İşçileşen Kürt, Kürtleşen işçi

11 Mayıs 2021 Salı - 11:50

  • 100 bin nüfusu olan Batman gibi bir kentte binlerce yurtsever işçi ve işçi ailesi oluşmuştu. Bu durum, kentin genelinde sınıfsal refleks sahibi bir ulusallığın gelişimi sonucunu doğurdu, Silvan, Kozluk, Kurtalan, Bismil, Gercüş gibi çevre ilçeleri de etkiledi. Bu alanlarda da ulusal aydınlanma ile birlikte sınıfsal karakteri de gelişen bir nüfus ortaya çıktı. 

MIHEME PORGEBOL

 

Kürdistan işçi sınıfının geçmişi ve mevcut durumunu kavrayabilmek için öncelikle dünyada işçi sınıfının örgütlü uyanışının başlangıcına gitmek gerekir. Böylece sömürü kıskacındaki Kürt emekçisinin örgütlenişini kavramak daha mümkün olacaktır. Bu doğrultuda geçmişe baktığımızda ise Avrupa’da 18. ve 19. yüzyıllarda gelişen Endüstri Devrimi’ne ve beraberinde getirdiklerine odaklanmak gerek. Endüstri Devrimi, Avrupa’da işçi sınıfına yönelik sömürüyü keskinleştirmiş; işçi nüfusu da sömürüyle doğru orantılı olarak günden güne artmıştı. İşçilerin hoşnutsuzluğu ve itirazları, işçi hareketlerini, lokalleri, grevi ve ludizmi doğuracaktı.
Avrupa’da eylem ve kavramların toplumsallaşması, günden güne daha geniş kitleler tarafından benimsenmesi, Osmanlı İmparatorluğu ve daha sonra kurulacak olan Türkiye Cumhuriyeti’ni de etkiledi. Buradaki sigara, alkol, tekstil ve benzeri birkaç iş kolunda çalışan on binlerce işçi, gelişen bu farkındalıktan etkilendi. Bu da Marmara merkezli olmak üzere Türkiye İşçi Hareketi diye adlandırılabilecek dönüşüme ve arayışa neden oldu. Bu arayış, Türkiye’deki işçi hareketinin temeli de sayılabilir.

Kürdistan işçi sınıfı ve ilk örgütlenmeler

Kürdistan’da işçi sınıfının mücadelesi ve sınıfsal hareketi konusunda ise pek çok nedenden ötürü 1950’li yıllara kadar bir gelişim göremeyiz. Merkezi idarenin “geri bırakma” planı, Kürdistan halkının daha çok sanayi dışı üretimlerle ilgilenmesi, güçlü bir sermaye birikiminin olmayışı, Osmanlı ve Cumhuriyet idarelerinin Kürdistan’da sermaye birikimini kendilerine bağlı feodal çevrelerle sınırlı tutup ağalığa, tarımsal üretime yönlendirmesi, bu gerekçelerin en önemlileridir. Kürdistan’da daha çok zanaatkârlık, tarım, esnaflık, hayvancılık gibi alanlar egemen olmuş; endüstriyel üretime dayalı işçilik, ancak 1930’lu yıllardan sonra başlamıştı. Elazığ Bakır Maden İşletmeleri, Mazıdağı’daki fosfat fabrikası, Batman ve Diyarbakır’da 1950’lerden itibaren faaliyet gösteren petrole dayalı üretim ve rafinaj tesisleri, Shell ve Mobil gibi dev petrol şirketlerinin Kürdistan’daki faaliyetleri, işçilik bilinci ve sınıf mücadelesine dair farkındalığın ilk nüvelerini de oluşturdu. Bu gelişmelere paralel olarak 1950’li yıllardan itibaren ilk sendikal örgütlenmeler başladı.