Suriye krizi daha şimdiden çok önemli bir sonuç verdi:

Türk diplomasisi Suriye krizinde tam bir iflasla yüz yüze gelirken, Kürt diplomasisi daha şimdiden “üçüncü yol” doktrini ile haklı bir saygınlık kazandı: Uluslararası alanda, ABD ve Rusya ile birlikte, herkes, Suriye’de “üçüncü yol”a girmek üzere.
Uluslararası medyayı izleyenler, başta Almanya olmak üzere Avrupa devletlerinin ve elbette ABD’nin Suriye krizinden bırakalım “askeri müdahaleyle” çıkmayı, muhalefetin Esad rejimini yıkmasıyla çıkma düşüncesinden bile uzaklaştığını vurguluyorlar. Şimdi masada, “Esadsız bir Esad rejimi” ile, “Esadlı bir geçici rejim” şıklarından başka, herhangi gerçekçi bir çıkış önerisi yok.
Gelinen noktada tartışmalar, muhalefetin “Sünni Arap bölgelerinde”ki egemenliği ile, Esad rejiminin “Alevi Arap bölgelerinde” egemenliğinin somut biçimi üzerinde sürmekte. Ve burada şimdilik hem muhalefetin, hem de rejimin dile getirmekten korktuğu en yakıcı sorun ise, “Kürt bölgelerinin” yani Rojava’nın Suriye devleti içinde nasıl bir statü kazanacağı.
Uluslararası camianın, patenti Rojavalı Kürtlere ait olan “üçüncü yol”a koyulmalarıyla birlikte, artık Suriye’de ne tek başına muhalefetin, ne de tek başına Esad rejiminin egemenliği mümkün olacak. Bu dönem artık kapandı. Taraflardan birinin tek başına egemen olmaması demek, Suriye’de, resmen olmasa bile, fiilen “birlikte yaşama” olanaklarının, hiç değilse uzun bir süre için mümkün olmaması demek. Tüm bölgeyi “mezhep savaşlarının” eşiğine getiren yeni gelişmeler, Suriye’de “Sünni”lerle, “Nusayrilerin” birlikte yaşamasına imkan vermiyor.
Bunun bir istisnası var: Kürt halkı için Sünni Araplarla ve Alevi Araplarla birlikte yaşamanın önünde hiçbir engel yok. Bir kere daha Öcalan’ın düşünceleriyle hareket eden Kürt özgürlük güçlerinin, bölgede halklar arası barış faktörü olduğu böylece ortaya çıkmış bulunuyor. Suriye’nin Kuzeyinden Hatay’a ve oradan Lazkiye-kıyı şeridiyle Lübnan’a kadar uzanan bölgede yaşayan Kürtler, Hıristiyanlar, Sünni Araplar ve Nusayriler geleceğin Ortadoğu Ortak Evi’nin ilk adımını atabilirler; Suriye’de Sünni Arap çoğunlukla dengeyi, federal bir yapı sayesinde sağlayabilirler.
Görülüyor ki, “üçüncü yol”, “Sünni Araplardan” ve “Alevi Araplardan” “kopuşun yolu” değil, tam tersine mezhep savaşlarını önleyecek olan “birliğin yolu”dur.
Türk hükümeti ve Dışişleri Bakanı, eğer bugüne kadar izledikleri “Sünni-Selefi-El Kaideci” karta oynamanın yanlışlığını anladıysalar, şimdi onların yapması gereken şey, çok küçümsedikleri Kürt diplomasisini incelemek ve onun elde ettiği kazanımlardan hareketle Suriye krizinin Türkiye’ye bulaşmasını önlemenin yollarını bulmaktır.
Hükümetin buna ihtiyacı var. Çünkü daha şimdiden Hükümetin “sorumsuz” isimleri, Türkiye’yi yaklaşan “mezhep savaşlarına” sürükleyecek tehlikeli laflar etmeye başlamıştır. Suriye’yi “Afganistanlaştırmak” üzere olan Selefi, El Kaideci unsurlara karşı harekete geçen Hizbullah’a “Hizbulşeytan” demenin yaratacağı sonuçları göze alanlar var. Daha şimdiden AKP yanlısı medyada peş peşine Şii Hizbullah karşıtı ağır suçlamalar boy vermeye başlamıştır. Beğenelim, beğenmeyelim, ortadoğunun tek “laik” ülkesi olan, nüfusu farklı mezheplerden oluşan Türkiye, “mezhepler savaşının” alanı olmamak için, Rojava siyasi güçlerinin “üçüncü yol” çizgisini desteklemek ve kendisi de “üçüncü yol”a koyulmak zorundadır.
Ne var ki, bunun tersine bir psikolojik atmosfer yaratmak isteyen gizli ya da açık Selefi yanlısı Türk İslami çevreler, belli ki, kendilerini Ortadoğu’da mayalanan “mezhepler savaşına” hazırlamak istiyorlar. Hükümet bunların provokasyonlarına açıktır. Kışkırtmaya kolayca kapılacak bir yapıya sahiptir. Nitekim şu ansızın ortaya çıkan “alkol tartışması” Hıristiyanlık gibi “alkol serbestisini” tanıyan Türkmen, Arap ve Kürt Aleviliğine karşı böyle bir provokasyonun izlerini taşımakta.
“Alkol” konusunun “İslami” argümanlarla tartışma gündeminin ön sıralarına çıkartmak, bir süre sonra, örneğin yaklaşan Ramazan aylarında, “ağzı şarap kokuyor” avezeleriyle Alevi yurttaşlara karşı linç girişimlerine yol açarsa, bilin ki, bu, “mezhep savaşlarını” kışkırtan güçlerin ekmeğine yağ sürecektir.
Ne demişler: alkol şişede durduğu gibi durmaz. Bu yalnız içene değil, alkolle oynayana da bir uyarıdır aslında…
Hülasa, Türk dış politikasının en kısa zamanda Suriye çizgisini Rojava’yla “senkronize” etmesinde sayısız faydalar vardır; Türkiye’yi “mezhep savaşlarından” koruyacak biricik yol, Kuzey sınırlarında bir “Kürt şeridinin” tahkimine yardımcı olmaktır.