
15 Ağustos’un 32. yılına Kürt halkı, kendi öz yönetimiyle giriyor. Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtlerin iradesini tanımayan kültürel soykırımcı sistemini Kürdistan’da etkisiz kılma hamlesi oluyor. Kürt sorunu esas olarak Kürt’ün kimliğini, varlığını ve iradesini yok saymayla ortaya çıkmıştır. Türk devleti, Kürt’ün irade olmak istediği her zaman üzerine şiddetle gitmiş, iradesini kırma savaşı yürütmüştür. Bu açıdan Türkiye Cumhuriyeti tarihi, Kürtlerin irade olma mücadelesiyle bu iradeyi kırma politikası ve uygulamaları arasında geçmiştir. Dolayısıyla Kürt halkının öz yönetimlerini ilan etmesi, büyük bir mücadeleyle kendini irade haline getirdiğini gösteriyor.
Kuşkusuz Türk devletinin zihniyeti değişmemiştir. Tayyip Erdoğan, her gün “tek millet, tek devlet, tek vatan ve tek bayrak” diyerek ulus devleti kutsadıklarını ve Kürtleri bitirmede kararlı olduklarını ortaya koyuyor. Kürt kendi öz yönetimini oluşturduğu an, tek millet ve tek devlet politikası çöker. Ulus devlette merkeziyetçilik esastır; yerel demokrasi ortaya çıktığı an, Tayyip Erdoğan’ın tek devlet anlayışı da aşılmış olur; tabii ki tek millet de... Bu nedenle Türk devleti Kürt halkının öz yönetim iradesine saldıracaktır. Ancak Kürt halkının yüz yıllık özlemi ve 42 yıldır süren büyük mücadelesi bu saldırıları mutlaka püskürtecektir. Kürtlerin tüm mücadelesi öz yönetim ve öz irade kazanmaksa, bu olmadan hiçbir biçimde varlık korunmayacaksa, özgürlük kazanılmayacaksa, tabii ki saldırılar karşısında direnilecektir.
Kürtlerin mücadelesi esas olarak öz yönetim olma ve kendi kendini yönetme mücadelesidir. Bu aynı zamanda anadilde eğitim ve kendi kültürüyle yaşamak demektir. Kendi ekonomik sistemini kurmak demektir. Halkın, yani Kürt’ün kendi dili ve kültürüyle kendini yönetmesi demektir. Kürtler on yıllardır büyük bedellerle yürüttükleri mücadeleyi böylece sonuca götürmüş olacaktır. Mücadelelerini özgür ve demokratik yaşamla taçlandırmış olacaklardır. Bu açıdan öz yönetimlerini oluşturmak, çekilen acıların ve şehitlerin özlemlerinin gereği olmaktadır. Her mücadele bir sonuç içinse, Kürtler için de bu sonuç kendi kendilerini yönetmek olmaktadır. Bunun somut ifadesi de Kürt halkının kendi demokratik özerk yaşamını kendisinin inşa etmesidir.
Öz yönetim ilanı yeni bir serhildan hamlesi
Bu mücadelenin de kuşkusuz sıkıntıları olacaktır. 42 yıllık mücadeleyi ve ödenen ağır bedelleri sonuca ulaştırırken zorluklar ve sıkıntılar yaşanacaktır. Kürt inkarcılığının katılığı düşünüldüğünde Kürt’ün özerk yaşamı da kabul edilmeyecek, şiddetle bastırılmak istenecektir. Ancak direnildiğinde Kürt halkının kendi kendini yönetmesini kabul etmek zorunda kalacaklardır. Bu açıdan zorluklar karşısında direnmek çok önemlidir.
Kürdistan halkının, Kürdistan devriminin tarzı, zorluklar karşısında direnmek ve başarı kazanmaktır. Kürt halkının en büyük değeri olan 14 Temmuz Direnişi, zor koşullarda direnerek başarmıştır. Böylece Kürdistan devriminin tarzı ortaya çıkarılmıştır. 15 Ağustos Hamlesi, 31 yıldır her zorluk karşısında direnmiş ve on binlerce şehidiyle bugüne kadar büyük gelişmeler ortaya çıkarmıştır. O zaman halkın kendi kendini yönetmesi de zorluklara karşı direnilerek kazanılacaktır. Çünkü Kürdistan’da başarının anahtarı budur. Kürdistan’da hiçbir şey kolay kazanılmaz. Bu gerçeklik Kürdistan’ın kanunudur. Kürdistan coğrafyası, Kürt’ün her şeyi mücadeleyle kazanacağını ortaya koymaktadır. Bu, Kürdistan’da yaratılan her değerin de daha güzel ve anlamlı hale gelmesini sağlamaktadır.
Şu anda Kürt halkının özgürlük ve demokrasi bilinci en fazla olan halk olması da koşulların zorluğu nedeniyle gerçekleşmiştir. Yine, dünyanın en büyük önderliğinin Kürdistan’dan çıkması, Kürdistan coğrafyasının siyasetinin ve mücadelesinin de zorlu olmasından dolayıdır. Dünyanın başka bir yerinden ya da başka bir toplum içinden böyle bir önderlik çıkmazdı. Kürt Halk Önderi, kendini zorluklar içinde geliştire geliştire, büyüte büyüte bu niteliği kazanmıştır. Zaten bu zorlukları göğüslediği için büyük önder olmuştur. PKK, bu zorluklarda mücadele etmeyi göze aldığı için, bunu başardığı için bugüne kadar ayakta kalmış, büyük ve güçlü örgüt olmuştur.
Dolayısıyla öz yönetim, yerel demokrasi, yerel özerklik, yani demokratik özerklik de kıyasıya bir mücadeleyle inşa edilecek ve herkese kabul ettirilecektir. Öz yönetim hamlesi, yeni bir serhildan hamlesidir. Eskiden serhildanlar baskıya karşı direnen ya da talep eden serhildanlardı. Şimdi ise demokratik özerkliği kuran ve koruyan serhildanlardır. Daha doğrusu serhildanın süreklileşmesidir. Süreklileşen bu serhildanlar içinde demokratik özerkliğin her boyutta (ekonomik, sosyal, kültürel, eğitim, adalet başta olmak üzere) inşa edilmesi ve sorunların çözümü gerçekleştirilecektir. Artık tepki gösteren ve talep eden serhildanlardan, inşa eden ve koruyan serhildanlar dönemine geçilmiştir. Her serhildan aynı zamanda özerk yaşamın inşa edilmesidir. İnşaya ve savunmaya odaklanmamış bir serhildan, eskinin tekrarı anlamına gelecektir.
Hamlenin başarısı zorlukların aşılmasına bağlı
Kürt halkının öz yönetimi, mevcut siyasi ortamda devletle sürekli gerilim içinde gerçekleşecektir. Bu açıdan demokratik özerklik inşasının kendisinin, süreklileşen bir gerilim içinde gerçekleşeceği görülmelidir. Kendini bu olasılığa göre hazırlayan ve planlayan bir serhildan ve inşa sürecinin öngörülmesi, bu mücadelenin başarısı için gereklidir. Zaten her devrim, zorluklara katlanabilme kapasitesine göre başarılı olur ya da olmuştur. Kürdistan devriminde zorluklara katlanabilme ise devrimin olmazsa olmaz karakteri olmak durumundadır. Çünkü Kürdistan devriminin kanunu da, tarzı da böyledir. Kürdistan’da yaşayanlar bu gerçekliği görmek zorundadır. Kolayı arayanlar, zorluklardan şikayet edenler nerede yaşadıklarını bilmiyorlardır. Kürt Halk Önderi, Apocular daha küçük bir grupken arkadaşlarına, “Bu devrim zordur. Ben size kolay bir şey vaat etmiyorum. Sizlere zorluklarla mücadele ederek her şeyi kazanabileceğimizi söylüyorum” demiştir. “Kolayı arayanlar, Kürdistan’da hiçbir şey geliştiremezler” demiştir. Hatta bu Önderlik, “İmkanlar başa bela getirir” tespitini yapmıştır.
Öz yönetim hamlesi yaparken Kürdistan’da yaşanan zorluklar yine karşımıza çıkacaktır; zorluklara katlanılarak öz yönetim hamlesi başarıya ulaştırılacaktır. Zaten Kürdistan devrimi ve halkı, on yıllardır en zorlu koşullarda mücadeleyi yürütüp bugüne getirdiği için böyle bir karakter kazanmıştır. Bu açıdan 14 Temmuz ve 15 Ağustos gibi, 15 Ağustos’un 32. yılında demokratik özerklik hamlesi de her türlü zorluk aşılarak başarıya ulaştırılacaktır.
Kürdistan’a da belli düzeyde kapitalist modernist yaşam girmiştir. Kapitalizm ve kapitalist yaşam demek, bir yönüyle de bireycilik demektir. Yine kapitalizm ve kapitalist modernite ortamında varlık bulmuş bir kesim orta sınıf da vardır. Orta sınıf da iki kesimdir. Bir kesim tamamen kapitalist modernite ve kapitalizmle varlığını sürdürebilecek karakterdedir. Bir kesim ise kapitalizmle, kapitalist moderniteyle belli bir ilişki içinde var olsa da esas olarak yurtsever demokratik toplum kesiminin bir parçasıdır. Birinci kesim içinde kendi kendini yönetmenin halkın iradesi ve kararıyla olmasından rahatsızlık duyanlar olacaktır. Devletin esas karakterini görmeden, “Neden devletle uzlaşılarak yapılmadı“ diyeceklerdir. AKP hükümetinin ve devletin karakterini görseler bile karakterleri nedeniyle bu yönlü rahatsızlıklarını ortaya koyacaklardır. Ancak orta sınıfın önemli bir kesimi de bu hamlede tüm halkla birlikte hareket edecektir. Çünkü kendi kendini yönetme, özgür ve demokratik yaşamını kurma, bir siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel gerçeklik ortamında gerçekleşir. Varlık ancak böyle korunabilir. Eğer doğru yol ve yöntemlerle yaklaşılırsa birinci kesimdekiler de öz yönetim hamlesi ve yerel demokrasi içinde yerini alacaktır. Çünkü yaşanan zorluklar, tüm Kürdistan halkı için özgür ve demokratik yaşamı ödül olarak sunacaktır. Kaldı ki dünyanın hiçbir yerinde bir halkın kendi varlığıyla özgür ve demokratik yaşama kavuşması kolay olmamıştır. Türkiye gibi kültürel soykırımcı bir devletle karşı karşıyaysak tabii zorluklar ve sıkıntılar yaşanacaktır. Kürdistan’da bunlara katlanmadan hiç kimse özgür ve demokratik yaşamı hak edemez.
Ortaklaşma yaşama hakim kılınmalı
Kürdistan’da bir dönem ekonomik sosyal sıkıntılar yaşanacaktır. Merkeziyetçi hegemonik kültürel soykırımcı sistemden kopma tabii ki birçok bakımdan zorlukları beraberinde getirecektir. Zaten Türk devleti, yaşamı daha da zorlaştırarak Kürt halkına geri adım attırmak isteyecektir. Bu açıdan bu zorlukları katlanabilecek hale getirecek bir hazırlık ve örgütlenme gereklidir. En başta da her bakımdan örgütlenme ve dayanışma çok önemlidir. Demokratik özerklik inşası içinde ortaklaşmak çok önemlidir. Her iş ortaklaşmayla yapılmalıdır. Örgütlü toplum ve ortaklaşmanın aşamayacağı engel yoktur. Öz yönetime, kendi kendini yönetme sistemine geçildikten ve bunun öz savunması konumuna girildikten sonra hiçbir kimse bireycilikle, sadece ailesiyle sınırlı kalarak sorunları çözemez. Bu nedenle sorunların ortaklaşılarak ve dayanışma içinde çözüleceği sistem derhal kurulmalıdır. Gezi’de yaşanan bu durum, tüm toplum için gerekli hale getirilmelidir. Bireysel yaklaşımlar ya da topluluk olarak hareket etmemek, böyle büyük bir hamleyle uyuşmaz. Eğer Kürt halkı kendi kendinin yönetimi olacaksa o zaman tüm imkanlarını birleştirerek birlikte kullanacaktır. Özgür ve demokratik yaşam gibi çok değerli ve önemli bir şey edinilecekse kesinlikle böyle davranılması gerekmektedir. Bir ulusun sorunu, bir toplumun sorunu, ancak ortak ve toplumcu hareket edilmeyle çözülür. Dolayısıyla böyle bir hamlede başarının sırrı birliktelik ve ortak hareket etmekten geçer. Ortaklaşmayı yaşama hakim kılmaktan geçer. Buna kolektif yaşam da, komün yaşamı da denilir.
İhtiyaçlar ortaklaşmacı karşılanmalıdır. Ortak üretilip ortak tüketilmelidir. Öz yönetim ilk önce günlük yaşam ihtiyaçlarını karşılayacak bir sistem kurmak durumundadır. İster dağda olsun, ister ovada, ister köyde, kasabada, şehirde olsun; asgari yaşam koşullarını karşılamak önemlidir. Acilen asgari yaşam koşullarını sağlamak ve bunun sistemini yaratmak gerekmektedir. Buna göre bir örgütlenme, planlama ve görevlendirme olmalıdır. Tabii ki böylesi devrimsel anlarda en azla ihtiyaçları karşılamak önemlidir. Hatta en azın azıyla ihtiyaçları karşılayacak bir yaşam tarzı tutturmak önemlidir. Kürdistan devrimi en zorun zoru koşullarda gelişti ve bugünlere geldiyse, o zaman en zorun zoru devrimde azın azıyla yetinme anlayışıyla mücadele etmek başarı için şarttır. İmkan aramak, Önder Apo’nun dediği gibi başa bela getirir, yenilgi getirir. En zor koşullarda en az imkanla mücadele etmeyi bilenler ise yenilmezler, mutlaka başarırlar. Önder Apo ve PKK gerçeğinde öğrenilmesi ve ders alınması gereken ilk gerçeklik budur.
Kadınlar yapım gücüdür
Böylesi hamleler ve devrim dönemlerinde herkes çalıştırılmalıdır. Yaşlı da, çocuk da bu devrimde yer alabilir. Zaten inşa, tarih boyunca en fazla da kadın işi olmuştur; erkekler yıkım, kadınlar yapım gücü olarak tarihe geçmiştir. Demokratik özerklik inşası bir yapım işidir. Bu açıdan halkın kendi kendini yönetmesinde kadınlar çok etkili işlevler görürler. Öz yönetim, yerel demokrasi ve özerkliği yaratmada kadınlar öncü rol oynayabilir. Özcesi, Kürt halkının kendi kendini yönetmesi, özgür ve demokratik yaşamını kuracak bir devrimci hamlede toplumun tümü seferber olmalıdır; bu eylem, tüm toplumun devrimci eylemi olarak gerçekleşmelidir.
İnşa, tüm toplumun işi olduğu gibi öz savunma da kadın, erkek, yaşlı, çocuk herkesin içinde yer aldığı bir direniş olarak gerçekleşmelidir. Toplumun tüm gücünün seferber olduğu bir yerde her türlü inşa da hemen gerçekleşir, savunma da. İnşa da, savunma da örgütlü toplum işidir. En başta da ekonomik faaliyetler ve günlük ihtiyaçları karşılama, örgütlü toplumun işidir. Ekonominin tanımı, “ekonomi=örgütlü toplum” olarak ifade edilmelidir.
Örgütlü toplum dışında ekonomik değer üreten başka hiçbir birim ve kurum yoktur. Devrimciler, sosyalistler, toplumu faklı biçimde örgütler, ekonomik faaliyetin öznesi yapar; kapitalist modernizm ise toplumu farklı biçimde örgütler ve ekonominin nesnesi haline getirir. Her ikisinde de ekonomik değerleri yaratan örgütlü toplumdur. Bundan başka bir ekonomik yasa yoktur. Temel ekonomik yasa budur. Bu olmadan diğer her türlü tanım ve değerlendirme ya da formül boştur, anlamsızdır. Ekonomide yasaların yasası, “Ekonomik değerleri esas olarak örgütlü toplum üretir” yasasıdır. Bu açıdan, “İhtiyaçlar nasıl karşılanır” sorusu abesle iştigaldir. Örgütlü toplum yaratmışsan yapacağın planlama ve düzenlemelerle bu sorunu çözersin. Bu konu söylendiği kadar karmaşık değildir; söylediğimiz düzeyde basit ve gerçekleştirilebilecek bir durumdur.
Ölüme karşı yaşam hamlesi
Bütün sömürücüler köleci dönemden bu yana toplumu örgütleyip üretim içine sokarak değerler üretmiş ve gasp etmiştir. Örgütlü toplumun en büyük ekonomik değer olduğu, Sovyet Devrimi’nin ilk 3-5 yıllık kalkınma planıyla kanıtlanmıştır. Örgütlü toplumla tarihin en büyük kalkınma hamlesi gerçekleştirilmiştir. Ulusal kurtuluş mücadelesini başarıyla sonuçlandıran birçok ülkede, devletçilik adı altında toplum örgütlendirilerek büyük ekonomik gelişmeler yaratılmıştır. Bunun devlet kapitalizmi olduğu sonra daha iyi anlaşılmıştır. Özel teşebbüsçülük denilen kişi ve kurumlara dayalı sömürü, devlete yaptırılmıştır. Her ikisinde de toplumu örgütleyip ekonomik değer yaratma vardır. Bu açıdan, “Değerleri, sermayesi olanlar, parası olanlar yaratır” yargısı safsatadır, yalandır, boştur. Değeri, örgütlü toplum ya da örgütlendirilmiş toplum üretir. Birileri de fabrika sahibi, tarla sahibi, patron, sermayedar, ağa ya da tarım işletmecisi olarak el koyar. Bunlar sadece ve sadece gaspçıdır. Günümüzde gaspçılık geliştirilmiş ve derinleştirilmiştir. Sömürücülerin yaptığı katkı budur.
Örgütlü toplum yaratılır, bir planlama doğrultusunda örgütlendirilip harekete geçirilirse her türlü ihtiyaç da karşılanır, ekonomik değer de üretilir. Öz yönetim hamlesinin de bu anlayışla ihtiyaçları karşılaması ve ekonomik değerleri üretmesi gerekir. Kuşkusuz bu süreçte hamlenin karakteri ve devletin engellemeleri bazı kısıtlamalar ortaya çıkarsa da bu hamlenin ihtiyaçlarını karşılayacak bir örgütlü toplum ve ortaklaşmacılık rahatlıkla yaratılır. Zaten şu anda dünyada örgütlenmeye en yatkın toplum Kürtlerdir. Çünkü bireycilikle toplumsallıkları tam dağıtılmamıştır. Özellikle kırk yıllık büyük mücadeleyle toplumsallığın dağıtılmasının önü önemli oranda alınmıştır. Kırk yıllık devrimin en büyük başarılarından biri budur. Kürt’ün ve Kürdistan’ın büyük direnci de bundan ileri gelmektedir. Bu açıdan kapitalizm, Kürdistan ve Kürtler için ölüm; toplumculuk, komünal demokratik yaşam, demokratik konfederalizm ve demokratik özerklik ise Kürtlük için yaşam demektir. Bu açıdan Kürtlerin kendini yönetme hamlesi olan yerel demokrasi ve demokratik özerklik, Kürtler için ölüme karşı yaşam hamlesidir. Kürtler kendi kendini yönetir hale gelmeden ulusal varlığını, yani yaşamını güvenceye alamaz.
MUSTAFA KARASU