
Paris’te katledilen üç özge cana adanan Kürdistan Alevi Konferansını birçok yönden değerlendirmek gerekse de, iki açıdan tarihi öneme sahiptir.
Öncelikle Kürdistan Alevi Konferansı, egemenlerin böl çatıştır yönet politikasına karşı Kürt Aleviler cephesinden verilen bir cevaptır. Konferansı ulusal birlik anlamında Alevilerin egemenlere yanıtı olarak görmek gerekir. Yakın dönem tarihinde Kürdistan’da inançlara oynatılan uğursuz rolün etkisi, Kürt özgürlük hareketinin çabası ile adım adım aşılıyor. Kürdistan’da var olan inançsal zenginliği, ulusal çıkarlara karşıtlık temelinde örgütleyen egemenlere her alanda olduğu gibi inanç anlamında da cevap veriliyor. Daha önce düzenlenen İslam, Êzîdî konferanslarından sonra şimdi Alevi konferansı bu çabayı tamamlamak açısından değerlidir.
Bundan sonraki adım artık Kürdistan’daki tüm inançların ulusal birlik anlamında bir araya gelmesi ve ulusal birliğe inanç cephesinden cevap olmadır.
Konferansı tarihi kılan diğer yönü ise Kürt Alevilerinin Türkiye’deki diğer Alevi örgütü temsilcileri, aydın ve yazarları ile bir araya gelmesiydi. Türkiye’deki ve Avrupa’daki Alevi örgütlerinin, Kürt Alevi Hareketine önyargılı yaklaşımları düşünülünce konferansın başarısı daha net anlaşılacaktır. Farklı etnik kimliklerden, farklı bakış açısına sahip Aleviler bir araya gelerek sorunlarını tartıştılar ve kararlaşmalarla konferanstan ayrıldılar.
İki gün süren konferansta yapılan oturumlarda, sunumlar ile tartışmalar yapıldı. Salonda bulunan tüm canlar dikkatle dinlediler. Elbette hem fikir olunduğu gibi, ayrışılan konularda oldu. Sevindirici olan ise tüm farklılıklarına, ayrı düşüncelere rağmen karşılıklı bir tahammül ve hoşgörüde söz konusuydu.
Konferansın başlangıcında Alevi pirlerin Türkçe Kirmançkî ve Kurmancî verilen Gülbang, farklılıkların neden zenginlik olarak görülmesi gerektiğinin en güzel örneğini oluşturdu. Pirlerimizin sunumlarında vurguladıkları ibadetlerin anadil ile yapılması vurgusu değerliydi. Yine Aleviliğin sorunlarını açığa çıkaran sunumlar, Aleviliği bekleyen tehlikeleri gösteriyordu. Aleviliği tekleştirme ve merkezileştirme anlayışına karşı, Ocak kültürüne sahip çıkılması gerekliliği önemle vurgulandı. Alevi yol erkanının hizmet eri pirlerin, dede-babaların kentleşme ile beraber yaşadığı sıkıntılar ve çözüm önerilerini tüm Alevi kurumları mutlaka değerlendirmelidir.
Konferansta dikkat çekilen konulardan bir diğeri ise, Analık kültüründen gelen Alevilikte yaşanan kadın sorunuydu. Alevi örgütlerinin erkek egemenlikli yapısı eleştirilirken, kadının olmadığı Aleviliğin yaşadığı sıkıntıları aşamayacağı tespitiydi. Alevi gençliğin yaşadığı asimilasyon riskinin her geçen gün büyüdüğü ifade edilen bir başka tehlikeydi.
Tüm konferans katılımcılarının en fazla dikkatini çeken oturum ise Yarsenist ve Kakai temsilcilerin yaptığı sunumlardı. Sunumlarda görüldü ki, Kürt Aleviliğinin kökleri Orta Asya bozkırlarında değil. Araya sınırlar konulmuş olsa da bir Dersimli, Koçgîrîli, Gimgimli inançsal ritüellerini, felsefe ve kültürlerini Irak’ta Kakailer’de, İran’da Yarsenist’lerde gördüler.
Yoğun tartışmaların yaşandığı ve kendi alanında bir ilk olan tarihi konferans, ulaştığı kararlar ile Kürt Aleviliği ve genel Demokratik Alevi Hareketi açısından önemli katkılar sunacaktır. Salonda cemal cemale oturan canlar, yolu sürdürürken yolun gereklerini birliği ile diriliği ile yürütecekler. Çıktığımız Hak yolunda, Xızır tüm canların yardımcısı olsun.
dogru_ergin@hotmail.com