“Bunlar engerekler ve çıyanlardır
Bunlar aşımıza ekmeğimize göz koyalardır
Tanı bunları Tanı da büyü.”
Ahmed Arif
Leş kargalarının üzerinde bir yılı aşkın bir süredir uçuştuğu Suriye’ye yönelik yeni kararların alındığı ve belli kesimlerin netleştiği bir süreçten geçiyoruz.
Suriye konusunda etkili bir ülke olan Rusya’da yapılan devlet başkanlığı seçimlerinde beklenen gerçekleşti ve Vladimir Putin yeniden başkanlığa seçildi. İktidara gelir gelmez ise ilk olarak, dışişleri bakanı aracılığı ile Suriye’de yaşanan gelişmelere yönelik şimdiye kadar izledikleri politikalarda bir değişiklik olmayacağı mesajını verdi.
Ancak bilindiği gibi AB ülkeleri ise iki gün önce yani 3 Mart’ta batının desteklediği muhalefeti Suriyelilerin temsilcileri olarak tanıdıklarını açıkladılar. Hatta muhaliflerin silahlandırılmaları konusunda bir dizi kararlar alındı.
Bu doğrultu da Türkiye’de askeri bir temsilciliğin açılmasını da kararlaştırmış bulunuyorlar. Türkiye ise bir an evvel bir müdahalenin gerçekleşmesi konusunda baskıcı davranışlara girince antipati kazanmaya devam ediyor. İnsani yardım adı altında Suriye muhalifleriyle silah ticaretini güçlendirmek ve ebedi korkusu Kürtler ile ilgili konularda anı anına söz sahibi olmak istiyor.
Türkiye, ayrıca iki durumun gelişmesi halinde silahlı müdahalede bulunabilmenin yolunu arıyor: birincisi Kürtlerin göçe tesebbüs etmesi durumunda ikincisi ise Türkiye’nin ‘sınırları’nda silahlı herhangi bir müdahalenin gerçekleşmesi durumunda.
Esad Rejimi ise Kürtlerin bulunduğu bölgelerdeki sûkuneti kendisine mal ederek, Kürtleri, olası durumlar karşısında koz olarak kullanabilmek için hala saklı tutuyor. Bir tarafta Türkiye’yi devre dışı bırakmak adına Kürtlerin yaşadığı bölgelerde bir sesizlik hüküm sürüyor, diğer taraftan ise hak ve hukuk denilen bütün resmi görüşmeler Kürtlerin isminin bile geçmediği görüşmeler çerçevesinde gerçekleştiriliyor.
Gelin hep beraber Suriye ilgili konularda karar alanlara ve onların gerekçeklerine şöyle bir bakalım:
Türkiye devleti, Suriye’deki çatışmalı ortamdaki insanlar için insani yardım yapılmasını talep ediyor, ama Roboskî’deki 21’i çocuk 34 insani suçsuz, silahsız, çaresiz oldukları halde yağmur gibi üzerlerine bombalar yağdırıp, öldürtüyor. Peki soruyorum. Sizce böylesi bir ülke ne kadar insan hakkı verebilir?
Almanya’nın kurumsal zihniyeti ise nostalji tazeler gibi Hitler ile benzeştirilen, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı, ‘ülkesinin demokratikleşebilmesi yönünde verdiği çabalarından’ ötürü demokrasi ödülüne layık görüyor. Böyle bir ülke tarihi ile ne kadar yüzleşmiş olabilir?
Tüm diğer Avrupa ülkelerine Anayasa’sındaki insan hak ve özgürlükleri ile örnek olan İsveç hükümeti, bedenini özgürlük uğruna ölüme yatırmış insanlara destek sunmak yerine, Suudi Arabistan’da silah fabrikası kurmakla meşgul. Böyle bir ülke herhangi bir sorununu hangi aletlerle çözebilir?
Fransa önce fesatlığa zorladığı, sonra ise uçak ve tankları ile kana buladığı Libya’yı böldükten yani petrol yataklarına sahip Doğu Libya’yı kontrol altına aldıktan sonra, ülkesinde daha fazla mülteci istemediği açıklamasını yaptı. Yaşanan bunca siyasi gelişmeden sonra sosyal sorunlar ile boğuşan Tunus, Mısır ve Libya halkına batının cevabı bu şekilde oldu. Bu konuda Fransa’ya destek ise gecikmeden İsviçre’den geldi. Böylesi ülkeler insani yardımlar konusunda nasıl bir pratiğe sahip olabilir?
Bütün bu hükümetler, yapılanmalar veya siyasi partiler ise tüm bu girişimlerini demokrasi ve insan hakları adına yaptıklarını söylüyorlar. Sorun Kürtlerin Özgürlük mücadelesine geldiğinde ise değişmeyen iki tavır söz konusu: birincisi görmedik, duymadık, haberimiz yok, ikinci tavır ise ne yazık ki bu tavır genellikle sol ve demokratlardan geliyor; ‘Türkiye’deki durum bizi endişelendiriyor’ şeklinde oluyor. Siz endişelene durum biz ölüyoruz demek mi gerekiyor? Size de tuhaf gelmiyor mu? Demokrasi ve insan hakları adına bu kadar zorbalığa, aşağılamaya ve ölüme müsaade edilmesi?
*
Not: 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü itibariyle tüm kadınların özgürlük mücadelesini selamlıyorum.
Kürdistan’da çözülen batı demokrasisi