Televizyon kanallarında Rakka operasyonun ‘Büyük Savaş’ şiarıyla başlayacağını duyunca büyük bir heyecan ve umut bağışlıyordu insana. Başta Êzîdî kadınlarını kurtarma ve intikamlarını alma şiarıyla YPG-YPJ-SDG güçleri ‘Cenga Mezin’ ile Rakka’yı özgürleştirme hamlesine başladı. Rakka özgürleştirildi ve sonuçları tarihi oldu. Rakka’rın özgürleştirilmesi, nihai bir intikamın alınması, DAİŞ’in bitişe doğru ilerleyişinin nişanesi oldu. İşin özü ‘Büyük Cengler’ Kürtler için hala devam ediyor. Kürdistan’ı işgal eden sömürgeci TC ve yerel işbirlikçileri var oldukça da bitmeyecek gibi. Kandan beslenen, başka bir halkın varlığının üzerine kendi varlığını inşa eden sömürgeci bir sistem hakikati asla kabul etmez ve elinden geldiği sürece de ‘Tek vatan, tek bayrak, tek dil” tekerrürünü söyleyip devam eder.
31 Mart ve 23 Haziran yerel seçimlerinde nihayet toplumun birazda olsa yüzü güldü ve kandan beslenen iktidarı eleştirebilme yetisi doğdu. Faşist rejiminde etten ve tırnaktan oluştuğunu, öyle abartıldığı kadar olmadığını gören topluma eleştirebilme ve alternatif yollar arama cesareti sirayet etti. 23 Haziran’da yaşanan sarsıntı sonucu oluşan çatlaktan şafağın ışıkları saraya vurmuştu. Bu sarsıntı sonucu AKP içinde de gizliden gizliye kulisler devreye girmişti. Kimi kısık sesle, kimileri de alenen başkanlık sisteminin yelkenleri artık suya indirmesi gerektiğinden dem vurmuş ve bu sistemle su alan geminin limana varamaz eleştirisinde bulunuyordu. Faşizmin reisi bu eleştirileri bir şekilde duyuyor ve gelecek felaketin önüne geçmek için ipten ipe atlıyor, tüm cambazlıklarını sergiliyor, bir ABD’ye bir Rusya’ya sarılıyor. Türk devlet geleneğinin zihniyet inşacısı Almanya’da bu sefer susuz havuzda yüzmeye çalışan Erdoğan’ı kurtaramayacak. Nafile çünkü tren o duraktan çoktan ayrıldı.
S-400 veya F-35 alımlarının altında yatan gerçek amaç Kürtler karşısında zaman kazanmak ve Türkiye toplumuna güçlü bir dış politika vizyonu çizmek olduğu her geçen gün daha da netleşmekte. Avantadan toplumun refahı ve huzuru için bol keseden atmak kolay. Toplumun refahı yalanlarını sıralayanlar öncelikle kendi iç sorunlarını çözmesi gerekiyor. Ondan sonra dıştan gelen müdahaleler için uğraşmalı. Özcesi Türkiye’yi tehdit eden bir unsurda yok görünürde. İşgalci ve sömürgeci güç, Kürt halkının her kazanımını kendisine büyük tehdit olarak görmesidir. Erdoğan ve ekibinin gün geçtikçe dibe batmasının ve daha fazla saldırganlaşmasının altında yatan gerçek niyet ise Kürt halkını soykırımdan geçirmektir.
Erdoğan’ın soykırım planlarını ve Kürt halkına olan düşmanlığını dünya da artık dillendirmektedir. En son G20 zirvesinde Tramp bunu çok açık bir şekilde kendi üslubuyla ironik bir yöntemle dile getirdi. Tramp’ın Erdoğan’ın soykırım planlarını deşifre etmesi ve akabinde BM ve DSG arasında yapılan anlaşma ve KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık’ın Washington Post Gazetesi’nde yayınlanan yazısı; bu gelişmeler Erdoğan ve şebekesinin tansiyonunu doruğa çıkardı. Nefret, kin ve intikam söylemleri havada uçuşuyordu. Açıklamalar art arda geliyor, açıklamaya yapmayan sözcü kalmadı. Böyle bir zihniyet toplumun tüm kesimlerini nasıl kucaklayabilir? Bir taraftan Ergenekon’un sözcüsü Başbuğ, “PKK Suriye’de devletleşiyor” diyor. Diğer taraftan yeşil faşizmin sözcüsü Erdoğan ise, “biz Kürtler için her şeyi yaptık. Kürt meselesi var demek bana ve bize hakarettir” diyor. Neymiş ortada Türkiye meselesi varmış ve Türkiye’yi bir bütün olarak ele almak gerekirmiş! Ezcümle Erdoğan Türkiye toplumunu 1919 Osmanlı İmparatorluğu’nun hasta adamına ve kendini de kurtarıcı Mustafa Kemal Atatürk’e benzetmekte. Ama bir hakikati unutuyor. Ne Kürtler 1919’un Kürleri ne de mevcut konjonktürel süreç o günler için uygun.
Kısacası Erdoğan’ın 2023 hayalleri çoktan bu diyardan göçüp gitti. Kürtlerin içinde olmadığı ve çoğulcu bir demokrasinin inşası hayat bulmadığı sürece kimse boşa hayaller kurmasın. Çünkü Türkiye’de; Ermeni’nin, Süryani’nin, Laz’ın, Çerkez’in, Alevi’nin ve Kürdün hakkı var bu topraklarda. Önce tehcir, açlık ve soykırımla katlettiğinizle yüzleşin. Sonra gelip kürsüden Yunus Emreden dizeler dizin. Siz Yunus’un yolunu yol bilseydiniz, insanları bodrumlarda yakmazdınız, cansız bedenleri panzerle sokaklarda sürüklemez, cansız kadın bedenlerini çırılçıplak soyup teşhir etmezdiniz.
Kısacası Erdoğan ve şebekesinin dibi delik kovaya dönüşmüş bulunmaktadır. İstedikleri kadar cambaz gibi ipten ipe atlasınlar, dünya ve Ortadoğu siyasetleri çökmüş durumda. Bugün Ortadoğu’da çöken siyasetlerini sürdüren ve ellerinde tek kalan güç KDP ile Kürt Özgürlük Mücadelesini zayıflatmak ve toplumda psikolojik üstünlüğü elde etmek istemektedir. Bu noktada neredeyse Türkiye’den vazgeçecek noktaya geldi. Erdoğan, Kürdü birbiriyle savaştırarak Kürt Özgürlük Mücadelesini zayıflatmak ve yok etmek istiyor. Bundan dolayı KDP ve YNK ile ortak hareket ediyor. En son 5 Temmuz’da yapılan hava saldırısında hedef alınan KCK Genel Başkanlık Konseyi üyesi Diyar Xerîb bu amaçları doğrultusunda hedef alındı ve katledildi. Bu ve benzeri katliamlardan yola çıkarak KDP, YNK ve Türkiye arasındaki ihanet çizgisinin nasıl filizlenip başaklanmasını anlamak zor olmamakta. Bu ihanet şebekesi Kürt halkının evlatlarının kanını döküyor.
Bu noktada Kürt halkının her ferdi işgalcilerin oyunlarını fark etmeli, oyunlarına gelmemeli ve düşmanıyla hareket etmemelidir. Kürdistan topraklarının işgalcinin postallarının altında çiğnetilmesine izin verilmemelidir. Bu tüm Kürdistan yurtseverlerinin görevidir ve bu göreve sahip çıkılmalıdır. Bugün Kürt Özgürlük Hareketi işgalcilere karşı amansız bir savaş yürütmektedir. Bu amansız savaşta Kürdistan yurtseverleri de üzerlerine düşen görevleri yerine getirmeli ve mücadeleyi yükseltmelidir. İşgalci, sömürgeci sitemin baş aktörüne ve onun ayak takımına ders verilmelidir. Tıpkı Rakka’da olduğu gibi intikam ve direniş ruhuyla, Cenga Mezin şiarıyla sömürgeciler ve onların ayak takımı Kürdistan’dan söküp atmalı, Kürdistan özgürleştirilmeli ve Demokratik Konfederal sistem inşa edilmedir.