Trajedi bu ya! Şengal, geçmişte yeniden kendilerini korumayan Güney Kürdistan’a boyun eğmeye mecbur ediliyor.
Şengal’le ilgili tartışmaları yakından izliyorum.
Son haberlere göre, Mir Tahsin Beg son olarak:
"Yezidilerin gerçek lideri Barzani’dir. Bizim ve geleceğimiz hakkında yegane söz ve karar sahibi O’dur" demiş.
2007 yılında, Mir Tahsin Beg’in evine uzun namlulu silahlarla saldırı yapılmıştı. Oturma odasında, yere yatarak, sıkılan onlarca kurşunun hedefi olmaktan kurtulmuştu.
Feleknas Uca ile O’nu ziyaretimiz, bu olayın hemen arifesindeydi.
Mir Tahsin Beg ölümün eşiğinde konuşur gibiydi, tedirgindi.
Konukevinde olayla ilgili bilgi vermişti.
Gizli bir mahzende konuşur gibiydi, sesini yükseltmemek için çaba sarfediyor, fısıldarcasına konuşuyordu.
Sohbetimiz esnasında, kapıdan uzun boylu, tahminen kırkında bir Bay girdi.
Mit Tahsin onu ayakta karşıladı.
O’na sadece kendisini ziyarete gelen biri gibi davranmadı; artık olayla ilgili konuşmak istemeyen yüz ifadesini izledim.
Tedirginliğe emare yüz ifadesi yerine, ciddi hatlar yerleşmişti.
Kim olduğunu merak ediyordum.
Bize O'nu Kaymakam olarak tanıttı. Kaymakam, Êzîdî’ymiş.
Kaymakam da KDP’liymiş.
Daha sonraları öğrendim: Mir Taha Beg’i de "KDP mensubu" olmaya davet etmişler.
Kardeşi Taha Beg ise, "YNK mensubu" olmayı kabul etmek zorunda kalmış.
Kendilerini koruma mekanizmalarından yoksun bırakılan Şengal’liler, 2007 yılında bir katliam daha yaşadılar.
Güney Kürdistan’ın iki güçlü partisi, Şengal ve dünyadaki Êzîdîler'in ruhani liderini ve kardeşini partilerarası bölüştürerek ve kendilerine mecbur ederek, zimni olarak "Êzîdîler’in korunması" garantisi vermelerine rağmen Êzîdîler katledilmişti.
Mir Tahsin Beg’in yaşamına kastedilmişti.
Tedirgin ve sakindi. Barzani yönetimi, Şengal’i Güney Kürdistan hükümranlık alanı dışında sayıyor ve bundan dolayı, onları fiilen koruyamayacağını belirtiyordu.
Ancak Şengal’de KDP Kaymakamı hükmediyordu.
Ve Êzîdîler'in ruhani lideri, dünyevi bir partiye "mensup" edilerek, Güney Kürdistan’da Êzîdîler'e biçilen "rol" tayin ediliyordu.
O zamanların, "katledilmelerine göz yumulan, failleri bulunmayan, horgörülen", Hewler’in arka bahçesi, Şengal’in politikadaki borsa değeri, DAİŞ’ın Şengal’e saldırısından sonra, yükseldi.
Ancak Mir Tahsin Beg, eğer doğruysa, DAİŞ saldırılarının akabinde yaptığı açıklamalrda: "Peşmergelerin Şengal'i bırakıp kaçmaları bizi son derece kırdı. Peşmergeler bizi korumalılar. Acilen Êzîdî gençleri silahlandırmalılar. Senelerce bizzat kendim Müslüman Kürt kardeşlerimizle omuz omuza Saddam Hüseyin’e karşı savaştım. Beraber yürüttüğümüz mücadelenin hiç mi değeri kalmadı" demişti…
Zaman geçti, Gerilla’dan sonra, Peşmergeler’de Şengal’e yerleştiler.
Ancak, ancak felaket olarak tanımlanacak bu son travmadan sonra, Şengal’in tüm Kürdistan’ın korumasında, kendisini yönetebilecek, kaderini kendisi tayin edebilecek, özgür bir "yaşam alanı" olması gerekmiyor mu?
Kürdistan’ın Şengal’e tarihi bir borcu yok mu?
Şimdiye dek Hewler’deki Parlamento’da kendisini temsil etme hakkından yoksun olan Şengal’in, Güney Kürdistan’a komşu, özgür bir yönetim olarak yapılanması, KDP’nin, YNK’nin PKK’nin zararına mı?
Yoksa, Şengal tekerrüren, Müslüman Kürdistan dünyasının serumuna bağlı mı kalacak?
Ve ahirete dek, tehdit ve yokoluş tedirginliğiyle mi yaşayacak, Êzîdîler?