Bir diriliş öyküsü: PKK 1. Bölüm

1978 yılında Amed’in Lice İlçesi Fis Köyü’nde 23 delegenin katılımı ile ilk kongresini gerçekleştiren Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) kuruluşunun 36’ncı yıldönümü. 1972 yılında bir çizgiyi kendi içinde, düşüncesinde resmen başlatmaya karar veren Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 1973’te Ankara’da Çubuk Barajı’nın yanıbaşında beş genç ile Kürt özgürlük sorunsalının çözümüne dayalı ilk grup toplantısını gerçekleştirdi.

Özgürlük amacına ulaşma inancı hep vardı

1973 Nisan’ında “Kürdistan sömürgedir” tezinden yola çıkılarak tartışmalar geliştirilmiş, Kürdistan’ın da bir ülke olduğu ve Kürt ulusal mücadelesinin yürütülmesinin bir onur sorunu olduğu dile getirilmişti. Yürekten inanılan sözlerle yürütülen bu tartışmalar ile Apocular, özgürlük amaçlarına ulaşana kadar mücadeleden vazgeçmeme kararlılığına ulaşmışlardır. İmkansızlıklar ve zorlu koşullar altında dile gelen bu sözler, umut, inanç, sevgi, bağlılık ve özgürlük aşkı olmuştu onlar için. Abdullah Öcalan’ın o yıllar içerisinde Ankara Devrimci Yüksek Öğrenim Derneği (ADYÖD) başkanı olmasının, grubun daha güçlü örgütlendirilmesi açısından büyük bir avantaj olduğuna inanıyorlardı. 1974 yılında gerçekleştirilen bir konferansta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, “Kürdistan sömürgedir” tezini kürsüden haykırdı ve oldukça uzun konuştu. 1974-75’li yıllar grubun sayısında artışın olduğu ve farklı halklardan olan Haki Karer, Kemal Pir ve Duran Kalkan’ın grup içerisinde aktif olarak yer almaya başladığı yıllardır.

İlk manifesto

PKK hareketinin ilk yazılı belgesi, 1975’i 1976’ya bağlayan kış mevsiminde yazıldı. Hareketin ilk manifestosudur. Manifestoyu kaleme alan Mehmet Hayri Durmuş’tur.
Yazılı ve örgütsel belgelerin hazırlanmasının ardından Dikmen’de yapılan bir toplantıyla ülkeye yönelim kararı alındı ve Kürdistan seferine çıkıldı. Bu toplantıdan sonra Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan Ağrı, Kars, Dersim, Elazığ, Urfa ve Antep’e; Haki Karer Ağrı’ya; Mazlum Doğan ise Batman’a doğru yola çıktı. Bu seferden sonra Apocular için 1977 yılı tarihi bir kararlaşma yılı oldu; iki ay sürecek Kürdistan seferi başladı.
1 Mayıs 1977’de Karakoçan’da bir toplantı gerçekleşti. Bu dönemde Antep’te Haki Karer öncülüğünde seksen kişiye yakın bir bileşimle gerçekleştirilen toplantının, devrimin sağlam temellere dayandığı yönünde halk tabanının güçlendirmesi açısından sonuç alıcı olduğuna inandılar. Kendileri için olumlu sonuçların olduğunu değerlendiren Kürdistan seferine çıkan grup, “Kürdistan aslında ideolojik tohumlanma anlamında düzelecek. Bundan sonra Kürdistan’ın her köşesinde yeşerecek olan bizlerin tarihi de belirlenecek” sonucuna ulaştılar.

Hareketin öncü kadrosunu devlet katletmişti

Önemli bir aşamanın sonuna gelindiğini düşünen örgüt, yeni bir aşamanın başlangıcındayken hareketin kurucularından olan Haki Karer yaşamını yitirir. Beş Parçacılar adlı ilkel milliyetçi bir örgütün içerisinde yer alan Alaeddin adlı şahıs, devlet tarafından kullanılarak Haki Karer’in hain bir komployla vurulmasını sağladı. Hareket için Haki Karer’in vurulması çok yönlü amaçlar içeriyordu. Haki Karer, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’la en fazla tartışan, halkçı ve devrime sonuna kadar inanan biriydi. Hareket tam atılım yapacağı sırada böylesi öncü bir kadrosunu kaybetmesi, grubu oldukça etkilemişti. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, bu katliamın hesabının mutlaka sorulması gerektiğine inanıyordu. Daha yoldayken, Haki Karer’in anısına bağlılığın gereği olarak mücadeleyi daha fazla derinleştireceklerinin ve yükselteceklerinin planlamalarını yapıyordu.

‘Kürdistan’da partileşme olmadan yaprak bile kıpırdayamaz’

Öngörülü hareket eden grubun tasfiyesine yönelik 3 Haziran’da Namık Kemal Ersun darbesi gerçekleştirilmişti. Kontrgerillanın etkinliğinde geliştirilen bu darbeyle düşman, grubun öncülerini katletmeyi, grubu parçalamayı ve erkenden tasfiye etmeyi hedefliyordu. Yine bu günlerde Mustafa Karasu ve Kemal Pir yakalanmıştı.
Her türlü baskıya rağmen Apocular, arkadaşlarının intikamını almadan rahat uyuyamadıklarını, yerlerinde duramadıklarını dile getirdiler. Arkadaşları Haki Karer’in katillerinden hesap sorulmadan içlerinin rahat etmeyeceğini söylemişlerdi. Bu nedenle öncelikle Haki Karer’i katleden Alaeddin ve bunun çevresinde bulunan devletin parayla tuttuğu bazı kişiler öldürülerek cezalandırılmıştı. Apocuar grubun sinmesini ve kendi içine gömülmesini bekleyen herkesi hayal kırıklığına uğratarak intikam almıştı ve arkadaşlarının anısına bağlılığın gereği olarak örgütü ve eylemi geliştirme isteminde daha da kararlılaşmışlardı. Haki Karer’in katledilmesinden sonra Fis Köyü’nde 23 kişiyle gerçekleştirilen toplantıda, Kürdistan’da partileşme olmadan yaprağın bile kıpırdayamayacağı sonucuna ulaşıldı ve bu toplantıdan parti olarak hareket etme kararı çıktı. Yani Haki Karer, partinin şah damarı gibiydi. Mücadelenin nasıl daha güçlü ilerletileceği konusunda günlerce tartışmalar yürütüldü, grubun parti olarak ilan edilip edilmeyeceği tartışmaları gerçekleştirildi. Partinin resmen ilanı Kasım ayının son günlerinde gerçekleştirildi. “Sadece adını ilan ederiz, hiç olmazsa tarihe böyle bir isim kalır. O da bir temel olur” denildi ve Partiya Karkerên Kurdistan’ın ilanı 27 Kasım 1978 tarihinde gerçekleştirildi. Artık grup PKK adını aldı ve Abdullah Öcalan da arkadaşlarının ve halkının yüreğinde Önder Apo oldu. Amed’de ilk defa PKK adıyla Kuruluş Bildirgesi hazırlandı, parti gereklilikleri adım adım yerine getirilmeye çalışıldı.

Örgütlenme çalışmaları devam etti

Devletin hareketi tehdit etmesi, partileşme çalışmalarını sabote etmeyi planlaması, PKK hareketini korkutmadı. PKK hareketi, kuruluş bildirisiyle çalışmalarında yoğunlaşarak daha sıkı bir örgütlenmeyi, silahlı mücadeleyi ve gerilla mücadelesini geliştirmeyi tartıştı. 1978 yılının bahar aylarında Elazığ’da Aytekin adındaki PKK’linin evinde gerçekleştirilen toplantı, örgütün burada da tanınması ve çeşitli komitelerinin oluşturulması açısından oldukça önemli oldu. Yine Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Nisan ayında Ferhat Kurtay ile birlikte Mardin Kızıltepe’ye yolculuğa çıktı. Buradaki örgütlenme çalışmalarını yürüten Mehmet Karasungur da Urfa’ya yöneldi.

Ortadoğu’ya çıkma fikri

Devlet, Kürdistan’ı her yönden kuşatmaya alarak PKK’lilere dar etmeyi hedefledi. Elazığ tutuklamalarının gerçekleşmesi ve hareketin tarihinde bir ilk olarak çözülmelerin yaşanması, oldukça olumsuz etkilere yol açtı. Bu dönemde yakalanan Şahin Dönmez’in ihaneti de zorlayıcı sonuçlara neden oldu. Yönelimlerin yoğunlaşması karşısında tehlikenin derinliğini gören Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Mehmet Karasungur’a, “Muhtemelen dışarıya yönelme durumumuz olabilir, kesin değil” dedi ve Ortadoğu’ya çıkabilme fikrini aktardı. Ordu çalışmalarına katmak istedikleri Mehmet Karasungur’u bir günlüğüne bir sayfalık gerilla yönetmeliğiyle Siverek’e gönderdi. 1979 Aralık’ta Ortadoğu’da olduklarını söyleyerek çalışmalarına devam ettiler.

Kutsal topraklara gidiş ve 80 darbesinin getirdikleri

“Kutsal topraklar” diye tabir edilen Filistin toprakları o dönemlerde birçok devrimci örgütün kendi eğitim kamplarının olduğu, silahlı eğitim gördüğü mekan olarak kullanıldı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve yanındakiler, Filistinli bir delikanlının yol göstericiliğinde Lübnan sınırından içeriye girdiler. Filistin’de ilk eğitim görenler arasında zindandan kaçarak tekrar ülkeye giden Kemal Pir vardı. Hatta eğitim devrelerinde ilk komutayı veren Kemal Pir oldu. Kemal Pir öncülüğünde yaklaşık otuz beş kişilik grup, eğitimleri tamamlandıktan sonra 1980 baharında kimlikleri ayarlanarak yeniden ülkeye yöneldi. Bu dönemde 1980 darbesi yapıldı ve bu darbe hareketin öncü kadrolarını yakaladı. Bu yakalanış hareketin gelişim ivmesini sekteye uğrattı. Darbe büyük kayıpların yaşanmasına neden oldu. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın taktiklerinin dinlenmemesi ve kendine göre yaklaşımlar, Kemal Pir, Mazlum Doğan, Hayri Durmuş, Ferhat Kurtay ve daha hareketin birçok kadrosunun yakalanmasına yol açtı.

Amed Zindan Direnişi tarihsel oldu

12 Eylül darbesinin bir buldozer gibi herkesi ezip geçen karakteri, kendini en yalın biçimde zindanlarda gösterdi. Özellikle de Kürdistan’da bulunan zindanlarda durum daha da içler acıydı. PKK hareketini tasfiye etmek için geliştirilen bu darbe, hareketin öncülerini zindanlara doldurdu ve bu kadrolara akla hayale sığmayacak işkenceler yaptı. Ancak Apocular, sarsılmaz ve çelikten iradeleriyle tüm bu saldırıları boşa çıkardı, erdemli bir insanın nasıl olması gerektiğini dost düşman herkese gösterdi. PKK’nin öncü kadrolarından olan Mehmet Hayri Durmuş, “Bizim kadar yaşama bağlı insan yok ama bu yaşam ancak parti kimliği ile olduğunda kabul edilebilir. Bunun dışında herhangi bir yaşamı kabul etmemiz mümkün değildir. Çok sınırlı parti kimliği ile birlikte yaşamı tanırsanız, yaşama kararlılığımız büyük bir coşkuyla devam edecektir. Yok, bunu tanımazsanız, bu noktadan itibaren, dayattığınız bu kimlik inkarına dayalı yaşamı asla kabul etmeyeceğiz ve ne mutlu ki bize, büyük direniş kararına da ulaşmış bulunuyoruz” diye yazdı. Kemal Pir de, “İster on yıl, ister yirmi yıl sürsün, PKK kimliği ile yaşamaya ve bu kimlikle ve savaş çizgisiyle zafere gidileceğine inanıyorum” sözlerini devletin yüzüne haykırdı.

Tarihi 15 Ağustos Atılımı, PKK’nin ordulaşma adımı oldu

Zindanlarda her ne kadar büyük direnişler sergileyenler olduysa da, bu direnişlere ihanet edenler de oldu. Bu durumların yaşanması Mazlum Doğan, Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek’in eylem geliştirmelerini hızlandırdı. Yaşanan pratiklerin değerlendirilmesi ve bundan sonraki süreçte çalışmalara daha örgütlü girilmesi açısından 1981 yılında bir konferans gerçekleştirildi. 1982 yılında ülkeye dönüşün hem teorik hazırlıkları yapıldı hem de büyük bir çabayla hazırlanan gruplar ülkeye taşındı. Ülkeye dönüşten sonra 15 Ağustos 1984 Atılımı gerçekleşti. 85-86 yılları arasında devletin dayattığı o büyük operasyona rağmen 15 Ağustos Atılımı’nı kesintiye uğratmamak için tekrar Ortadoğu sahasında çalışmalar derinleşti ve 3. Kongre gerçekleşti. Kış mevsimi boyunca Botan’da kalan, koruculara karşı birçok eylem gerçekleştiren ve Kürdistan mücadelesinin öncü komutanlarından olan Mahsum Korkmaz (Agit), 28 Mart 1986 yılında Gabar’da yaşamını yitirdi. Mahsum Korkmaz’ın yaşamını yitirmesi sonrası, 1987 yılı, komutanlaşma, gerillacılık ve taktik sorunlar üzerine Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çözümlemeler geliştirdiği bir yıl oldu.

PKK halklaştı

PKK hareketi, 1988 yılını kazanmak amacıyla, bir önceki yılda oldukça kapsamlı bir biçimde gerçekleştirilen Mart, Nisan, Haziran, Ekim ve Aralık çözümlemeleri ışığında yıla girdi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, devleti boşa çıkarmak ve 89 yılını kazanmak için zindanla, ülkeyle, Avrupa’yla sürekli olarak tartışmalar yürüttü, kendi eğittiği arkadaşlarını bu alanlara göndererek müdahale gruplarını hazırladı, bir yandan da bu yılın nasıl daha güçlü kazanılacağının yoğunlaşmasını yaşadı. Bu dönemde gerilla, Kürdistan’ın kalbi Botan’da iyice yaygınlaştı, geliştirdiği eylemlerle halkın yüreğinde yer edinmeye başladı. 1990 yılının başında Cizre’de açılım gerçekleşti; Berivan’ın (Binevş Agal) yaşamını yitirmesi ardından ise tüm Cizre halkı ayağa kalktı. 90’lı yıllar ve sonrası, PKK hareketinin halklaştığı, iç içe geçen kopmaz bir bütün oluşturduğu yıllar oldu. Özgürlük Hareketi büyük gelişmeler yaşadı; gençler gerilla saflarına akın etti; akın etmeye de devam ediyor. Bu akın, birçok başarının da kapısını açtı, açıyor.
n YARIN: PKK Başkanlık Konseyi Üyesi Elif Ronahî, kadının PKK’deki yerini değerlendiriyor.

DİCLE ARYA-ÖZGÜR DEVRİM/ANF/BEHDÎNAN