
Kürtler üzerinde gerçekleştirilen saldırı, talan ve katliamlar son iki yüzyıllık süreçte daha da artmış, ekonomik-ekolojik sömürü ise günümüzde sistematik bir soykırım halini almıştır. Kürdistan coğrafyasının bütününde var olan zenginlikler tarihten günümüze kadar genelde merkezi uygarlık, özelde kapitalist uygarlığın talan ve sömürülerine maruz kalırken, bu yaklaşım beraberinde Kürd’ü kimliksizleştirme, iradesiz kılma, doğadan, toprağından uzaklaştırma, işsiz bırakarak açlıkla terbiye etmeyi amaçlamıştır. Bu da yetmeyerek evler, ormanlar yakılmış, toplum baskı ve zor ile toprağından ve yurdundan göç ettirilmiştir. Kürdistan’da göç politikası TC. tarihinden bu yana Kürtler üzerinde imha-inkar politikasının bir parçası olurken, ayrıca psikolojik savaşın da bir parçası olmaktadır.
Kürdistan’dan göçertme politikası kapitalist, yabancı sermayedarların Kürdistan coğrafyasına dönük ekonomik işgal ve sömürünün bir parçası olmaktadır. İnsanları köyünden, vatanından çıkartarak Kürdistan’ı boşaltıp, insansızlaştırma ve yerine kapitalist- endüstriyalizmin sınırsız araçlarını yerleştirip, topraksız, tarımsız, insansız bir yaşamın da olabileceğini dayatarak Kürdistan coğrafyasını kar-sermaye alanlarına dönüştürmeyi hedeflemektedir. Kapitalist sistem ve ulus-devlet tahripkar politikalarında aralıksız olarak devam etmekte, köy ve doğal topluma ait ne varsa her şeyi tasfiye etmekte ısrarlıdır.
Dolayısıyla Kürdistan coğrafyasına yönelik saldırı, talan ve işgali engelleyecek, kapitalist-endüstriyalizmi köy ve kentlerden çıkaracak kuşkusuz demokratik-ekolojik toplum örgütlülüğü ve onun yürüteceği mücadeledir. Kürdistan toplumu ekolojik bir toplumdur. Neolitik dönemden gelen kültür ve geleneğini biçimde yitirmiş olsa da özünde halen korumaktadır. Öyleyse köylere dönüş her günden daha fazla aciliyet gerektirmektedir. Endüstriyalizmi ve yabancı sermayedar kuruluşlarını Kürdistan’dan çıkartmak ancak köye dönüş ve köylerimizi yeniden inşa edip, sahip çıkarak mümkündür.
Doğaya ne kadar yakınız?
Peki, nasıl bir ekolojik köy istiyoruz? Veya ekolojik köy deyince ne anlıyoruz? Kuşkusuz zihniyet olarak öncelikle toplumu ekolojik bilinç konusunda aydınlatmak, her ne kadar doğadan uzaklaşmış da olsa tekrar doğasıyla, toprağı ile buluşturmak elzemdir. Fakat salt zihniyette aydınlanmak yeterli midir? Bu konuda pratik olarak ne gibi adımlar atılabilir? Şimdiki köylerimiz ekolojik değil midir? gibi soruları daha da çoğaltabiliriz. Son soruyla başlarsak; toplumlar tarihinin en uzun devrimi olan köy-tarım devrimi, bu topraklarda gelişmiştir. O bakımdan tarım ve hayvancılık Kürt toplumunda yaygın olan ve onlara ana ve atalarından kalan bir gelenek, bir kültürdür.
Endüstriyalizmin sınırsız kullanımı her ne kadar toplumu doğasından, vatanından, kültüründen, kendi özünden uzaklaştırmış olsa da, doğal toplum kalıntısının Kürt toplumun içinde halen var olduğunu, Kürdistan’da devam eden tarım ve hayvancılık kültüründen anlaşılmaktadır. Bugün Botan’da halkın yüzde 60 sadece hayvancılıkla uğraşmaktadır. Serhat yöresi (Muş, Agirî, Van, Erzurum) açısından da halk ekonomik geçimini hayvan besleyerek sağlamaktadır. Yine tarımla uğraşmaları da toprakla, bitkilerle olan yakın ilişkilerini ortaya koymaktadır. Kürt insanının, toplumunun günümüz itibariyle de sadece bu özelliklerinden bile bakıldığında doğaya ne kadar yakın olduklarını açığa çıkarmaktadır. Ayrıca köylerde kökten yitirilmemiş komşuluk, misafirperver, paylaşımcı, dayanışmacı, fedakar, saygılı, yaratıcı, üretken ve daha birçok ahlaki, insancıl özellikler Kürt toplumunda halen mevcuttur.
Fakat bunun yanında kapitalist zihniyetin ve tekelci iktidar virüsünün girmediği kent, köy veya birey kalmamış gibidir. Her ne kadar özde ekolojik olsa da zihniyette ve fiziki olarak sistemin çemberinden kurtulamamış bir toplum, asla ekolojik toplum sıfatına erişemez. Ekolojik toplum, ahlaki ve politik toplumdur. Doğaya canlı gözüyle bakan ve anlam felsefesini kendisinde, toplum ve doğanın acılarını birlikte hissederek yeniyi yaratandır. Yalnız bu konuda istenilen duyarlılık henüz açığa çıkmış değil. Köylerimize, ormanlarımıza, nehirlerimize en önemlisi toplumun kendisine pervasızca saldırısı ve işgali devam ediyor. İşte bunun için kendi ekolojik köylerimizi acilen yeniden inşa etme görev ve sorumluluklarımız söz konusudur. Bu acil görev, sadece fiziki anlamda halkın köylerine geri dönmesi değildir. Her şeyden önce, demokratik ulus inşasında akademiler, komün ve meclisler, kooperatifler, öz-savunma gibi her çalışmanın ilk ve temel örgütlenme mekanı olarak köyler görülüyorsa, ekolojik bilinç, felsefenin ve ekolojik yaşamın da ilk gelişeceği mekan yeniden yapılanan köylerimizin ekolojik temelde inşasıdır.
Köylerin tarım kültürünün, komünal yaşam, yani ortak çalışmanın, maddi-manevi kültürün gerçekleşme mekanları olduğunu görmek gerekir. Bu çerçevede kapitalist ve ulus-devletin köylere yaklaşımına karşı mücadele etmeyi de içeren ama bununla birlikte demokratik-ekolojik toplum zihniyetine göre köylerin yeniden tanımlanması, rollerinin belirlenmesi ve bu temelde yeniden yapılandırılması gerekir. Köyler komün ve kooperatifler şeklinde örgütlenirken, altyapısından, sağlık, eğitim, yol, su, elektrik, kültür-sanat ve ekonomik faaliyet alanları gibi konularda çözümler geliştirilmeli, pratik adımlar atılmalıdır. En başta köyleri yeşillendirmek ve ormanlaştırmakla başlayabiliriz. Önderlik; “Meşe ağacı kampanyası demiştim. Her yerde Meşe ağacını dikin, kimse ağaç dikme de diyemez, hiçbir işin yoksa bile her yere ağaç dik, ağaç dikmek, her yeri ormanlaştırmak işsizliğe de büyük çaredir.”demiştir.
Ekolojik köy ve somut projeler
Bilindiği gibi sistemin-düşmanın en fazla yöneldiği alan ormanlar olmaktadır. Öyleyse önce bulunduğumuz her alanı ormanlaştıralım, en iyi şekilde korunmalarını sağlayalım. Mevcut köylerimizde dahi henüz bu yönlü duyarlılık fazla gelişmiyor. Bunun için öncelikle herkesi bu tür çalışmalara teşvik edecek ve çekecek eylemler ve mücadele alanları örgütlenmelidir. Belediyelerimizin ve meclislerin ilk yapacakları köyün çevresinden başlayarak yeni bir yapılanmaya, bu çevre temizliğinden tutalım yaşam duyarlılığına kadar mevcut köylerimizi dahi çekici kılacak yeni restorasyona gidilmelidir. Mesela bir köyde o köyün insanları bir araya gelip, orman komününü oluşturabilir, köyün her tarafına ağaçlar dikebilirler. Yine her evin önünde bahçe ve bahçe kenarlarında ağaçlar - bunlar çeşitli meyve ağaçları da olabilir- dikilebilir.
Bir köyü güzelleştiren, zenginleştiren -manevi anlamda- elbette bol yeşillik ve ormanlık alanları, komünal yaşam tarzı ve toplumsal ilişkisidir. Ayrıca şu hususa da dikkat etmek gerekir, ekolojik köy toplumu ihtiyaçlarını doğadan karşılarken, biyolojik duyarlılığı ve yaşam döngüsüne zarar vermemeyi temel ölçü almalıdır. Toplum doğadan tüketmenin değil, doğayı koruma ve onu daha da zenginleştirmeye dayalı bir yaşam anlayışını benimsemeli ve doğayla arasında simbiyotik ilişkiyi geliştirebilmelidir. Yine eskiden olduğu gibi köyler arası dayanışma olmalı, ortak ruhu ve paylaşımcılığı geliştirebilmelidir.
Yine tarıma ilişkin, tarım önemli bir ekonomik faaliyettir. İlk insan, ilk toplum geçimini, beslenmesini bu alan üzerinden yapmış, bununla hem doğayla dost olmayı ve hem de toplumsallaşmayı yakalamıştır. Maddi ve manevi anlamda tarihin en köklü devrimi olan tarım, esasta neolitik-tarım kültürünün eseridir, özü itibariyle de Kürdistanidir. Tarımla uğraşmak toplumda kolektifliği, dayanışmacılığı, eşitliği, ortak üretimi ve paylaşım gibi değerleri oluşturmaktadır. Yani salt beslenme, ekonomik anlamda ihtiyacı öne çıkarmıyor, her şeyden önce doğayla ve toplumla buluşmayı, onu anlamayı, onunla sevgi, saygı ve emeğe dayalı ilişkiler kurmayı beraberinde geliştiriyor. Ayrıca tarım kültürü kadın eksenli bir kültürdür. Ana-tanrıça kadının kurduğu evcil yaşam düzeni, kadının doğaya ve toprağa yakınlığı ile bağlantılı olup, bu ilişki üzerinden kendi toplumsallığını geliştirmiş ve ekolojik- ekonomik yaşam tarzını örgütlemiştir. Bugün de kadın tarım kültürü üzerinden kendi toplumsallığını ve ekonomik ihtiyacını kendi öz bilinç ve iradesiyle geliştirecek ve öncülük edecek potansiyele sahiptir.
Somut olarak örneğin; köyün kadınları kendi aralarında bir tarım komününü kurabilir, kendi pazarlarını oluşturabilirler. Her evin önünde meyve ve sebze bahçeleri oluşturulabilir. Çıkan ürün fazlası tarım komünlerinin genel oluşturdukları bir depo, ambar gibi bir yerde toplanabilir. Sebzeler konserve, turşu, meyveler ise reçel veya meyve suları olarak bu komün üyeleri tarafından imalatı yapılabilir. Hem de hepsi organik. Bu üretilen ürünler yakın köyler, kasaba ve şehirlerde kurulan organik ürünlerin satıldığı pazarlarda satışa sunulabilir. Her köyün toprağının verimine göre (suyun bol veya az olan yerler hesaba katılarak) tohumlar ekilebilir, bunlar meyve-sebze olmasa da pamuk, çay, buğday, fasulye, mısır, patates vb. tahıl ekimi yapılabilir.
Kolektif yaşama dayalı model...
Aslında verimli, elverişli bir coğrafyaya sahip olan Kürdistan’da ekolojik ve ekonomik anlamda ekolojik köy inşa etmek o kadar da zor olmasa gerek; tek yapılması gereken buna gerçekten inanmak ve örgütlemesini yapabilmektir. Hiçbir şey örgütsüz olmaz, komün ve kooperatifler açısından da bu böyledir. Geliştirilecek bir kooperatif tüketime dayalı değil, üretime ve toplumsallaşmaya, kolektif yaşama dayalı bir kooperatif modeli olmalıdır. Mesela yine bir ekolojik köyde hayvanlar olmazsa orası gerçekten bir köy havasını yaratabilir mi? Tavuklardan tutalım, ördek, kaz, hindi, yine arı, at, koyun, keçi vs. daha birçok hayvan çeşidi. Köy toplumu hayvanlarla birlikte yaşayandır ve onlar olmazsa gerçekten bir toplumsallık gelişir mi?
Birinci doğa (doğa-evren) ve ikinci doğa (toplum) birlikteliğini yakalamak ve her ikisinin sentezi üçüncü doğayı, yani demokratik toplumu gerçekleştirmek demokratik ulus olma mücadelesinin temel ayağıdır. Fakat ekolojik bir köyde hayvan yetiştirmek toplumun et ihtiyacını karşılama veya üzerinden kar-sermaye kazanma temelinde bir amaç güdülmesi değil de, her şeyden önce sen de bu doğanın bir parçası olduğunun bilinciyle yaklaşarak hayvanlarla ilişkilenme, onlarla nasıl dost olunur onu öğrenme temelinde, simbiyotik ilişkiyi kurmak gerekir. Ekolojik bilinç, ekolojik yaşam öncelikle doğadaki tüm canlılarla sevgi, saygı ve hoş görü üzerinden ilişkilenme anlamını taşır. Sonrası zaten ihtiyacın kadarını verecektir.
Mesela bir köyde arıcılık kooperatifleri, yine yumurta üretme tesisleri -devletin uyguladığı endüstriyalizm üretim tarzında değil- kurulabilir. Organik tavuk çiftlikleri kooperatifler biçiminde örgütlenebilir. Tabi bunların hepsi bir köyde olacak diye bir şeyde yok, her köy bir çalışma üzerinde durabilir, ama köyler arası dayanışma esastır. Her köy komün ve meclis üyeleri köylerin, toplumun ihtiyaçlarını doğru tespit ederek karşılamaya çalışmalıdır. Köyün her türlü ihtiyacı için komün-kooperatif sistemi geçerlidir. Yani yol, ulaşım sorunları, enerji, su sorunları, eğitim ve çalışma koşulları vs. tüm bu sorunların çözüm mekanizması kuşkusuz komün ve kooperatif örgütlenmelerinden geçmektedir.
“Dicle-Fırat başta olmak üzere su-enerji-toprak havzalarında geliştirilecek ekolojik ve ekonomik toplum birimleri ikinci devrimin temeli olacaklardır. Bu temelde birbirleriyle dengeli ve tamamlayıcı olarak geliştirilecek köy-kent yapılanmaları demokratik modernitenin yeni mimarî yapısını oluşturacaklardır. Ekonomik, ekolojik ve demokratik toplum birimleri bu yeni mimarî üzerinden geliştikçe, endüstriyalizm ve ulus-devletçiliğin kent uygarlığı demokratik özerk yapılar olarak yeniden yükselecektir. Buna karşılık köyler yeni teknik koşullarla uyum içinde eko-köyler olarak ikinci devrimini yaşayacaklardır. Ortadoğu kültüründe ikinci tarım-köy ve kent devrimi bu sefer devletli-sınıflı uygarlığın aşılmasında ve demokratik uygarlık çağına geçişte tarihsel rolünü oynayacaktır. Ucu açık, esnek kimlik anlayışıyla demokratik uluslar konfederasyonunda her türlü kültürel kimlik barış içinde eşit, özgür ve demokratik toplumun bir üyesi olarak yaşayacaktır. Kapitalist modernitenin bireycilik kültürünün öldürttüğü birey, demokratik modernitenin ahlakî ve politik bireyi olarak yeniden canlanacak ve özgürce yaşayacaktır.” Abdullah Öcalan.
DİCLE TEKMAN
Köye dönüşün ekonomik yönü
Kürdistan’da köylerin yakılması ya da sürece yayılarak ve ekonomik nedenlerle izah edilen göçlerin sömürgeci devlet politikalarıyla birebir bağlantılı olduğu tartışma götürmeyecek bir gerçektir. Bu konuda her politika özenle oluşturulmakta ve oldukça özenle uygulanmaktadır. Amaç ise ulus devletin homojen, tekçi siyasal ve ideolojik yapısına uygun olarak Kürt toplumsallığını dumura uğratıp asimile etmektir. Bunun için de Kürtleri genel olarak yaşadıkları ülkelerinden, Kürdistan’dan koparmak genel bir uygulama olmuştur. Bunu uygulamak için de Kürtlerin asıl yerleşim ve yaşam mekanları olan köylerden koparmak gerekiyordu. Kürdistan’ı insansızlaştırmanın önkoşulu köyleri insansızlaştırmaktır. Toplum ancak bu şekilde cendereye alınabilir.
Köylere dönüş Kürtler için sadece mekansal bir yer değiştirme değil, bunun için aynı zamanda sömürgeciliğe, asimilasyon ve inkara karşı bir mücadeledir. Üretimden koparılan Kürt bireyinin ucuz emek gücü olarak kullanmanın yanı sıra sistemin üzerinde her türlü iktidar oyununu oynadığı bir zemin olmaktan kurtulmanın yolu ülkeye dönüştür. Köye dönüşün hayati öneminin göz ardı edilemeyecek olması da bundan ötürüdür.
Köye dönüş salt mekan değişikliği değildir. Ciddi ve büyük bir sosyal olaydır. Tersinden göçü idame etmektedir. İlkinden farklı olarak bu kez gönüllü ve bilinçli bir göçtür. Bunun böyle olması köye dönüşlerin kolay ve sorunsuz gerçekleşeceği anlamına gelmemektedir. Bilinçli bir tutum olarak köye dönüş elbette birçok zorluğun aşılması anlamına gelmektedir. Aynı zamanda kararlı bir mücadele gerekçesidir. Bunların yanında köye dönüşün bir de ekonomik boyutu bulunmaktadır. Dönüş sürecinin ekonomik sorunları ve bunların çözümü için politikalar oluşturmak, bunu toplumsal dayanışma içerisinde çözmek köye dönüşün hem anlamına uygundur hem de kalıcı çözüm ve sonuçlara yol açacaktır.
Köye dönüş ekonomisini tamamlayan sosyal politikalarla bütünlüklü ele almak köye yerleşmeyi fiziki dönüş olmaktan çıkaracaktır. Doğru olanda budur. Köye fiziksel dönüşü toplumsal dönüşüm tarzında ele almak gereklidir. Bu amaçla toplumsal bilincin oluşturulması gerekiyor.
Kürdistan’daki askeri işgal ve sömürgeci savaş uygulamaları sonucu yakılan köylerde sosyal yaşamın yeniden kurulması, ekonomik yaşamın örgütlendirilmesi, köylünün ihtiyaç duyduğu üretim araçları ile sosyal yaşamın sürdürülmesi için gerekli olan sağlıklı ve temiz içme suyundan tutalım, köyün yeniden fiziki inşasına, hayvancılık ya da tarıma, bahçeciliğe kadar kapsamlı programlar oluşturmak, bunun için zihinsel çalışmaları yapmak gerekiyor. Deyim yerindeyse sıfırdan bir köy inşa etmek ve bunun üzerinde sosyal bir yaşam geliştirmek gerekiyor. Bunun maddi ve manevi ihtiyaçlarının neler olabileceğini düşünmek gerekiyor.
Hayat elbette planlara sığdırılmayacak kadar zengin ve akışkandır, devingendir. Yine de bu durum böylesi hayati bir çalışmada genel bazı planlamaların olmasını etkilememelidir.
Ekonomik çalışmalara nereden başlanmalıdır?
İhtiyaçlar bu konuda belirleyici olacaktır. Yaşamın sürdürülmesinde birincil ihtiyaçlar önceliklidir. Köye dönen bir insanı düşündüğümüzde, sadece kendi imkanlarıyla bunların üstesinden gelmesi oldukça güç olacaktır. Zaten köye dönüş bir kişiyle ya da bir aile ile sınırlı ele almamak gerekir. Bir topluluk oluşturacak sayıda ailenin dönüşü örgütlü bir şekilde sağlanması gerekir ki köyün yeniden kurulumu gerçekleşebilsin.
Bu durumda köye dönenlerin yapabilecekleri ile dışarıdan toplumun ve kurumların yapabilecekleri şeklinde iki kategoride ele almak mümkündür. Köye dönen insanların ekonomik-maddi açıdan ciddi sıkıntılar yaşadığı, yabancısı olduğu şehir yaşamında ucuz emek gücü ve dışlanan bir kesim olduğunu, bunun için de köye dönüşün toplumun bu kesimi için yaşama dönme anlamını taşıdığını bilerek var olan imkanların en verimli şekilde kullanmanın ortamını oluşturmak gerekiyor. Bu insanların en başta ortaya koyacakları emek güçleri bulunmaktadır. Köylerin tekrar yaşama açılması eskinin tekrarından ziyade, ekolojik anlayışla olacağından dolayı köyleri beton yığınlarıyla doldurmaktan ziyade iklim, coğrafya ve yağışların durumu, deprem ve arazinin yapısı gibi birçok etkeni göz önüne alarak yaşamsal ihtiyaçları için ciddi emek gücü gerekmektedir.
Sadece emek gücü bu yeniden köy inşalarını gerçekleştirmeye yetmeyecektir. Köye dönenlerin ortaklaşmaları, hem çalışmalarda hem de imkanlarını bir araya getirerek kolektifleştirmeleri hem köy inşalarını sağlayacak hem de yeni komünal ve kolektif yaşamın ilk ciddi çalışması olarak gelişecektir. Üretim araçları açısından da aynısı geçerlidir. Eskisi gibi her ailenin bir traktör ya da iş makinesi, pulluk almasına gerek yoktur. Köyün arazi büyüklüğüne ve ihtiyaçlara göre bir ya da iki ihtiyaç olduğu kadarını alması hem bir tasarruf sağlayacak hem de kaynakların daha fazla ihtiyaç duyulan alanlara gitmesini sağlayacaktır. Buralarda kullanılacak araçlar, suyun kullanımı yine köy meclislerinin, komün ve kooperatiflerinin kurulma zemini ve temel çalışma alanlarını oluşturmaktadır.
Köye dönüşlerde toplumun diğer kesimleri, kurumların da yapacağı katkılar vardır ve olmalıdır. Köye dönüşlerin bir toplumsal eylem olduğu düşünüldüğünde bunun toplumsal bir faaliyet çerçevesinde yürütülmesi gereken bir çalışma olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bu amaçla gençlik bu köylere gidip fiili ve fiziki olarak çalışabilir. Bu amaçla kampanyalar düzenleyebilir. Yine çeşitli kurumlar teknik konularda, elektrik, yol, köprü, evlerin mimari özelliklerine varana dek birçok konuda bilimsel, teknik ve fiili yardımlaşmada bulunabilir. Köye dönecek insanlara toplumun yapacağı maddi ve manevi katılım oldukça fazladır. Bunun doğru şekilde örgütlendirilmesi, bu amaçla köyler, köy meclisleri ve bu kurumlar arasında doğru ve etkin bir koordinasyon ile hem toplumun hem de bu kurumların yapabileceği katkıların sağlıklı ve verimli bir şekilde yerine zamanında ulaşmasını sağlayacaktır.
Köylerin tekrar toplumsal yaşam mekanlarına dönmesi ve bu amaçla hazır hale gelmesi elbette bir yıl ve ya bir dönemle sınırlı çalışmayı sağlayacak bir durum değildir. Önemli olan ilk başta köye yerleşenlerin kendi yaşamlarını sürdürecek ve bu amaçla köydeki imkanları kullanabilecek koşulları sağlamalarıdır. Temel ve zorunlu ihtiyaçlardan başlayarak, gerisi yaşam içinde kendini tamamlayarak gelişecektir.
BARAN AMED