40 bab da ister istemez ‘Simûrg’ imgesinin yaratıcısı Feridüddin-i Attar’ın ünlü ‘Musibetname’sini çağrıştırıyor; hani bir var oluş arayışında zihin yolculuğuna çıkardığı kahramanının 39 kapıyı çalıp da aradığını bulamadığı, en son kırkıncı kapıda (gönül kapısı) aradığına ulaşabildiği ‘Musibetname’yi. Bu da çok doğal, zira yazar metninin nerdeyse tamamında klasik Doğu edebiyatının temel metaforlarını çıkış noktası olarak almış kendine. Yalnız burada asıl referansları Türk ve Acem şairlerden ziyade Melayê Cizirî ve Feqiyê Teyran gibi Kürt şairler olmuş, zaten yazar kendisi de şiir bölümlerinde buna sık sık göndermelerde bulunuyor.


Mistik arayış

Cezaevi edebiyatının bir başka boyutu olan mistisizmle karşılaşıyoruz ‘Sedef’te. Klasik Kürt edebiyatının da başat temalarından olan mistik arayış Ancar’ın yapıtında bir bakıma post-modern bir yönelişle ete kemiğe büründürülmeye çalışılıyor. ‘Sedef’in bu açıdan Kürt edebiyatı için yeni bir deneme olduğu da söylenebilir kuşkusuz. Yazarın bu yapıtında cebinde taşıdığı harita ise Klasik Kürt şiiri atlası; bu nedenle düz yazıyla iç içe geçiyor şiir. düz yazı bölümlerde kaleminin daha güçlü olduğunun anlaşıldığı Türkçeyi kullanan yazar, manzum bölümlerde ise çıkış noktası olan kaynağa, yani Kürtçeye sarılıyor; beslendiği kaynak da Ehmedê Xanî, Melayê Cizîrî, Faqiyê Teyran, Baba Tahîrê Uryan, Siyahpoş, Lîza Xanim, Fatime Loreya Goranî gibi Kürt şiirinin mihenk taşları.

Kürtçe şiirsel

Yapıtı bizce ilginç kılan, yazarın klasik Kürt şiirinin sularından beslendiği Kürtçe mısraları kendine birer remiz olarak alıp, sonra bunları Türkçe yorumlamaya girişmiş olması. Bu tutumunu da önsözünde şöyle açıklıyor: "Zindanda zamanın büyük kısmı harfler aracılığıyla arkadaşlarına ulaşma ve iletişim kurma çabasıyla geçiyor. Ben de Kürtçe yoğunlaşmalarımı bu yazışmalara katmaya başladım. Ancak daha ilk adımda düz yazı yazma konusunda bir sorun çıktı. Ya ben bu konuda fazlasıyla yetenek yoksunuydum ya da Kürtçe kadim zamanlardan beri şiirseldi. Bilemiyorum. Bildiğim şey; mektuplarımı artık şiir biçiminde yazmaya başladığımdı."

Özgünlük mısralarda

Kitabın şiir bölümleri Doğu edebiyatında işlenmiş klişe semboller üzerine kurulu, daha önce Molla Camilerin, Mevlanaların, Attarların kullandığı klasik metaforları Kürtçede bizim manzume diye adlandırabileceğimiz biçimle ortaya koyarak onlardan birer işaret fişeği olarak yararlanıyor. Yapıtın özgünlüğü de bu Kürtçe mısraları açımlayıp yorumlamaya çalıştığı düz yazı bölümlerde çıkıyor. Şimdi mistisizmin orijinalliği nerede, diye bir soru takılabilir aklımıza. Ancak burada özgünlüğün mistisizmin kendisinde değil, onun ‘Sedef’teki yorumlanışında olduğunu söyleyebiliriz.


Farklı bir arayış ufku
Yazar imgelem dünyamızı epey zorlayacağa benzer öylesi değişik yorumlarla çıkıyor ki karşımıza, böylece gerçek ‘arayış’ın ne olduğu konusunda da türlü ontolojik sorular doğurabilecek yoğun bir metinle karşı karşıya kalınmış olunuyor. Bilindiği gibi klasik edebiyattaki mistik arayış ‘Tanrı’yı merkez alan bir kendinden geçme haline meyyaldir; oysa ‘Sedef’te klasik edebiyatın o bildik sembollerinden hareketle bambaşka bir arayış ufku açılıyor önümüze. Ve öyle görünüyor ki, ‘Sedef’te ‘vahdet-i vücut’ kavramından çıkılarak türlü imgesel göndermelerle ‘önderliğe’, ‘önderliğin tinsel-düşünsel çekirdeğine’ ulaşılmaya çalışılıyor.

Şiirsel anlatım

Cebrail Ancar hayli ince bir işçilik sergilediği bu çalışmasında, mistik metaforları Türkçe ve Kürtçenin şiirsel anlatım olanaklarından ustaca yararlanarak, okunası bir yapıt koyuyor ortaya. Metnin dört başı mamur edebi bir yanının olduğu oldukça aşikar. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; ‘Sedef’ politik bir bakış açısını hiç de sloganik bir söyleme düşmeden şiirsel bir incelikle anlatmayı başarabilen ender yapıtlardan; Kürtçe şiirden ve Türkçe anlatıdan kam almak isteyenler ‘Sedef’ten kana kana içebilirler.


İLHAMİ SİDAR