YEREL SEÇİMLER GÜNDEMİ


Şirnex (Şırnak) denince akla otuz yıllık savaşın sıcak bölgesi ve AKP ile Genelkurmay ortaklığında işlenen Roboskî Katliamı gelir. Gelmesi de doğaldır. Şırnak’ın neresine giderseniz gidin karşınıza bir şehit mezarlığı çıkar. Hangi eve girerseniz girin bir şehit annesiyle, bir kayıp babasıyla, bir tutuklu kardeşiyle karşılaşırsınız.
Şırnak’a doğru yola çıkarken, aklımızdan bu kentin şanlı ve acılı tarihi geçiyor. Ama biz burada yalnız Kürdistan’ın özgürlük mücadelesini görmüyoruz. Kürdistan’ı kana bulayanların, aynı zamanda burada yarattığı ekolojik felakete karşı da büyük bir “çevreci” mücadeleye şahit oluyoruz. Şırnak halkı, Türkiye’nin şimdiye kadar görmediği yığınsallıkta bir “ekolojik protesto”yu gerçekleştirmiş. Silopi civarındaki termik santrale karşı yirmi bin kişilik bir kitle gösterisi yapılmış.
Batılı aydının “bunlar kimlik siyaseti yapıyor” diye burun kıvırdığı Kürdistan’ın bu şanlı şehrinde Green Peace’çileri bile kıskandıran muazzam bir ekolojik duyarlılık olduğunu ekleyelim...
Bir başka özellik daha var. Yine bizim Batılı Beyaz Türk, Kürtlerin “şiddete taptığını“, oysa “günümüzde uygar mücadelenin sivil itaatsizlik olduğunu” söyler ve yazar. Oysa Kürdistan’da ve örneğin Şırnak’ta halk “sivil itaatsizliğin” feriştahını hayata geçirmekte.
Kürdistan şehirlerinde belediye seçimleri “parlamenter” kurallara göre yapılmıyor. BDP’li Belediye Başkanları tehdit altında. Onlara deniyor ki, “seçilirsen hapse girersin”. Bu tehdit aynı zamanda tüm Belediye Meclis üyeliğine aday olan BDP’lilere de yapılıyor. O nedenle tüm Kürdistan’da olduğu gibi, Şırnak’ta da Belediye Seçimleri siyasi parti adayları arasında uygar bir yarış olmuyor. Kürt halkının adaylarıyla devlet, yani polis, jandarma, jitem, kontrgerilla, mahkeme, savcılık arasında bir “mücadele” oluyor. Devlet “aday olursan hapse girersin” diyor, Kürtlerin adayları “ben hapse girsem bile, sen Belediyeyi benim elimden alamazsın” diyor. Bu durum Şırnak’ta çok açık bir şekilde gözler önüne serilmiş. 2009 yerel seçimlerinde Şırnak Belediye Başkanlığını Ramazan Uysal kazanmış. Onunla birlikte yirmi küsur Meclis üyesi tutuklanmış. Tam İçişleri Bakanlığı Belediye’ye “el koyacakken”, ne olmuş?
Tıpkı “korucuların” şu son zamanlarda operasyona çıkmamak için başka yerlere gitmesi ve hatta PKK gerillarına yardım yapması gibi bir şey olmuş... İki AKP’li Belediye Meclis Üyesi AKP’den istifa edip, BDP’ye geçmiş. Ve böylece devlet nasıl korucuların “saf değiştirmesi” yüzünden şu ya da bu mevziyi ele geçirememişse, aynen öyle olmuş ve devlet Şırnak Belediyesini ele geçirememiş...
Herkes hapiste, Belediye hala BDP’de... Öcalan hapis. Kürdistan özgürlüğe yürüyor... Bunun adına “Büyük Kürdistan Mucizesi” deniyor... Bundan büyük “sivil itaatsizlik” olabilir mi?

Eşbaşkanlar ve direniş bayrağı…

Şimdi “Belediye başkanlığını” değil, Belediye eşbaşkanlık direnişinin bayrağını Av. Serhat Kadirhan ile Özlem Onuk yükseltecek.
Özlem Onuk 38 yaşında. 1990 başında ailecek koruculuk dayatması yüzünden Mersin’e göçetmişler. 1998 yılında geri dönmüşler. Özlem Onuk’un dedesi Hurşit Onuk, Şerafettin Elçi ile birlikte KDP saflarına katılmış bir yurtsever. Böylece Özlem Onuk bu geleneği BDP saflarında yeni bir düzeye yükselterek sürdürüyor.
Serhat Onuk 1978 doğumlu. Üç gün süren Şırnak bombardımanıyla birlikte kenti yaya olarak terketmişler. Şehir neredeyse tümüyle göç etmiş. Ağabeyi Serdar işte o zaman dağa gitmiş. Ve ona “halkına yararlı olabilmek için Avukat ol” diye vasiyet etmiş. Serhat Onuk şimdi Avukat. Ve halkına hizmet için Belediye eşbaşkanlığına aday olmuş.

Adaylık yarışı ve sonrası
Kimi yerlerde adaylık yarışı çok sancılı olmuş. BDP büyüyor. Büyümenin sancılarından birisi de “aday yarışında” küskünlüklerin ortaya çıkması. Ancak Şırnak’taki yarış örnek yarışlardan birisi. Yarışa 6 aday katılmış. 500 delege bunlar arasından 208 oyla Serhat Onuk’u seçmiş. En yakın rakibi Zana Uysal 100 oyda kalmış. Sonra ne olmuş? Seçilemeyenler küsüp bir kenara mı çekilmiş? İşte size kazanamayan 5 aday ve şu anda yaptıkları görevler: Salih Ceylan: Köylerden sorumlu; Salih Ürek: Şu anda Güçlükonak’ta; Hazım Kılınç: Silopi’de; Zana Uysal: Beytüşşebab’da; Baki Sondak: İdil’de. Her biri bir alanda canla başla çalışmakta.
Şırnak örneği, Kürdistan’da siyasi bilinçteki olgunlaşmayı işaret ediyor. Adaylar diyorlar ki, “bizde asıl yarış, sömürgeci sisteme karşı mücadelenin en önünde koşma yarışı...” Her yerde olduğu gibi burada da mutlaka eksikler, yanlışlar var. Ama ana eğilim, sağlıklı...

Silopi dimdik ayakta

Silopi’ye yağmurlu bir günde vardık. AKP-Cemaat işbirliği ile başlatılan siyasi soykırım, Silopi’de de Belediye Başkanı Emin Toğurlu’yu hedef almış. Meclis üyelerini de. Hapisteler. Şimdi AKP bağırıyor, “seçilmiş Başbakanımın bileğine kelepçe vurmak istiyorlar...” Ne diyelim: “Senin Başbakan’ın seçilmiş de, Silopi’nin Belediye Başkanı seçilmemiş mi?” AKP, Kürdistan’da seçilmişlerin bileğine kelepçe takmanın bedelini ödüyor. Cemaat şimdi de onu hedef alıyor. Parayla değil sırayla. Arada fark şu: Başbakan’ın bileğine kelepçe geçirilirse, ortada AKP diye bir şey kalmaz. Burada ise ne yapsanız boş. Burada düşenin yerini yenisi alıyor. Parti dimdik ayakta.
Bazı sorunlar yaşanmış, sonuçta eşbaşkan adayları belirlenmiş. Emine Esmer ve Seyfettin Aydemir biz oraya vardığımızda ancak on gündür çalışmaya başlamışlardı. Burada herkes adayların ateşten gömlek giydiğini biliyor. Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış ile yönetici Ebubekir Deniz’in “kaybedilişi” hala hafızalarda. Halk 25 Ocak 2001 tarihini unutmuyor.
Silopi’nin tarihi aynı zamanda şehitlerin tarihi. İşte Cudi Mahallesi. Adı kadar yüce bir mahalle... Mahallenin 22 tutuklusu var. 24 gerillası dağda. Ve 50 de şehidi Kürdistan topraklarında yatıyor. Böyle pek çok mahalle var. Siz bu mahalleleri görünce, Önder Apo’nun “mahallenin tüm üyelerinin katıldığı mahalle meclislerine” neden ve nasıl güvendiğini ve bunlara “Demokratik Özerklik” ve belediyecilik alanlarında neden böyle yüksek bir misyon yüklediğini kolayca anlıyorsunuz.
Her yerde sorduğumuz gibi yine soruyoruz: “Belediye’de yönetime geldikten sonra ilk işiniz ne olacak?” Eşbaşkanlar tereddüt bile etmeden “Mahalle Meclislerinin kuruluşuna katkıda bulunacağız ve her adımda onların alacağı kararları Belediyede uygulamaya başlayacağız...”
Cudi Mahallesi gibi tüm mahalleler, “Demokratik Özerk Kürdistan’ın” temelini oluşturacak...

HAZIRLAYAN: VEYSİ SARISÖZEN



Cizîrê’de kanton Cizre’de özerklik


Cizre... Karşısındaki Cizire kantonunun bir parçası. Sınır olmasaydı, şimdi Cizre Cizîrê’yle birleşmiş olacaktı. Ve işin acı yanı şu: Rojava’nın Cizîrê’sinde devrim oluyor ve Kuzey’in Cizre Belediye Başkanı Aydın Budak hapiste. Öyle ama Aydın Budak’ın Belediyesi, bir tür Hükümet...
Kardeşi Kerim Budak’la konuşuyoruz: “Geçenlerde Aydın Budak’ın evi soyuldu. Sonra garip bir şey oldu: Hırsızlar evden çaldıkları kasayı, içindekilere dokunmadan bir sabah evin önüne koydular.”  
“Neden?” diye soruyoruz. “Çünkü diyor Kerim Budak, bizim hırsızlarımız, Ankara hükümetinden korkmaz, ama Cizre ‘hükümetinden’ korkar.” Öğreniyoruz ki, burada yıllardan beri hiç kimse bir mecburiyet olmadıkça Türk devletinin yargısına da, polisine de, Meclisine de başvurmuyormuş. Başvurdukları “kurumlar” varmış. Ve böylece demokratik özerkliği Cizreliler adım adım hayata geçiriyormuş.
Daha düne kadar, iki dönem önce korucubaşı Kamil Atak’ın elinde olan Belediye artık özgür. Daha doğrusu, Başkanı ve Meclis üyeleri hapiste ama Belediye özgür. Kürdistan gerçeği işte böyle her zaman çarpıcıdır.
Seçimler hakkında tahminlerini soruyoruz. Cizre’nin BDP yöneticileri, ilçe başkanı Ahmet Çeter gülüyor. Av. Sertaç Özhan şöyle diyor: “Burada BDP ile yarışan yok, yarış ‘ikinci kim olacak’ yarışı. AKP bizimle değil Hüda Par’la yarışmakta...”
Biz bunları konuşurken içeriye Berivan Çayıldak giriyor. Hüseyin  Ertene’nin kızı. Hüseyin’in lakabı “Hesene Serhesin”… Yani “demir baş”...Bu lakabı bilmeyen yok. Ve polis 1992 Newrozunda Hüseyin’i, tam da “başından” vuruyor. “Demirbaş”ın başına tam 25 mermi sıkıyor. Parti binasında tarih böyle dile geldikçe, sistemin seçimlerde yaydığı zehirli hava dağılıyor, camlardan içeriye temiz ve namuslu bir hava doluyor. Diyorlar ki, bizim eşbaşkanlarımız bu tarihin birer mirasçısıdır.
Aydın Budak’ın tahliye edilmeyeceği ortaya çıkınca, Cizre Belediyesi Eşbaşkan adayları netleşiyor: Kadir Konur, biz Cizre’ye geldiğimiz gün kampanyaya bu nedenle gecikerek başlamış. Her ikisi de şehit ailelerinin birer ferdi. Kadir Konur’un bir ağabeyi şehit düşmüş. Diğeri hala dağda. Leyla İmret’in de babası şehit...
Babaları, yakınları ağa, vurguncu, korucu, faizci olan AKP’lilerin  adayları ile BDP’nin adayları arasındaki fark bize Kürdistan gerçeğini anlatıyor. Ve bir fark da, “siyah çarşaflı kadınlar” ile, “sarı saçlı kadın aday” arasındaki kültürel buluşma...
Cizre “kadın özgürlükçü toplumu” kadının “şeklini” değiştirerek değil, özünü özgürleştirerek inşa ediyor.
‘Dünyanın en güzel delisi’
Sene 2011... Newroz. BDP İl Binası’nın önüne polis yığılmış. Çatışmalar sırasında ölen bir polisin intikamını almak için halka saldırıyor. Tam o sırada damda bir çocuk beliriyor. Tüm Cizre’nin “deli” diyerek, sevdiği, zihinsel engelli bir çocuk. Ramo ... Eline geçirdiği bir tuğlayı fırlatıyor.
Polis damı yaylım ateşine tutuyor. Üst kat delik deşik. Kurşun izleri bugün de olduğu gibi duruyor. Ramo kurtuluyor. Ve şimdi Ramo, her fırsatta eline “mikrofon” niyetine bir kalem alıyor ve başlıyor o gün başından geçenleri anlaşılamayan bir “dille” anlatmaya... Onun anlaşılamayan dili, büyük hümanist Erasmus’un “delilerinin dili”. Yani acı çeken mazlum insanlığın dili... Biz onu anlıyoruz. Halk dilinde de ona zaten “deli” diyorlar.
Ve Siirt’in Heto’sunu anıyoruz. Geçenlerde evinde yanarak ölen “ikiz delilerden” Heto’yu... Halkın deyimiyle “bizim güzel delilerimizi” “zihinsel engelli”, ama “ruhsal engelsiz” insanlarımızı sevgiyle anıyoruz.

Erkeğin elindeki mendili alan kadın

Eğitim Destek Evi’nin Kürtçe “uzmanı” bize ilginç bir anekdot anlattı: “Geçen gün burada bir seçim bürosu açılışında, çok önemli bir olay oldu: Biliyorsunuz, halayların başını erkekler çeker, kadınlar en fazla araya katılır; burada başka bir şey oldu, çarşaflı bir kadın geldi, erkeğin elindeki mendili aldı ve halayın başına geçti...”
İşte Cizre’de yaşanan “Kürt kadın devriminin” simgesi “erkeğin elinden mendili alan çarşaflı kadın”dır.  “Kürt kadın devriminin” “ikinci simgesi” kimdir? Cizre Belediyesi Eşbaşkan adayı Leyla İmret’tir... Uzun sarı saçları ve Avrupai görünüşüyle bu aday, Cizre’de “Kürt kadın devrimine” “halayın başına geçen çarşaflı kadınla” birlikte öncülük etmektedir. Batıda yaşayan ve Kürt halkı hakkında zavallı önyargılara kapılmış insanların anlaması imkansız işler oluyor.
Leyla İmret 5 yaşında babasının vurulmasına şahit oluyor. “1991 yılında duyduğum silah ve top sesleri hala kulağımda...” Sonra annesiyle birlikte Mersin’e göç ediyor. Oradan Almanya’ya. Bremen’de okuyor. “Ne okuyor”? diyeceksiniz. Elbette önce Almanca okuyor, sonra “Çocuk eğitimi” hakkında yüksek öğrenim görüyor. Başka?.. Kürtçe okuyor. Ana dilini en yüksek düzeyde öğreniyor. Ve kalkıyor kendi topraklarına geliyor. Belediye eşbaşkanlığına adaylığını koyuyor. Eşbaşkanlığa talip olan 6 kadın arasından Leyla İmret’i, büyük bir çoğunlukla aday olarak seçiyor.  
Kürdistan’da “kadın özgürlükçü toplum”, aşağıdan yukarıya doğru bir süreç içinde kuruluyor. Kadın siyah çarşafın içinde kendini özgürleştiriyor; dağa çıkıyor, serhıldana kalkıyor… Kürt kadın devrimi Cizre’de “eski biçimin içinde” gerçekleşiyor. Bu gerçekleşme, bürokratik Kemalist “kadın özgürlüğünün” alternatifidir. Kemalist Türkiye’de “çarşafı atan kadın”, bürokratik devletin ve kapitalist modernitenin, yani sistemin “kölesi” oldu. Kürdistan’da çarşaf içindeki kadın sisteme isyan ediyor. Hem de bütün kurumlarına... Leyla ile kucaklaşan çarşaflı kadın imgesi, “Kürt kadın devriminin” en orijinal, en şaşırtıcı, en çarpıcı ve en düşündürücü  özgünlüğünü yansıtıyor.
Leyla Başkan’a soruyoruz: “Belediye’de ilk işin ne olacak?” O hiç düşünmeden yanıtlıyor: “Bremen’le Cizre arasında ve Avrupa Birliği ile Kürdistan arasında bir köprü olacağım. Eşbaşkanım Kadir Konuk da Cizre ile Rojava arasında köprü olacak...”

AKP hangi yüzle oy istiyor?

Roboskîliler: Katliamın hesabını vermeyen AKP halka ne diyecek. Şimdi AKP kalkıp hangi yüzle Kürt halkı ve demokratik kesimlerden oy isteyecek. Roboskî Katliamı’nın hesabını sormaya 30 Mart’ta sandıkta sormaya devam edeceğiz
İMC televizyonundaki program nedeniyle Şırnak’tan dönmek zorunda kalıyorum. Roboskî’ye gitmeden Şırnak izlenimleri tamamlanamazdı. DİHA’dan Mehmet Zeki Çiçek imdadıma yetişti. Roboskî’ye gitti ve hem Uludere Eşbaşkanlarıyla hem de ailelerle ve barış aktivistleriyle görüştü.
BDP’nin Uludere (Qilaban) ilçe Belediyesi Eşbaşkan adayları Zeynep Üren ve Yunus Ürek kısa ve özlü olarak seçimlerden ne beklediklerini anlatırken bir de çağrıları var: “Uludere halkı çok ağır trajediler yaşadı. Bu trajediyi değiştirmek ve halkla birlikte yerel yönetimi yönetmek için adayız” diyor. Eşbaşkanların bir de çağrısı var: “Yerinden yurdundan göç ettirilen ilçemizin sakinlerine geri dönmeleri çağrısında bulunmak istiyorum. Herkes terk etmek zorunda kaldığı topraklara geri gelmeli ve hep birlikte daha yaşanabilir yaşam alanlarını oluşturmalıyız.”

Sıra sandıkta hesap sormakta
Roboskî köyü sakini Fazile Encu’nün ve Roboskî Katliamında kardeşi Serhat Encu’yü kaybeden Veli Encu’nün seçimlerden beklentileri ise şöyle: “Herkes sandığa gittiği zaman elini vicdanına koyup burada parçaları katırlarla birlikte toprağa verilen çocukları hatırlamalıdır. Bu seçimlerin başkan Apo’nun özgürlüğüne vesile olacağına inanıyorum. Onun için buradan tüm Kürt halkına Rojava’da olduğu gibi kendi özgücümüzle özgürlüğümüzü sağlamak için iradelerine sahip çıkmaları çağrısında bulunuyorum. Başkanın başlattığı bu sürecin kalıcı bir barışa dönmesi için var gücümüzle çalışacağız. Roboskî’nin hesabını sormaya 30 Mart’ta AKP’yi sandığa gömerek devam edeceğiz”
Roboskî Katliamının ardından Roboskî köyüne yerleşen Samsun Bafra ilçesi doğumlu Barış aktivisti İbrahim Yaylalı ile 20 yıl Yeni Zellanda’da yaşadıktan sonra Katliamın ardından Roboskî’ye yerleşen Barış Aktivisti Meral Geylani ile konuşuyoruz. Yayla’lı: “BDP Özerkliği yaşama geçirme anlamında da yetersiz kaldı belki ama kimsenin inkar edemeyeceği bir gerçek var o da BDP’nin Ortdadoğu’da bir inci gibi parladığıdır. Çünkü BDP Ortadoğu’da hem azınlıkları hem demokratik kesimleri bünyesinde barındırma karakterine sahip tek siyasal güçtür. Şimdi AKP kalkıp hangi yüzle Kürt halkı ve demokratik kesimlerden oy isteyecek. Roboskî’nin hesabını vermeyen AKP halka ne diyecek merak ediyorum.”
Ta Yeni Zellanda’dan gelen Meral Geylani bakın niye Roboskî’ye yerleşmiş: “İstanbul’da doğduktan sonra Yeni Zelanda’ya yerleştim ve 20 yıl orada yaşadım. Ordayken Roboskî Katliamı ve Van’da yaşanan depremi duydum. Orada yaşayan yerli bir halk olan Maori halkının asimilasyonuna tanık oldum ve Kürtlerle çok benzer acılar yaşadıklarına şahit oldum. Buraya yerleşerek Kürt halkı ve diğer halkların mücadelesine destek vermeye karar verdim.”