FEHMİ KATAR / BERLİN

Kürt Ebeveynler Derneği ve Akkon Üniversitesi tarafından organize edilen ”Almanya’da Kürt Göçmenler, Kürt kimliği ve Gelişimi“ konulu panelde konuşan Potsdam Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Birgit Ammann, Kürt diasporasının Kürt kimliği üzerindeki etkisinin oldukça fazla olduğunu belirtti.

Kreuzberg müzesinde gerçekleştirilen panelin moderasyonunun yapan Akkon-Hochschule für Humanwissenschaften Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Kenan Engin, üniversitelerinin bünyesinde ağırlık olarak göçmenliği merkeze alan sosyal hizmetler olduğunu, bundan dolayı da Yekmal gibi göçmen dernekleri ile yakından çalıştıklarını belirterek, bu etkinliğin bunun sonuçlarında biri olduğunu dile getirdi.

3 dalga Kürt göçü yaşandı

Potsdam Üniversitesi öğretim görevlisi olan ve 13 yıldan bu yana Kürtlerle ilgili araştırmalar yapan Prof. Dr. Birgit Ammann, Almanya’da yaşayan Kürt nüfusunun 800 bin ile 1 milyon 200 bin arasında olduğunu belirtti. Kürtlerin Avrupa’ya göçünün ise 5 farklı dalga olarak gerçekleştiğini kaydeden Ammann konuşmasında şunları söyledi:

* ”İlk göç dalgası 1970’lerde Türkiye ve Almanya arasında yapılan işçi anlaşması ile geldi. Bu dönem gelen Kürtler daha çok apolitik, eğitimsizdi.

* İkinci dalga Kürt göçünün ise 1980’lerin başından başlayıp 1990’ların başına kadar devam etti. Bu dönemde yaşanan göçün sebebi ise İran’daki yönetimin Kürtlere uyduladığı baskı, İran-Irak savaşı, Irak’taki Enfal ve Halepçe Katliamlar ve Türkiye’deki askeri darbe. Bu dönemde gelen Kürtler oldukça politikti ama en politik olan Kürtlerin Almanya göçü ise 1990’larında başında Kuzey Kürdistan’dan oldu.

* Avrupa’ya son Kürt dalgasının ise Suriye’de başlayan iç savaş ile geldiğini belirten Ammann, son üçüncü dalgada gelen Kürtlerin çoğunun politik olduğunu ve Kürt kimliğini sahiplendiğini kaydetti.

Heterojen bir Kürt kültürü var

Yahudi diasporası yanında Kürt diasporasının kendisi için en ilginç diasporayı oluşturduğunu kaydeden Ammann, Kürt diasporasının oldukça canlı olduğunu ve Kürt kimliğine büyük etkide bulunduğunu dile getirdi. Almanya’da hem farklı ülkelerden gelen Kürtlerin, hem de farklı jenerasyondan gelen Kürtlerin bulunduğunu ve geldikleri ülkelerde yaşadıkları baskının onları Kürtlük kimliği etrafında bir araya getirdiğini belirtti.

Homojen bir Kürt yapısı olmadığını belirten Ammann, heterojen bir Kürt kültürü olduğunu kaydederek, Kürtlerin yaşadıkları baskıdan dolayı biraraya geldiklerini sözlerine ekledi. Almanya’da yaptıkları araştırmada Kürt ailelerin hemen hepsinde devlet baskısının izleri olduğunu dile getiren Ammann,  Kürtlerin diğer göçmen gruplardan farklı olarak melez kimlikler geliştirdiklerine de değindi. Ammann, ”Mesela Almanya’da doğduğu için kendisini hem Almanya ile hem de kendi ülkesi ile tanımlayabiliyor” dedi.

Alman devleti Kürtleri görmezden geliyor

Kürtlerin Almanya’da da ayrımcılığa uğramaya devam ettiğini belirten Ammann, Kürt çocuklarının halen en büyük ayrımcılığa okullardaki Türk öğrenciler tarafından maruz kaldıklarını belirtti.

Okullarda Türkçe derslerinde Türk tarihi öğretilip, sadece Türk isimlerini yer verildiğini ve hiçbir farklı kültüre yer verilmediğini belirten Ammann, ”Bu nedenle bir Türk ben Türküm dediğinde, Türktür. Kimse onu sorgulamaz, başka soru sormaz. Ama bir Kürt ben Kürdüm dediğinde ona on tane soru daha yöneltilir“ diyerek, eğitimin yarattığı ayrımcılığa dikkat çekti.

Kürtlerin Almanya’daki en büyük göçmen gruplarından biri olmasına rağmen, politik olarak görmezden gelindiklerini, Alman devletinin bu gerçekliği görmek istemediğini dile getiren Ammann, bunun en büyük sebebinin Alman devletinin Türk devleti ile yaptığı anlaşmalar ve işbirliği olduğunu belirtti.