Önder Apo ve Kürt halkına yaklaşım, sürecin karakterini netleştirmiştir. Savaşacak ve kazanacağız!

Faşist soykırım rejimi yok edilmedikçe kimse rahat yüzü göremeyecektir. Faşizmle uzlaşma olmaz, faşizmle savaşılır. Başka türlü yaklaşmak gafletle kol kola yürümek anlamına gelir. Biliniyor ki kurt asla tövbe etmez; tövbe edip de bir daha koyun-kuzu yemeyeceğini iddia ederse ölür. Faşizm, halkları koyun gibi gören bir kurttur. Tövbe etmesi, yani soykırımdan vazgeçmesi beklenmemelidir. 

Kurt saldırısı karşısında aslan kesilme zamanıdır! Aslanlar yurdunda cesaretten yana kimsenin sorunu yoktur. Cesaretimizi, enerjimizi birleştirelim ve faşizmi yok edecek direnişe akıtalım!

Ortada soykırım saldırıları varken buna karşı halk direnişinin sonuç alıcı düzeye çıkarılması zorunludur. Önderliğimize ve halkımıza yaklaşım soykırımcı tarzda olduğu için Türkiye tarihinin en büyük direniş savaşının gelişmesi de kaçınılmazdır.

Faşizme karşı direniş cephesini en esnek anlayışla büyütmekten, her topluluğun kendi öz savunma gücünü oluşturmasına, kırdan şehir savaşına dek her direniş bu büyük savaşın birer parçası olacaktır. Siyasi-askeri süreç bu doğrultuda gelişmektedir. Geçmişten farkı, dengelerin daha fazla lehimize olmasıdır.

Sömürgeci güçlerin, işbirlikçiliği de kendine eklemleyerek Kürt karşıtlığı temelinde yürüttüğü görüşmeler bir yıl önce olsaydı belki sonuç verebilirdi. Fakat şimdi sadece Reqa hamlesini biraz daha uzatmanın ötesine geçemeyecek durumdadır. Hamle yapan Kürt ve Arap demokrasi güçleri, önü alınamaz bir güç kazanmış durumdadır. 

ABD-Rusya belli bir anlaşmaya varmış görünüyor. Anlaşma düzeyi, şimdilik Fırat’ı esas alarak batısı ve doğusunda etkinliklerini sürdürme kapsamında olsa da bu durum İran için bir güç dayanağının zayıflaması anlamına geliyor. 

Türkiye-İran görüşmelerinin Haşdi-Şabi güçlerinin ABD tarafından vurulması ardından gerçekleşmesi dikkat çekmiştir. Türkiye’nin emeli bellidir. Fakat İran yönetiminin Kürtlere saldırması akıllıca bir iş olamaz. Tarihi Kürt-Şia ittifakı üzerine tartışmak ve bu temelde politika geliştirmek hem İran hem Kürt halkı için daha hayırlıdır. Bunun yerine Kürt kazanımlarını engellemeye, yok etmeye yönelen politikaları öne çıkarmak ABD’nin hedefindeki İran’ın düşmanlarını çoğaltmaktan başka sonuç vermez!

İniş-çıkışı bol olan bu sürecin en çok saldırıya maruz kalan gücü Kürt halkı olmaktadır. Fakat en çok saldırıya uğramak en çok kaybeden olmak anlamına gelmez. Çünkü Kürt halkı siyasi-askeri örgütlülüğü, ittifakları ve Ortadoğu çapındaki stratejik projesiyle kendisini sürekli yenilemekte ve saldırılara karşı direndikçe büyümektedir. Böyle bir güce karşı sürekli saldırı yapmak sürekli büyümesinden başka sonuç vermeyecektir. 

Şimdi bu tabloya bakıldığında dengelerin lehimize olduğu söylenebilir. Buna karşı saldırı düzeyleri de daha fazla artacaktır. Son büyük savaşın hedefinde Türkiye’de hüküm süren faşizm vardır. Örgütlü olmayan ve hele ki öz savunma tedbirini almayan her topluluk ve hatta her bireyin ezilmeyle karşılaşması kaçınılmazdır. O halde ezilmemek ve tam tersine kazanmak, faşizme son vermek için son büyük savaşa tam seferber olmak gerekiyor.

Bu savaş Türkiye geneline yayılmaktadır. Karadeniz gerillası bu uyarıyı çok etkili şekilde yapmıştır. 

Sur ve Hasankeyf yıkılırken AKP-MHP mabetlerinin dokunulmaz halde kalacağını kimse iddia edemez!

Kürt halkına soykırım dayatılırken Kürt işbirlikçilerinin rahat nefes alabileceklerini kimse iddia edemez! 

Kürt halkı ve direnen tüm halkların önderi olan Önder Apo’ya karşı tecrit adı altında uygulanan soykırımcı politikalara karşı, Kürt ve Kürdistan gençliği başta olmak üzere halklarımızın binlerce fedai çıkarmayacağını ve dünyayı başlarına yıkmayacağını kimse iddia edemez! 

Önder Apo’nun ve halklarımızın özgürlüğü bu kadar iç içe geçmişken faşizme karşı kahredici bir direniş sürecini geliştirmek özgürlüğün tek koşulu haline gelmiştir. Bu anlamda hedef bellidir. 

Bu hedefin üzerine giderken Kürdistan parçalarında, Avrupa’da ve Türkiye’nin her yerinde halk eylemliliği her geçen gün artmakta ve kimlik kazanmaktadır. HDP’nin nöbet eylemi önemli bir duyarlılık yaratmıştır. Şimdi bu düzeyi daha ileri bir kademeye taşıma zamanıdır. Hedeften şaşma olmadıkça eylem çizgisi genişliğine ve derinliğine gelişecek; faşizm mutlaka yenilgiye uğratılacaktır.

Son olarak bu çerçevede TJA’nın “tecrit kaybedecek, özgürlük kazanacak” şiarıyla başlattığı kampanya, genelde “faşizm yenilecek, özgürlük kazanacak!” şiarıyla yürütülen direnişin bir parçası olarak önemlidir. Önemi kavrandıkça ve kavratıldıkça büyük ve sonuç alıcı bir eyleme dönüşecektir.