Demir ÇELİK

"PKK olmasa Türkiye Rojava’ya askeri operasyon yapmazdı. PKK Rojava’da kendisine meşruiyet kazandırma arayışındadır. Bundan vazgeçmelidir" diye açıklamalarda bulunan Federal Kürdistan Başkanı Sayın Neçirvan Barzanî 20 Nisan 2020’de de; “PKK’nın Kürdistan Bölgesindeki varlığı meşru değil" dedi.

Devlet ve iktidarlar için kamu vicdani, toplumsal haklılık önemli değil. Onlar için kanunlarla güvenceye aldıkları iktidar ve çıkarları önemlidir. İnsana, düşüncesine yaklaşımları da, talebi ya da eyleme yaklaşımları da ulus devletin milliyetçi, dinci, cinsiyetçi zihniyetine göredir.

Sayın Başkan’ın meşru gördüğü Türkçü sömürgeci zihniyet başta Koçgiri, Şeyh Said, Zilan, Ağrı ve Dersim soykırımları olmak üzere onlarca kez soykırımlar uygulayan, 25 milyon Kürt’ün diline, kimliğine, kültürüne prangalar vuran zihniyettir. ‘Taş taş üstünde, gövde üstünde baş kalmayacak’ dediği kent savaşlarında yüzlerce Kürt’ü bodrumlarda lav silahı ile yakmış, binlercesinin başına evlerini yıkmış, on binlercesini tutuklamış, yüz binlercesini yerinden yurdundan etmiş, on binlercesini sürgün ettirmiştir. Binlerce gerilla kemiklerini mezardan çıkaran, sokak hayvanlarına parçalatan, çıplak cesetleri teşhir eden, cenaze uzuvlarını koparan, kargo ile cenaze gönderen, mezar taşlarını kıran, Kürt’e düşman hukuku uygulayan bu zihniyetin Başûr’da otuz yerde alayı ve taburunun bulunması Sayın Barzanî’ye göre meşru. Ancak Özgür Kürdistan için mücadele eden PKK gayri meşrudur. Bu söylem hem doğru değildir, hem de Kürdistanî değildir. Bu söylem Türk egemenlikçi sistemin yayılmacı politikasına gerekçe üreten, Kürdistan işgalini haklı gösteren bir söylemdir.

Sayın Neçirvan Barzanî ya tarihi hakikatle yüzleşmek istemiyor ya da sömürgeci iktidarla çıkara dayalı kişisel ya da grupsal ilişkileri nedeni ile böylesine sorunlu açıklamalarda bulunuyor. Bu yaklaşım belki belli bir elit kesimin çıkarına olabilir. Ama asla Kürtlerin çıkarına değildir. ‘İktidar yozlaştırır, mutlak iktidar mutlak yozlaştırır’ sözünün ne kadar doğru olduğu Sayın Barzanî’nin bu açıklamalarıyla bir kez daha doğrulanmıştır. İktidara giden her yolu mubah gören Türkçü ulus devlet, kendi bakanını ve başbakanını asan, cumhurbaşkanını zehirleyen bu kirli zihniyet sahiplerinin, Kürtlerin onurlu yaşamına razı geleceğine hangi Kürt iknadır. Bu katliamcı gelenek bugünde Kürtleri soykırımdan geçirmek istemektedir. Alişêr ve Zarife Ana’ya, Şeyh Said’e, Seyid Rıza ve Bese Ana’ya şaki, eşkıya, bölücü diyerek, Sayın Mistefa Barzanî’ye ‘İngiliz ajanı’, ‘komünist Kürtçü’, Sayın Talabanî ve Sayın Mesud Barzanî’ye ‘potin yalayıcısı kabile reisleri’ diyerek itibarsızlaştıran, halkın gözünden düşürende aynı zihniyettir. Bu zihniyet özel savaş zihniyetidir.

Özel savaş aygıtı olan Türk devleti; haklı olanı, meşru talep sahiplerini yalan, kirli bilgi ve psikolojik savaş araçlarıyla toplumun gözünde itibarsızlaştırıp karşıtlaştıran, ayrıştırıp çatıştıran, düşmanlaştırıp ortadan kaldıran zihniyettir. Bırakınız biz Kürtleri bu zihniyete karşı mücadele eden her bireyin, parti ve siyasi yapının mücadelesi hem insani bir haktır, hem de vicdani ve meşrudur. İnkârcı, katliamcı ve soykırımcı Arap, Türk ve Fars ulus devletlerine karşı mücadele eden her Kürt hem haklıdır, hem de direnişi de meşrudur. Çünkü ülkeleri sömürgeci dört devletin işgali altındadır. Halk olmaktan ileri gelen kimlik, dil ve kültürel hakları yasaktır. Annemizin ak sütü kadar helal olan bu haklarımızı her talep ettiğimizde de siyasi soykırımla, kazanmak için direndiğimizde ise katliam ve soykırım uygulanan statüsüz bir halk olduğumuz için mücadelemiz hem haklı, hem de meşrudur.

Tarihi hakikatle yüzleşmek istemeyen Sayın Neçirvan Barzanî bilmeden dedesi Sayın Mela Mistefa Barzanî’yi ve partisi KDP’yi de gayri meşru ilan etmiş oluyor. Kürdistanlılar Sayın Mela Mistefa’nın mücadelesini hep sahiplendiler. Doğru olan bu yaklaşımı Sayın Barzanî de kabul etmelidir. Kendisi dışındaki her Kürt’ün en az kendisi kadar Kürdistan üzerine söz söyleme, mücadele etme ve her parçada yaşama hakkına saygı göstermelidir. Binlerce yıldır her tür işgalcinin zulmüne rağmen ana bilip, üzerinde yaşamakta olduğumuz Kürdistan’ın egemenlikçi devletlerin suni sınırlarla parçalamış olması bu hakkı ötelemez.

O nedenle bizi parçalayan, ayrıştıran, karşıtlaştırıp çatıştıran ve bizler üzerinden mutlak iktidarlarını kuran egemen devletlere karşı mücadele etmek her Kürt için tarihsel önemdedir. Irak, Türkiye, İran ve Suriye devletleri sömürgeci olup ortak stratejileri Kürt ve Kürdistan karşıtı olduğundan yurtseverlik dördüne birden karşı çıkmayı gerektirir. Biz ulusal birlik yerine parçayı, bölgeyi, aşireti, mezhebi, aileyi ve partiyi esas aldığımız için hala statü sahibi değiliz. Biz birlikte mücadeleyi esas almadığımızdan Körfez ve Suriye savaşları sırasında Kürdistan statüsünü gerçekleştiremedik. Aşiret, aile, bölge ve dar grup çıkarlarını esas almaya devam edersek, yirminci yüzyılı nasıl kaybettiysek bu yüzyılda da kaybeden biz oluruz. En son 2017 Eylül referandumunda egemen devletler hep beraber halkımızın yüzde 95 oranındaki meşru, demokratik, yasal olan bu siyasal talebine dördü birden savaş gerekçesi olarak yaklaşmıştı. Bu gerçekliğe rağmen YPG/YPJ- SDG’nin varlığını gerekçelendirerek Rojava işgalinde birlikte hareket eden egemenlere itiraz etmesi gereken Sayın Neçirvan Barzanî, işgali haklı gösteren açıklamalarda bulunması bu gerçekliğe ne kadar uzak olduğunu göstermektedir.

Rojava, Başûr, Bakur ve Rojhilat bir bütün Kürtlerin on binlerce yıldır üzerinde yaşadıkları Kürdistan toprağıdır. Her bir Kürt için yaşadığı parçada olma hakkı kadar diğer parçalarda da yaşama ve mücadele etme hakkı meşrudur. Meşru olmayan Kürdistan’ı parçalayan işgalci, sömürgeci, devletçi, iktidarcı sistemdir. Kürtler Özbekistan’dan, Türkmenistan’dan, Uygur’dan gelmiş değillerdir. Türkçü Kızıl Elmacı zihniyetin işgali altındaki Kürdistan’da Kürtlerin kafasını kesen bu barbarlara karşı kardeşlerinin yanında saf tutacağına, toprakları, onurları, namusları için köyünü, kentini savunanları karşısında duran yaklaşımda, 20 Nisan’da kullanılan dil ve söylem Kürt’ü dışlayan, Kürdistan’ı yok hükmünde gören söylemdir. İrade kıran, askeri, siyasi, kültürel ve toplumsal kırımı, katliam ve soykırımı Bakur’da yürüten bu faşist zihniyet, Rojava’yı, Başûr’u işgal ederek tüm Kürdistan’a egemen olmak istiyor. Bugün KDP’den aldığı güç ve destek ile PKK’yi tasfiye etmeyi başardığında, sıranın KDP’ye, YNK’ye geleceğini tarihi hakikat bize söylemektedir. PKK’yi tasfiye etmeyi öncelikli gördükleri için Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile hoş görünmeye, iş tutmaya çalışıyorlar. Faşist şefin; ”Körfez savaşında düştüğümüz hataya bir daha düşmeyeceğiz. Terör koridorunu temizlememiz devletimizin bekası için şarttır.” dediğini herkes kadar Sayın Barzanî’de hatırlıyordur umarım.

KDP’nin "Bağımsız Kürdistan" için mücadelesi nasıl meşru ise YNK’nin de, PKK’nin de ve diğer Kürdistan’i hareketlerin mücadeleleri de, o denli meşrudur. Meşrudur çünkü canları, malları, namusları ve ülkeleri sömürgeci zihniyetin ayakları altındadır. Asıl gayri meşru olan sömürgeci devlet ve onun mutlak iktidarcı zihniyetidir. Bu zihniyeti ret etmek, karşısında durmak her Kürt’ün tarihsel görevidir. Bölgesel ve uluslararası sömürge ülkenin statüsü parçaya dayalı mücadelelerle sağlanamaz. Özgür ve bağımsız Kürdistan dört parçadaki tüm siyasal, askeri yapıların asgari ortak program etrafında birlikte mücadeleleri ile mümkündür. Kürdistan’ı parçanın çıkarına kurban etmek büyük kaybettirecek, parçaların özgünlüğü esasına dayalı Özgür Kürdistan amaçlı mücadele ise bize büyük kazandıracaktır. Her bir parçadaki dinamikler Kürdistan için kendi grupsal, partisel, bölgesel çıkarlarından özgünlüklerini koruyarak feragat ettiklerinde Kürdistan gerçek olur. Kürtler olarak ulusal birliğimizi sağladığımızda, askeri güçleri tek komuta altında konumlandırdığımızda kazanan Kürdistan olur. Ekmek kadar, su kadar elzem olan bu hakikati gerçekleştireceğimize olan inancımla…