Eric Froom’un, bahs etttiği sevgi sefaleti bu olsa gerek! Eğer bugün Kürt halkı bahs konusu ettiğim bu değerlere karşı yabancılaştırılıp, sevgilisizleştirilmemiş olsaydı; Bugün Ehmedê Xanî’nin “Mem û Zin”, Melayê Cizîrî’nin “Divan” ve Cegerxwîn’in eserleri bizi, dünya devletler ve dünya milletler topluluğunda, sevgili Kürdistan’ımızla ve sevgili halkımızla yaşadığımız bu sevgi mahşerini mutlaka tanıtma fırsatını yakalamış olacaktı. Ancak; bu haramiler çetesi, ülkemizle ve halkımızla musafaha etmemize, koklaşıp sevgilimizle can û canan olma özgürlüğümüze, Kabil’in kardeşlik oyunlarıyla ve Muhacir’in Ensar’in konuksever fendliğiyle aramıza, tefrika tohumlarını ekecektiler.
Sevgilerimizi fırkalara, bölüklere, kümelere ayırak, sevgili ülkemize ve halkımıza duyacağımız sevgilerimizi parçalayarak zayıflatmış olacaktılar. Böylece, sevgili ülkemizden ve sevgili halkımızdan bizi uzaklaştıracak ve artık kendimizi, Kürdistan’ımızı ve halkımızı sevmeyecek bir duruma getirilecektik! Artık yeni sevgililerimiz, tecavüzcülerimiz olacaktı. Yani anlayacağımız, bize zülm edenlere ve bizi vahşice katl edenlere görülmemiş biçimde gönül kaptıracaktık! Nasıl olurda, bir ülke ve o ülkenin halkı kendisine tecavüz eden birine/birilerine gönlünü kaptırır, kendine sevgili yapar ve onunla yaşamını bütünleştirir? Bu inanılır gibi değil; ama gerçek! Bu harami çeteleriyle tanıştığımız günden bugüne gönüllerimiz, zihinlerimiz ve gözlerimiz buram/buram kokan kadim şehirlerimize, kasabalarımıza köylerimize, ormanlarımıza, derelerimize, ırmaklarımıza, nehirlerimize, göllerimize, dağlarımıza, vadilerimize, pınarlarımıza ve yaylalarımıza bakış acımız bize tecavüz edenlerin zihinleriyle, gönülleriyle ve gözleriyle bakacaktık. Artık tecavüzcülerimizin sevdiklerini seviyor, nefret ettiklerinden nefret eder hale geldik.
Pekala içimizden bir grup dindar bilge ve rasyonel özgür insanlar bu kötü giden, Kürdistanî sevgimizi ve mukaderatımızı hakiki Kürdistan düşüncesini ve bilincini halkımıza vererek uyanışlarını sağlaya bilir; yeniden, zihinlerimizde ve gönüllerimizde ülkemizin ve halkımız sevgisini mamur edebilirler. O vakit şöyle başlamalıyız diye düşünüyorum:
Ey! Sevgili ülkemiz ve sevgili halkımız Kürdistan dava insanları olarak her ikinizi de çok seviyoruz! Sizi sevdiğimize belki inanmayacaksınız; ama sizin için binyıldır Yakub’un Yusuf’a ağladığı gibi ağlamaktayız. Kerbela şehitleri ve on iki imam için tutulan yasın aynısını sizin özgürleşmeniz için tutuyoruz. Ey! sevgili ülkemiz; her iki kanadını kıran, endamını ve iradeni kırbaçlayan şu Türk haramilerinden, Arap bedevilerinden ve İran mecusilerinden seni özgürleştireceğimiz gün, hilkat ve fıtrat rahmetinle bizi kıyamda karşılayıp, musafaha edeceğini ve yeniden kendine bizi sevgili kabul edeceğini biliyoruz.
Sevgili ülkemize ve halkımıza karşı kullanacağımız bu ve buna benzer üsluplar, zihinlerimize ve gönüllerimize Kürdistanî sevgiyi, hulûl ve tenâsuh edecek; o vakit Kürdistan sevgimiz Mecnunlaşır; Leylasını bulur. İkincisi, Kürdistanı sevme sanatı, tasavvufi ve estetik olmalıdır. Bu zaviyeden hareketle Kürdistanî sevme sanatını; ilahi, tinsel, bilimsel, tarihsel, toplumsal ve insani erdemleri referans alarak inşa edilmelidir. Eğer bu iki sevgi sanatı, Kürdistan’ı sevme mücadelesinde eyleme geçirilirse Kürdistan davası, tüm zamanların en devasa özgürlük mahşerini elde edecektir. Kürdistanî sevme sanatını Ehmedê Xanî, Melayê Cizîrî ve Cegerxwîn ve benzerlerini okuyarak başlayabiliriz. Sonra bu Kürdistanî sevgimizi estetik boyutuyla destekleyecek Helenist antikitenin tinsel filozofyası, Hint Budizm’in estetik mirvana sevgisi ve İslam’ın estetik tasavvuf sevgisi bizi Kürdistan Ayeti’yle buluşturarak, Sevgili ülkemizle ve halkımızla Fenafillah olmamızı sağlayabilir.
O vakit, sevgili Kürdistan davasına gönül vermiş olanlar; asla Kürdistanlıların kılık kıyafetiyle, yaşam tarzıyla, inanç ve düşünce ümranlarıyla uğraşmamalıdırlar ve uğraşanları da çokça ayıplamalıdırlar. Bu tağuti ve tuğyani dünya görüşlerini sevgili Kürdistan’ımıza ve halkımıza dayatanlar asla, ülkemizin ve halkımızın sevgisine mazhar olamayacaklarını bilmelidiler. Keza ne ilahi ne de bilimsel öğretilere hizmet ederek onların sevgisini kazanabileceklerdir. İkincisi bu, sevgisiz ve sevimsiz şakiler fırkasının Kürdistan’ın, sevgi ve inanç iklimine cehalet, günah, taasup ve şirk tohumlarını ekmelerine, Kürdistanî sevgilerimizle ve bilgilerimizle engel olarak Kürdistan’ın, gönül ve suhulet dünyasını tefrikaya düşürmelerine engel olmalıyız. Mamafih, Kürdistanî bilincimiz, düşüncemiz, sevgimiz, endişemiz, sorumluluğumuz, heycanlarımız, adayışlarımız ve amellerimiz ne zaman aile duygumuza, ideolojik ve dini saplantılarımıza, sömürgeci alışkanlıklarımıza, seküler ve erotik fantazilerimize, üstün ve baskın gelirse o vakit ülkemizi özgürleştirebiliriz. Bundan dolayı Kürdistan’ın tüm renkleri, sesleri ve refleksleri karıncalar gibi çalışmalıdırlar. O vakit her birimiz, tüm sevgililerimize galebe çalarak, yeni bir Kürdistanî sevgi yaratmış oluruz. Bu öyle bir sevgi olmalı ki, Kürdistan düşmanlarını şaşkına çevirmelidir. Bu öyle bir sevgi olmalı ki, en ihtilaflı anlarımızda bile, sevgimize hiç bir düşman engel olmamalıdır. Kürdistan sevgimiz Van Gölü kadar murekep olmalı ki, Kandil’ın ormanları kalem olup bu sevgimizi yazabilsin.
O vakit Kürdistan’ın özgürlüğü için kırk milyon, Can ve Canan’ın buluşması lazım. Kırk milyon, Can ve Canan buluşacağı ve sevişeceği bir rahmet ikliminde Kürdistan kozası artık döllenmelidir. O vakit görülecek ki; Cudi, Ararat. Zagros ve Kandil’in semalarında Ala Rengîn’in Sıtretül Muntehası gerçekleşecektir.
kadiramac@hotmail.com
Kürdistanî sevme sanatı