Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan, Girê Sipî’nin özgürleştirilmesi ve Kobanê ile Cizîrê kantonlarının birleşmesinin önemli gelişmelere yol açacak yeni bir durumu ifade ettiğine dikkat çekti. ANF’nin sorularını yanıtlayan Karayılan, zaferin sadece çetelerden temizlenen bir bölgenin zaferi olmasından da öte, Kürdistan’ın tüm parçaları ve Suriye açısından önem taşıdığını vurguladı. Karayılan, “Rojava devrimi bu hamleyle yeni bir aşamaya geçmiş, Rojava’yla kendini sınırlama değil Demokratik Suriye’yi kurma sürecini başlatmıştır” dedi. Türkiye’deki 7 Haziran zaferinin hemen ardından gelen Girê Sipî zaferinin Ortadoğu’da Kürt sorununu da yeni bir aşamaya taşıdığına dikkat çekti. 


Girê Sipî özgürleştirildi. YPG’nin bu hamlelerinin sonuçları neler olacaktır?

Cizîrê Kantonu’ndan Şehit Komutan Rûbar Qamişlo adına başlatılan hamle, yine Kobanê Kantonu’ndan da Şehit Komutan Gelhat Rûmet adına başlatılan hamle ile Girê Sipî’nin özgürleştirilmiş olması çok önemli bir gelişmedir. Büyük bir başarıdır. Öncelikle hareketimiz adına YPG, YPJ ve Burkan El Fırat Güçleri’ni kutluyor, bu başarıdan dolayı kendilerini takdirle selamlıyorum. Bu başarıda büyük emeği olan tüm Rojava halklarını, Kürtleri, Arapları, Asuri-Süryani halklarını kutluyor, kendilerini saygıyla selamlıyorum. Bu uğurda direnerek şehit düşen, Kobanê direniş ruhuyla halkların özgürlüğü ve kardeşliği yolunda kendini feda eden başta Rûbar Qamişlo ve Gelhatlar olmak üzere tüm kahraman şehitleri saygıyla anıyorum. Onların anıları, halkımızın ve bölge halklarının özgürlük mücadelesinde yaşatılacaktır. 

Açık ki iki kantonun birleştirilmiş olması ve Girê Sipî alanının faşist DAİŞ çetesinden temizlenmiş olması yeni bir durumdur. Bu yeni durum beraberinde yeni gelişmelere de yol açacaktır. DAİŞ, tüm Suriye ve Arap halkı için bir bela olduğu gibi, İslamiyet için bir leke ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı tetikçi olarak kullanılan bir çete güruhudur. Tüm insanlık için büyük bir tehlikedir. Bu açıdan DAİŞ’e karşı YPG’nin öncülüğünde sağlanan bu başarılar tüm insanlık adına katedilen başarılar; Girê Sipî’nin özgürleştirilmiş olması da sadece o yöre halkı için değil, tüm insanlık için bir başarıdır. Özellikle YPG ve YPJ’nin tüm dünya kamuoyunu hayranlıklar içerisinde bırakan ve gerek Kürdistan halkı, gerekse de bölge demokrasi güçleri açısından bir onur kaynağı olan tarihi Kobanê direnişinin büyük zaferi ardından, yine YPG öncülüğünde gelişen Til Hemîs -Til Berak alanlarının özgürleştirilmesi, Evdilezîz (Kezwan) Dağı ve tüm civar bölgeleri özgürleştirme harekatının başarıyla sonuçlanması ve son olarak da Girê Sipî Harekatı’nın yüksek bir performansla bu başarılı sonucu elde etmesi, hem Rojava halkları, hem de tüm Suriye halkları ve insanlık için önemli gelişmelere yol açabilecek güçlü bir zemini yaratmıştır. 

Öncelikle iki kantonun birleştirilmesi, Rojava Kürdistanı için büyük bir gelişme ve değerli bir kazanımdır. Bu zafer aynı zamanda Kobanê’de kazanılan zaferin pekiştirilmesi ve Kobanê’nin gerçek anlamda özgürleştirilmesi olmuştur. Bu zafer, Kobanê’yi kıskaçtan ve kuşatmadan tümüyle kurtararak, değişik güçlerin hesaplarını da boşa çıkaran önemli bir sonuçtur. Bu açıdan bu hamlenin başarısı, Rojava Kürdistanı için önemli ve yeni bir gelişme anlamına gelmektedir. 

Onunla birlikte tüm Suriye Devrimi açısından önemli bir çıkışın ilk adımı durumundadır. Bilindiği gibi Rojava Devrimi, Önder Apo’nun Demokratik Ulus Perspektifi’ni esas alan ve o perspektife uygun bir sistemi geliştiren bir devrimdir. Bu Demokratik Ulus Perspektifi temelinde, özellikle Cizîrê Kantonu’nda önemli bir prototip yaratılmıştır. Şimdi bu giderek diğer halklara açılmakta ve Suriye’deki tüm kesimler için çözümde örnek olabilecek bir çerçeveyi oluşturmaktadır. Dolayısıyla tüm Suriye için bir çözüm formülü olmanın zemini yakalanmış olmaktadır. 

Rojava Devrimi’nin bu hamleyle artık yeni bir aşamaya geçtiği, sadece Rojava’yla kendini sınırlama değil Demokratik Suriye’yi kurma sürecini başlattığı açıkça görülüyor. Yani artık Rojava Devrimi daha üst bir aşamaya geçmiştir. Suriye Demokratik Devrimi’ni hedefleyen, bu hedef temelinde gerekli ilişki ve ittifaklarını oluşturan ve oluşturmayı arzulayan yeni bir hamlesel çıkışa yönelmiştir. Demokratik Özerkliği esas alan, Suriye’nin birliğini bütünlüğünü hedefleyen çözüm formülü Suriye’yi kurtaracak tek çözüm formülüdür. Girê Sipî Harekatı da bunun zeminini yaratmıştır. 

Girê Sipî hamlesinin zaferi tüm Kürtler için de önemli bir kazanımdır. Türkiye’de gerçekleşen 7 Haziran seçimlerinde Kuzey Kürdistan halkının ve Türkiye demokrasi güçlerinin kazandığı seçim zaferi ardından, Rojava halkının da böylesi güçlü bir hamleyle zafer elde etmiş olması, Ortadoğu bölgesinde Kürt sorununu önemli bir aşamaya taşımıştır. Artık Kürt sorunu bundan bir ay önceki aşamada değildir; yeni bir aşamaya geçmiştir. Yeni aşama, Ortadoğu Bölgesi’nde Kürt halkının da bu topraklarda kendi öz iradesi, kültürü, dili ve gelenekleriyle birlikte yaşamayı hak eden bir halk olarak iradesini ortaya koyması aşamasıdır. Bu, tüm parçalarda Kürt sorununun çözümünü olmazsa olmaz bir biçimde dayatan bir durumdur. Dolayısıyla Girê Sipî başarısı yeni bir durum yaratmıştır. Bu yeni duruma dayanarak önemli gelişmelerin yaşanacağı da açıkça görülmektedir.


YPG güçlerinin bölgede bir etnik temizlik yaptığı, bölgedeki Arap halkına dönük şiddet kullandığını iddia eden çevreler var. Siz bu iddialara ne dersiniz?

Bu tür iddialar tümüyle kasıtlı, gerçeğe dayanmayan, masa başında oluşturulmuş yalan iddialardır. Çünkü biz biliyoruz ki; Rojava Devrimi’nin ve YPG güçlerinin stratejisi Demokratik Ulus stratejisidir. Yani tüm halkları ve etnik kesimleri kucaklayan bir stratejidir. Bakın bu tür iddiaları ortaya atan kesimler, “işte şu köyde şöyle bir katliam yapılmıştır, bir temizlik yapılmıştır” gibisinden somut bir örnek veya belge sunabildiler mi? Hayır. Çünkü böyle bir şey yok. Kaldı ki basından izliyoruz; YPG Komutanlığı Girê Sipî civarındaki halka, “Türkiye’ye gitmeyin, Cizîrê Kantonu’na gelin, burada sizin tüm ihtiyaçlarınız karşılanacaktır” biçiminde çağrı yaptı. 

DAİŞ çetesi halkı kalkan olarak kullanmak için çoğunlukla bırakmak istememişlerdir. Ama halk can havliyle kendisini sınıra vurarak çıkmak istemiştir. Burada savaş atmosferinden kendini savunma refleksi ön plandadır. Ama YPG ve Burkan el Fırat güçleri hakimiyet sağladığında herhalde tüm toplumsal kesimlere kapısını açacak ve herkese gereken ilgiyi göstereceklerdir. Kaldı ki Burkan El Fırat bir ittifaktır ve bu ittifakın içerisinde 5-6 örgüt vardır. Bunların çoğu Arap kökenli örgütlerdir. Yani burada Arap halkına dönük herhangi bir tavır durumu söz konusu değildir.  Bölgede Dedeler isimli bir Türkmen aşireti de vardır. Onların da kendi yerlerine tekrardan dönmeleri mümkündür. 

Bu açıdan özellikle Türk devletinin, esas olarak da AKP çevresinin bu konuya ilişkin yaydıkları dezenformasyona aldırış etmeden herkesin gerçekleri görmesi ve buna göre davranması daha doğru olacaktır. Aslında AKP basın çevrelerinin ve onların yönlendirdiği bir takım Suriyeli kesimlerin bu propagandalarıyla DAİŞ’i aklama çabaları vardır. DAİŞ’e doğrudan sahip çıkamamaktadırlar; bu biçimde antipropaganda yaparak sahip çıkmaktadırlar. Erdoğan niye, El Nusra ve DAİŞ güçleri Girê Sipî’den 10 bin Kürdü zorla sürgün ettiğinde, onlarcasını kurşuna dizdiğinde ve ibret olsun diye evlerini de bombayla havaya uçurduğunda hiç ses çıkarmadı? 

Açık ki bugün Rojava Devrimi’nin yarattığı gelişmeler Demokratik Suriye’nin temelini atan ve güçlendiren gelişmelerdir. Tüm Suriye halkları buna dahil olarak daha da güçlendirebilirler. 


Gerçekleşen bu harekata uluslararası güçlerin de desteği oldu. Verilen bu destek konusunda çeşitli çevrelerin ileri sürdüğü iddialar var. Bu güçlerin destek vermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

DAİŞ çete gücü taşıdığı düşünce yapısı, zihniyeti ve faşist zorba uygulamaları, Arap halkı ve bölge halkları için tehlike olduğu kadar uluslararası güçler açısından da büyük bir tehlikedir. Şimdi Suriye’de DAİŞ’e karşı durabilen tek güç YPG’dir. Tabii ki uluslararası güçler de hem bunu görüyor, hem de DAİŞ’in zayıflatılması için yoğun bir çaba gösteriyorlar. Çünkü DAİŞ için nefes borusu olan ve Raqqa’dan Akçakale’ye uzanan yol hattı olan Girê Sipî koridoru kapatılmadan DAİŞ’in zayıflatılmasının mümkün olmadığını uluslararası koalisyon güçleri de tespit etmişlerdir. Dikkat edelim AKP’nin bütün inkar çabalarına rağmen DAİŞ ile ilişkisinin halen sürdürüldüğünü ispatlayan bir çok belge ortaya çıkıyor. En son YPG’lilerin bir DAİŞ emirinin üzerinde yakaladığı bu yılın Nisan ayına ait yeni bir belge var. Bu belgeden de anlaşılıyor ki, bu hattan DAİŞ’e cephane, silah ve her türlü yardım akıyor. Bu gerçekliği artık dünya alem herkes biliyor. Suriye’de DAİŞ’i zayıflatmak isteyen uluslararası güçler de DAİŞ’in bu önemli nefes borusu kesilmeden zayıflamayacağını çok iyi biliyorlar. Bu yüzden onlar da destek sundular.

Evet hava desteğinin bu başarıda rolü olmuştur ama bu başarının temel aktörleri tarihi Kobanê direniş ruhuyla fedaice ev ev, köy köy, göğüs göğse çarpışarak ilerleme yapan kahramanlardır. 


Bu başarıdan rahatsız olanlar da var...

İyi biliyoruz ki, Girê Sipî’nin kurtarılmasından başta Erdoğan olmak üzere AKP hükümeti çok rahatsızdır. Yine Suriye devleti ve daha değişik kimi güçlerin de ciddi anlamda rahatsızlığı söz konusudur. Hatırlanırsa DAİŞ güçleri geçen yıl Kobanê’ye saldırdıktan bir hafta sonra Erdoğan, ‘Kobanê düştü, düşecek’ dedi. O zaman biz de, ‘Kobanê değil Til Ebyad düştü düşecek’ demiştik. Şimdi bizim söylediğimiz gerçekleşiyor. Bunun nedeni, Erdoğan ve AKP hükümeti bölge gerçeğini ve Kürt halkının özgürlük potansiyelini doğru okuyamamalarıdır. Bunun için hep yanlış tespitlerde bulundular. Biz ise bölge gerçeğini doğru okuyan ve Kürt halkının her parçadaki özgürlük dinamiklerini iyi bilen bir hareketiz. Ayrıca biz PKK olarak olmayacak şeyleri söylemeyiz. Olacak olan şeyleri söyleriz.

Burada şunu da vurgulamak gerekiyor: YPG, YPJ ve beraberlerinde olan Burkan El Fırat güçleri bizim ve tüm Kürt halkı ile demokratik-sol güçlerin dışarıdan destek sunduğu güçlerdir. Biz, onların başarısının tüm bölge halklarının hanesine kazanç olarak geçtiğine inanıyoruz. Bu açıdan bizimki dışarıdan bir destektir. Ama esas rol oynayan, bu gelişmelere imzasını atan, orada düşmanla göğüs göğüse çatışan kahramanlardır; verilen şehitlerdir. Burada bizim tutumumuz onların bu büyük başarılarına sahip çıkmak ve dayanışma görevimizi yapmaktır.  


Şengal’i kurtarma görevi önümüzde


DAİŞ’e karşı mücadelede HPG olarak Kerkük, Mexmûr ve Şengal alanlarında da direniş halindesiniz. Buralardaki askeri durum nedir? 

Bugün Güney Kürdistan’da, özellikle de Tikrit’in DAİŞ’in elinden alınmasından sonra Kerkük ve Mexmûr hattında DAİŞ tehlikesi azalmıştır. O yüzden şu an itibarıyla yoğun bir çatışma durumu o hatta söz konusu değildir. Tehlike tümden aşılmamıştır fakat azalmıştır. Ama Şengal’de durum daha farklıdır: DAİŞ çetesi halen Şengal’in önemli bir kısmını işgal altında tutmaktadır. Kürt güçleri sadece şehrin girişindeki 1-2 mahallede bulunmaktadır. Yani Şengal’in kurtarılması görevi halen önümüzde duran bir görevdir. Aslında biz kendi gücümüzü takviye ederek Şengal’i kurtarabiliriz. Fakat biz PKK olarak yalnız değil, Pêşmerge gücüyle ortaklaşarak bu planı gerçekleştirmek istiyoruz. Bu konuda başta PDK olmak üzere pêşmergesi olan Güneyli güçlere defalarca, ‘gelin Şengal’i kurtarma planını geliştirelim’ biçiminde önerilerimiz olmuştur. Şimdiye kadar bu önerilerimize olumlu cevap verme durumu gelişmedi. Oysa bu bir ulusal-demokratik görevdir. Belirttiğim gibi biz tek başımıza böyle bir şeye yönelebiliriz ama, ‘bu durum beraberinde bir takım siyasal sorunları getirebilir; daha ciddi sorunlar yaratabilir’ diye öncelikli amacımız Pêşmerge ile ortaklaşa bir biçimde Şengal’in geri kalan kısmını kurtarma planını hayata geçirmektir. Aracılığınızla bunu bir kez daha tüm ilgili güçlere öneriyoruz. 


Peki, bu ortaklaşmama durumunun ulusal birliğe etkisi yok mu?

Açık ki Kürdistan halkının özgürlük davası bugün tarihinin çok önemli bir aşamasında seyretmektedir. Bu aşamada her dönemden daha fazla ulusal birlik, dayanışma ve ortaklaşmaya ihtiyaç vardır. Gerçekten de Ortadoğu Bölgesi’nde bugün DAİŞ’e karşı direnebilen, mücadele yürüten bir tek Kürt halkı vardır. Kürt halkı, bunun yarattığı avantajları da arkasına alarak bölgede daha güçlü ve etkili bir aktör haline gelebilir. Bunun için ulusal bir platforma ihtiyaç olduğu açık ortadadır. En azından pratikte dayanışma, ortaklaşma ve birlikte hareket etme durumu kendisini bize dayatmaktadır. 

Ancak bu konuda bir paradoks söz konusudur. Öyle ki mevcut bütün cephelerde gerilla ile pêşmerge yan yana, omuz omuza mevzilerdedir ve ortaklaşmaktadırlar. Yani tabanda bir birlik kurulmuştur ve bu konuda bir sorun yoktur. Ama üstte bırakın birlik olmayı, ilişkiler bile kesilmiştir. Yolları kesme, olanakları kısıtlama, vb. adeta bir öğrenciyi hizaya getirmek için yaptırım uygularcasına basit uygulamalarla birbirlerine karşı yaptırım uygulama durumları gelişmektedir. Bu, sürecin ruhuna ters bir şeydir. Sürecin bize dayattığı, ulusal bir perspektif ve ulusal birlik tutumudur ama pratikte askeri güçlerin bir ortaklaşması olmasına rağmen üst düzeyde ve siyasi planda bunun tersi bir durumun, yani bir ilişkisizliğin gelişmesi ve tartışma ortamının dondurulması durumu var ki bu doğru bir şey değildir. Bunun mutlaka aşılması gerekmektedir. Halkımızın bizlerden ve tüm siyasi güçlerden beklentisi bu tarihi ve önemli dönemde ortaklaşmadır; en azından normal bir dayanışma ve yardımlaşma durumudur. 


ANF/BEHDİNAN