Serüven başladığında, Kürtler hesapta yoktu.
Yasaklar, gizlilikler, künyeye yazılı tarihi deşifre eden adamlar, ortalığı karıştırdılar.
Kürdistan’a hakim olduğunu zannedenlerin ömürlerinin geçici olduğu ortaya çıktığında, Kürtler çapraz ateşe alındılar.
Güç tükenmedi.
Poltikleşen binler, yüzbinleri bulduğunda Kürdistan, insan avının serbest olduğu alana dönüştürüldü.
Engelleyemediler.
Kürtler Kürdistan‘lılaştılar.
Bu pek kolay olmadı.
Beklenmeyen bu gelişmeden sonra, ablukaya alınan Kürdistan’dan çıkış için, bölgesel "ikinci hamle" başlatıldı:
Önceleri sayılan bir halk Kürtler, Kürdistan’lılaştıktan, sonra Ortadoğu’lulaştılar.
Güney’de, bağımsızlığın yolunun Bağdat’lılaşmak gibi paradoks bir geçiş sürecine bağlı olduğunu anlamayanlar için, karmaşa başladı.
Böylece Güney’deki Bağdatlılaşma’ya onay verenler, Kuzey‘deki "Türkiyeli’leşmeyi" bir türlü kabul edemediler.
Ve benim, kelimenin gramer anlamını hiç yüklemediğim, "Türkiye’lileşmek" anlaşılmadı.
Kızanlar oldu.
"Türkiye Partisi" olmak, Kürtler’in işi mi?
Gerilla kaynaklı örgütlenmeler, Kürdistan’lı olmamakla suçlandılar.
Yoğun bir siyasi dejenerasyona tanık olduk.
Kürdistan "satıldı" diyenler oldu.
Ancak bunların hiçbiri olmadı.
Son yüzyılın gerçeği, Sovyet Devrimine geri dönüşün merkezinin Kürdistan olduğuna işaret ediyor.
Biliniyor: "Bilinç yaşamı belirlemiyor, bilinci belirleyen yaşamdır".
Yaşam, Türkiye’deki halkların bilincini belirleyen yeni bir döneme girdi.
Önceleri dağlardan kopup gelenler, Kürdistan’da politik bir güç ve toplumsal bir devrim başlattılar.
"En zayıf halka"dakı kırılmayı, "en güçlü halka" Ankara’nın kırılması için harekete geçirdiler ve şimdi o konaktayız.
Tarihçi Eric Hobsbawn, son yüzyılı kastederek: "eski yüzyıl iyi bir son sergilemedi"yi tesbit ederek, Avrupa’daki bu harabeden çıkışın umudunu yeni yüzyılda görüyor ve "daha iyi, adaletli ve yaşanabilecek bir dünya" olsun diliyor.
Bolşevikler’in birinci dünya savaşı harebesi üzerinden Petrograd ve Moskova’dan yükselerek, Bakü’ye, Erivan’a sıçramasıyla, Kürdistan’daki mücadelenin Eruh’dan yükseleren Ankara’ya sıçraması diyalektik denklemin ortak karesini oluşturuyor.
Kürdistan’daki Hareket’in Türkiye’lileşmesi, Türkiye’nin Kürdistan’lılaşması denklemiyle aynı kareye denk düşüyor.
Sorun, politikleşmiş toplulukların aynı kaderi paylaşmak için birlikte harekete geçmeleri değil mi?
Kendi kaderini tayin eden Kürdistan halkları ve onların kaderini tayini için onay veren Türkiye, İran, Irak ve Suriye halklarının özgürleşmelerinin adresinin adı, tarihsel diyalek olacak.
Devrimler evrenseldir, her devrim etki gücü oranında dünya devrimidir, Kürdistan devrimi gibi.