Riziko’nun sosyolojisi’ndeki Niklas Luhmann’a uyarlıyorum…
Kürdistan’daki son altı aylık gelişmeler, Kürt toplumunu yeni bir yapılanmanın eşiğine getirmiş oluyor.
Kürtler kendileri "sigara içmediler".
Kürtler "pasif sigara içenler" de değil.
Kendilerine "zarar vermek" için aktif bir volkan da değil Kürtler.
Kendilerini yönetmek için karar verdiklerinde;
Yaşadıkları ülkenin duvarlarına "Aspest" döşendi.
Bunun nedenlerinden biri, Kürtler’in ortaçağda "veba yayan" bir topluluk olarak görülmesi.
Veba’nın Türkiye’ye yayılmasını önlemek için uzun vadede etkili olmasını istedikleri yöntemlere başvurdular.
Silahlı güçleri olan, silahsız bir toplum cephe savaşına çekildi.
Kentler kasabaların bendleri, asker, polis, özel tim ve JİTEM "aspesti" ile boyandı.
Son gelişmeler ise, bu "zehirli havaya" yerli ölüm tugayları" katmak oldu.
Bunlar: Türk yapımı "korucular".
Toplumu şoke etmek için, birinci derecede caydırıcı militer aksiyonlar gündemleştirildi.
Toplulukların meydanlarda olduğu alanlarda, katliamlar düzenlendi.
Bundaki amaç, kolonyal güçten kurtuluş olmadığının kolonileştirilen toplumun belleğinde canlandırılmasıydı.
Prova, bir yerde Dersim katliamının "postmodern" sahnelenmesiydi.
Sonra seri ve kişiyi hedef alan katl oldu.
Tahir Elçi, Günay, Taybet, Dilek ve Dilan’i hedef haline getiren "çaresizlik histerisi"ne uygun katl’lerin üç amaca hizmet etmeleri buyuruluyordu.
1. Bilinçte, egemenlik ve kölelik mekanizmalarına karşı mevcut itirazın cezalandırılması (Tahir Elçi).
2. Son otuz yılda giderek Ortadoğu’daki geleneksel kadın profiline veda ederek, cinsler ve sosyalizm davasına öncülük eden Kürdistan’daki kadınları hedef haline getirmek (Dilan Kortak, Günay Özaslan, Taybet Canşim, Dilek Doğan’ın katli).
3. Kürdistan’daki eşitlik, kardeşlik, adalet ve sosyalizm mücadelesinde müdahil olan olmak isteyen herkesin birey olarak kendisinin hedef olduğunu hissetmesini sağlamak.
Bu ulaşılması istenen hedefler; "yabancılar tarafından döşenen aspest"in Kürdistan toplumunda yolaçacağı muhtemel yapısal değişimleri not ediyorum.
1. Türk kolonyalizminin katliamlarının birincisi’nin (Koçgiri, 1919) yüzüncü yıldönümüne yaklaşıyoruz. Son otuz yılda, Kürtler yüzyıl önce olanları görebilecekleri bir aynanın sahibi oldular. Ve yolun sonuna yaklaştıklarında, Ankara’nın sahneye koyduğu oyun, Kürdistan’daki toplumu kolonyalizm çemberi dışına itti.
2. Kürdistan’daki toplum, hiçbir zaman Türk devleti tarafından "asimile edilmek istenmediğinin" farkına vardı. Kürtler’in "Türk olma hakları" yoktur. Kürtler hep "aspest ile örülü" duvarlara hapsedildiler.
3. Türk devleti son altı aydır pratikleştirdiği silahlı müdahaleyle, ilk kez kendisine "biz" diyen Kürdistan’daki topluma karşı, kentleri, köyleri ablukaya alarak ve dış dünyadan kopararak, "cephesel müdahalede" bulundu.
4. Bu cephesel müdahele, Kürdistan’daki toplumu "mutlak kopuş"a (Sartre) götürecek kadar etkili ve uzun süreli oldu.
5. Kuzey Kürdistan’daki topluluklar, giderek organik olarak başka Kürdistan parçalarıyla birlikte çözüm aramak için ortak bir proje oluşturma noktasına geldiler. Bunun öncesinde örnek: Mahmur’a yol açan proje.