• Kürt dinamiğinin değişim, cumhuriyetin demokratikleşmesi ve demokratik toplum inşasındaki ısrarı, devleti ve iktidarı ciddi biçimde zorluyor.

HEVAL TAHA

Kürt tarafının kararlılığına karşılık mevcut statükoyu aşmak için hiçbir somut adım atmayan iktidar, gözünü olası bir erken seçime dikti. Erdoğan’ın süreci zamana yayarak kendi siyasal geleceği için kullanma çabasında bu seçim önemli bir manevra olarak hesaplanıyor. Kürt iradesinin değişim direncine cevap veremeyen Erdoğan iktidarı çözülüyor.

Erken seçim olasılığı güçlendikçe seçimlere yönelik denklemler de çeşitleniyor, ancak seçim tarihi kadar önemli bir başlık olan Tayyip Erdoğan’ın üçüncü kez aday olup olamayacağı sorusu ağırlığını koruyor. Defaten yazdık bir daha tekrarlayalım; bu adaylık için anayasa değişikliği ya da Meclis'in erken seçim kararı alması dışında pek bir seçenek görünmüyor.

Tartışmalar bu düzlemde devam ederken AKP içerisinden bazı isimlerin çıkışları dikkat çekti. Bunlardan eski AKP Milletvekili Şamil Tayyar, AKP’nin derlenip toparlanması için Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ı önerdi. Eski AKP MKYK Üyesi Mücahit Birinci ise Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın babasının sonrası için uygun isim olduğunu vurguladı. Hem Tayyar hem de Birinci, sosyal medya hesaplarından bu görüşlerini alenen ilan etmekte de bir beis görmediler.

Akın Gürlek bile

AKP içerisinden Erdoğan’ın başbakanlığı dönemindeki başdanışmanlarından 25 ve 26. dönem AKP Milletvekili Hüseyin Kocabıyık ise Şamil Tayyar ve Mücahit Birinci’yi boşa çıkarırken Erdoğansız yeni bir formül oluşturdu. Görüşlerini sosyal medya hesabı üzerinden paylaşan Kocabıyık’ın da Erdoğan sonrası için adayı Adalet Bakanı Akın Gürlek. Şöyle söylüyor Kocabıyık: “Şamil Tayyar ve Mücahit Birinci'nin başlattığı Erdoğan sonrasına dair tartışma yanlış yorumlanıyor. Kimsenin Berat Albayrak veya Bilal Erdoğan sevgisi-sempatisi yok. AK Parti'nin derin aklı bir felaket senaryosundan kaçıyor. Şamil ve Mücahit Birinci zeki insanlar. Tehlikeyi görüyorlar ve çare arıyorlar. Erdoğan'ın doğal halefi Akın Gürlek. Bürokrasi başta olmak üzere geleceği karanlık gören yeni yönetici sınıfın cüretkar, kararlı ve sınır tanımayan bir liderin himayesine ihtiyacı var. İktidarda bu vasıflara sahip tek isim Akın Gürlek. Diğerlerini Özgür Özel çerez niyetine yer. AK Partili dostlarımdan aldığım duyum bu. AK Parti'de gelecek siyasetin veya Erdoğan ailesinin elinde değil, bugünün sınırsız güç sahibi bürokrasinin elinde.

Bürokrasinin tepedeki ismi ise Akın Gürlek. Baksanıza Tarım Bakanlığı, Rekabet Kurulu dururken tavukları bile yönetiyor. Ülke onun çelik mengene gibi ellerine emanet. Erdoğan izin vermese bunları yapabilir mi? Sezgilerime dayanarak  söylüyorum: Erdoğan'ın halefi Akın Gürlek. Hatta bu seçimde Erdoğan feragat edip onun önünü açabilir.”

Erdoğansız dönem

Görüldüğü üzere AKP’de tüm yollar Erdoğansız bir döneme çıkıyor. Hatta bu senaryoları daha da ileri götürenler de yok değil. Ankara gazetecisi Nuray Babacan’ın 17 Haziran tarihli yazısı bu anlamda çok çarpıcı. Gelecek Partisi Milletvekili Kani Torun’un bir açıklamasının peşine düştüğünü söyleyen Babacan’a göre; Ankara’da Erdoğansız formüller konusunda hem AKP ile dirsek teması yürütülmüş hem de “yetkili-yetkisiz siyasilerle” analizler yapılmış. Babacan'ın yazısı özetle Türkiye’de anayasa değiştirilerek yeniden parlamenter sisteme geçileceği, Erdoğan’ın bir süre sembolik Cumhurbaşkanı olarak kalacağı “yumuşak geçiş” senaryosunu anlatıyor. Buna göre; Erdoğan ve ailesi geriye dönük hiçbir davadan yargılanmayacakları bir dokunulmazlık zırhına kavuşuyor. Bu süreçte bazı siyasi tutuklular da serbest bırakılıyor.

Görüldüğü üzere bu formülde de Erdoğan önce sembolik Cumhurbaşkanı, ardından da ailesiyle birlikte yasal kovuşturmalardan korunaklı bir konumda siyaset sahnesinden çekiliyor.

Uçum'un devreye girmesi

AKP içerisinden yükselen bu sesler belli rahatsızlıklar yaratmış olmalı ki; Erdoğan’ın başdanışmanı Mehmet Uçum devreye girerek seçim tarihini ilan etti. Erdoğan’ın Saray'da kendi yarattığı ve bugün onu kuşatan AKP dışı bürokratik güç Erdoğan’ın lehine görünse de artık açıktan siyasete müdahale edebiliyor. Erdoğan iktidara gelmesinin ardından çeşitli vesilelerle birçok kez, "Biz ülkemizde bürokratik oligarşiden çok çektik. Hâlâ da çekiyoruz. Bürokratik oligarşi bir beladır" ifadelerini kullanmıştı.

Oysa kendi himayesinde Saray'da yeni bir güç odağı olarak serpilen yeni bürokratik oligarşinin sözcüsü başdanışman Mehmet Uçum, olası seçim yenileme tarihi olarak 16 Nisan 2028'i işaret ederek alenen siyasete müdahale ediyor. Uçum, mevcut anayasal sistemde "erken seçim" kavramının bulunmadığını belirterek, TBMM veya Cumhurbaşkanı tarafından alınacak seçimlerin yenilenmesi kararı ile bu tarihin gündeme gelebileceğini ifade etti. Uçum, bu yolla anayasa değişikliği ya da Meclis'in erken seçim kararı almasına gerek kalmadan Erdoğan’ın üçüncü kez aday olabileceğini savunuyor. Dahası dayatıyor, çünkü Uçum ve temsil ettiği bürokratik oligarşinin geleceği Erdoğan’ın adaylığına göbekten bağlı.

Uçum, AKP içinde ve dışında şimdilik fikri düzeyde de olsa  Erdoğansız bir dönemin hazırlıklarının yapıldığının farkında. Böyle bir formül Uçum ve bağlı olduğu odağın tasfiyesi, dolayısıyla yargılanmalarına kadar varacak bir sürecin önünü açabilir.

Bahçeli'nin dahli

Uçum’un bu çıkışına karşılık Cumhur İttifakı ortağı MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Uçum’la hiç de aynı fikirde olmadığını biraz da Uçum’u tiye alarak açıkça ifade etmesi, Uçum’un korkularının yersiz olmadığı şeklinde yorumlanabilir. Uçum’un Erdoğan’ın yeniden aday olması konusundaki formülü hatırlatıldığında Bahçeli’nin, "Seçimlerin zamanında yapılmasıyla, Cumhurbaşkanı'mızın danışmanının verdiği tarih arasında saat farkı dahi yoktur. Önemli olan seçimin zamanında yapılmasıdır. Şu an için tartışılan her konunun artık açıklığa kavuşarak, Türkiye'yi istikrar içerisinde büyüten bir ülke yapısına kavuşturma zamanıdır. Onun için televizyonlarda yakinen takip ediyoruz. Değişik isimler yeni cumhurbaşkanı adayı olarak ortaya çıkıyor. Onlar üzerinde tartışmalar ve hesaplar yapılıyor. Millet seçimden önce seçime getirilmiş gibi gösterilmek isteniyor. Bu doğru değildir. Cumhurbaşkanımız görevdedir, biz de arkasındayız" şeklindeki cevabı, seçim denklemine ilişkin Uçum’un kaygılarını derinleştirecek nitelikte.

Dikkat edilirse Bahçeli, “Erdoğan adayımızdır” demiyor, “görevinin başındadır” demekle yetiniyor. Yine Bahçeli'nin, “seçimler zamanında yapılacak” vurgusu rahatlıkla mevcut haliyle Erdoğan’ın bir daha aday olamayacağı şeklinde yorumlanabilir. Bahçeli, görevi başındaki Erdoğan’ı desteklediklerini ifade ederken seçimlerde destekleyeceğiz demekten imtina ediyor. Bahçeli’nin, Uçum’u tiye alarak “Cumhurbaşkanımızın danışmanının verdiği tarih arasında saat farkı dahi yoktur” sözleri böyle bir formülün Meclis'te kabul görmeyeceğinin açık ilanı niteliğinde.

Bahçeli de bu sözleri ile Erdoğansız dönemi tarif edenlere katılıyor. Tüm bu değerlendirmelere AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in, “Bizim adayımız Sayın Cumhurbaşkanı” açıklamasını yapmak zorunda kalmasını da eklediğimizde, konunun AKP Genel Merkezi’nde de yakından takip edildiği ortaya çıkıyor.

Ezcümle çok açık olan bir durum var ki; Tayyip Erdoğan Abdullah Öcalan’ın başlattığı demokratik toplum inşası sürecini araçsallaştırma sığlığını tercih etti. Gelinen nokta gösteriyor ki, cumhuriyetin demokratikleştirilmesi tartışmalarının ışığında Tayyip Erdoğan siyasal geleceği uğruna süreci zamana yayarak esir alma yoluna da gitse, çözüm için politika değişikliği de yapsa, her halükarda siyasal geleceği bitmiş gibi görünüyor.