Sosyal bilimci ve özellikle de felsefede son yüzyılın önemli simalarından biri kuşkusuz Ernst Bloch oldu.
Bloch, Tübingen Üniversitesi’nde vereceği felsefe derslerine girişte, “Hans Mayer“in deyimiyle onun tüm “eserlerine önsöz“ olarak anlaşılabilcek şu cümleyle başladı:
“Benim. Ancak kendime sahip değilim. Bu nedenle, olacağız“.
Ben bu cümleler kadar Kürtler’in tarihini izah eden bir betimleme bulamadım.
Kendisi olanlar.
Yani Kürt olanlar.
Ancak kendlilerine sahip olamayanlar.
Nedeni?
Unutturulanlar.
Unutturulmalarının nedeni: bir yüzyıla yakındır devam eden ve burada adlandırmak istemediğim “insanlık suçu“ uygulama.
İnkar!
Önemlisi, “kendine sahip olunca“ insan yerine konmama.
Başkası olunca da “ikinci sınıf insan“ olmak.
Yirminci yüzyıldan, Kürt olduğunu bilenler;
Kendisine sahip olmayan Kürtler geçtiler.
Bu işin mimarı, Mustafa Kemal’di.
Sonra İnönü geldi, Mustafa Kemal’i aratmadı.
Menderes döneminde, Kürtler kendilerinin olamadı.
Cemal Gürsel döneminde, inkar politilkası politik erke dönüştü.
21 Mart’ta Memduh Tağmaç, Faruk Gürler ve Muhsin Batur Generalleriyle yükselen dönemin bir önceki askeri darbeden farkı olmadı.
Tüm Ecevit dönemlerinde, Kürtler “gerici“ dünyaya gark edildiler.
Ecevit, Türk “sosyalistleri“ni Türkiye’ye entegre etmek için, “Türk“ “aydınları“nı Kürtleri sosyalleştirmeye devat etti.
Kenan Evren dönemi, Kürdistan’da başka bir “güneş tutulması“ydı.
Sonra beklenmedik bir gelişme oldu ve 2005 yılından bu yana güneyde Kürtler kendi yönetimlerini oluşturdular. Bu gelecekteki Kürdistan için “birinci durak“ oldu.
Bloch’un deyimiyle: “Bu nedenle (var) olacağız“ tarifinin ilk adımı.
Kürtler için diyalektik bir rota.
Eğer olanlar, kendilerine sahip olamıyorlarsa, sonraki adım “var olmak“ oluyor ve Bunu yakın Kürt tarihi gösteriyor.
Daha sonraki dönemde, Ecevit sürecini saymıyorum: sadece çıplak bir kolonyalizm sergiledi. AKP dönemi tümünün toplamı oldu:
Mustafa Kemal’in savaş uçaklarına yüklü “işgali“ bu döneme yansıdı.
Mustafa Kemel Diyarbekir’de “el etek öptü“, Erdoğan Diyarbekir’deki “el eteği“ Ankara kumandasına bağladı.
Cemal Gürsel’i aratmadı: ve kendisinden olmayan Kürtler’e “sizlere Kürt diyenlerin yüzüne tükürünüz“ dedirtecek kadar “köle ruhlu Kürt“ buldu.
Kenan Evren’den kalma işkence geleneği hiç sona ermedi.
Ve Türkiye’nin tahakküm ettiği “Kürdistan’ı kolonileştirme projesi“ tüm bunlara rağmen başarılı olmadı.
İkinci kırılma, “var olma“ Güneybatı Kürdistan’da meydana geldi.
Bazılarına göre ABD’nin ve İsrail’in desteğiyle.
Ancak nereden bakarsanız bakın Kürdistan’ın bölünmesinde başrolü oynayanlar batının emperyalist (Fransa/İngiltere) güçleriydi.
Tarih bu ya.
Kürtler’e kendilerini unutturanlar;
Kürt halk hareketinin “var olmak“ için attığı bu ikinci adımı da engelleyemeyecekler.
Ve tarihin ilginç bir ironisi olsa gerek; bu ikinci durakta, diğer halkların ve özellikle de Türk halkının kendisini zincire vuran egemenlerine karşı başkaldırısının sırrı yatıyor.
Engels’in bir zamanlar İngiliz proleteryası için söylediklerini şimdiye uyarlıyorum:
Türkiye Proleteryasının kurtuluşu, Kürdistan’ın kolonileşmeden kurtuluşuna bağlı.
Kürdistan için ikinci durak