdaki insanlarla ve karikatüristlerle bağlantı kurmasına aracı olmak. Sibel Öz, yaptıkları çağrı üzerine karikatürlerin gelmeye başladığını ancak çizimlerin sayı olarak yeterli olmadığını, özellikle kadın çizerlerden katılım beklediklerini ifade ediyor.
Sibel Öz, farklı hapishanelerde çıkarılan Golik, Kirpi gibi mizah ve karikatür dergilerine bir yanıyla dışarıdan omuz vermek, onlara yeni bir kapı açmak, yeni bağlantılar kurmak istediklerini belirtiyor. Karikatür albümünün hazırlık ekibinde de tanınan karikatüristler var.
N. DENİZ BİLGİN