Türkiye’de Kürt sorunu hala en temel sorundur. Bu sorun çözülmeden Türkiye’nin ne zihniyeti, ne paradigması, ne de uygulamaları değişir. Çünkü Türkiye’de hala Kürtleri kültürel soykırımla ortadan kaldırarak tek millet, tek vatan yaratmak isteyen bir zihniyet hakimdir. 1920’li yıllarda Kürtleri yok etme kararı alınmıştır. Sanki bu karar bir gerçekmiş ve kanunmuş gibi hala sürdürülmektedir. Kürtlerin itirazına rağmen sürdürülmektedir. Şu anda Tayyip Erdoğan Türkiye’de bu zihniyeti ve paradigmayı Türkiye’nin bir sosyal gerçeği ve kanunuymuş gibi gören ve bunu dayatanlarla anlaşmıştır. Bunlara göre Kürt sorununda çözüm ezme ve irade kırmayla sağlanacaktır. Daha doğrusu bu sorun zorla ortadan kaldırılmak istenmektedir. 

Türkiye’de geçen yıllarda İmralı’da yapılan görüşmeler Türkiye’nin temel gündemi olmuştur. Bu görüşmeleri herkes kendine göre ele almış, yorumcular da kendine göre yorumlamıştır. Ama bu görüşmeler esas olarak büyük bir siyasal mücadele olarak geçmiştir. AKP Hükümeti ateşkes ve çatışmasızlık ortamında iktidarını sürdürmek ve pekiştirmek isterken, Kürt Halk Önderi ve Özgürlük Hareketi de bu ortamı toplumu ve devleti çözüme hazırlamak için değerlendirmek istemiştir. Bu temelde de AKP Hükümetine çözüm için adım attırmaya çalışmıştır. Ancak AKP’nin bu çatışmasızlık sürecinde ve yapılan görüşmelerde amacı çözüm değil, zaman kazanmak olduğundan Kürt sorununun çözümü konusunda bir ilerleme sağlanamamıştır. 

İmralı’da yapılan görüşmelerin büyük bir siyasal mücadele olduğu, Dolmabahçe Mutabakatının sağlanması ve hemen sonrasında bu mutabakatın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından reddedilmesiyle daha iyi anlaşılmıştır. Aslında bu gerçeklik İmralı görüşmelerinin karakterini ortaya koymuştur. Görüşmeler oyalama için olursa evet, ama çözüm için adım olacak bir duruma dönüşürse hayır. Oyalama, bu görüşmelerde AKP’nin çizgisidir. Çözüm için adım attırma ise Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin çizgisidir. Aslında İmralı’daki görüşmelerin karakteri Dolmabahçe Mutabakatıyla netleşince eski durum sürdürülemez hale gelmiştir. Oyalama ile çözüm isteme yaklaşımının yan yana yürüyemeyeceği durum ortaya çıkmıştır. 

Böyle olunca AKP bir taraftan çözüm gücünü ezmek için savaş başlatırken, diğer taraftan yeni oyalama yolları aramaya başlamıştır. Buna karşı da Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Hareketi yeni çözüm yolları devreye koymuştur. 

AKP Hükümeti Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezme konseptiyle hareket etmektedir. Zaten bu politikalarını tek bir gerilla kalmayana kadar savaş sürdürülecek, tüm sokaklarda asayiş sağlanana kadar, yani kültürel soykırımcı sömürgeciliğe karşı çıkan tek bir sokak ve birey bırakılmayana kadar saldırılar sürecektir diyerek ortaya koymaktadırlar. Zaman zaman çözüm süreci bitmedi, ama farklı sürecek diyerek bu savaş konseptinin üstünü örtmek ya da meşrulaştırmak istiyorlar. Zaten ortaya konulanlar da bir çözüm süreci değil, aksine çözüm politikaları olmayacağını ortaya koyan argümanlardır. İşbirlikçi bazı Kürtler ya da korucularla çözüm olmayacağına göre, bunun Kürt halkına karşı bir ezme ve tasfiye harekatı olduğu açıktır. 

Bazı yayın organları da yeni bir süreç nasıl olur ve nasıl başlar gibi hayalci ve gerçeği görmeyen yaklaşımlar göstermektedirler. Aslında bu yaklaşımlar da AKP gerçeğini, devlet gerçeğini görmeyen, şu andaki durumu anlamayan, dolayısıyla toplumu beklenti içine sokan ve aldatan konumdadırlar. Bazıları bunu iyi niyetle, bazıları da Saray Gladyosu ve MİT’in bilinçli yönlendirmesiyle gündeme koymaktadırlar. Bu tutumlarıyla halkı boş bir beklenti içine sokuyorlar. Böylece demokrasi güçlerinin ve Kürt halkının AKP’nin faşist politikalarına karşı yürüttükleri mücadeleyi gevşeten bir rol oynuyorlar. 

Mevcut zihniyetten ve politikadan ne bir müzakere ne de Kürt sorununun çözümü beklenebilir. Şu anda yapılması gereken, bu zihniyeti teşhir etmek ve buna karşı mücadele etmek olmalıdır. Yoksa çözüm için bir görüşme, bir müzakere bu hükümetten beklenmemelidir. 

Kuşkusuz görüşme ile demokratik çözüm tercih edilir; olması istenir. Ama böyle bir şey olmayacaksa, yakın zamanda böyle bir şey görülmüyorsa şu anda AKP Hükümeti esas olarak Kürt halkının Özgürlük Mücadelesini ezmek istiyorsa, yapılması gereken bu saldırılara karşı direnmektir. Kürt halkının çözüm iradesini kırmak isteyen güçlere karşı direnmektir. Kürt halkını ve çözüm iradesini kırmak isteyen güçlere karşı mücadele etmektir. Bu ortamda sanki hala bu güçlerle sorun çözülebileceği beklentisi yaratmak yanlıştır.  

Şu anda en doğru çözüm projesi ve yolunu halk ortaya koymuştur. Şimdiye kadar görüşme ve müzakere yoluyla sorunu çözmek isteyen halk, bunun olmadığını görünce yaratılan kördüğüme bir kılıç vurmuştur. Kürt halkının özyönetim ilanlarını böyle görmek gerekir. Şu anda hayali müzakereler peşinde koşmak ve bu yönlü beklentiler içinde olmak büyük bir yanılgıdır. Dünyanın her yerinde sorunların çözümünü sağlayan güç halkın mücadelesidir. Siyasetin devreye girmesini sağlayan da halkın mücadelesidir. İnsanlık tarihinde halk mücadele etmeden, halk devreye girmeden gerçekleşen hiçbir adım ve çözüm yoktur. Görüşme ve müzakerelerle bir çözüm olmuşsa bunun arkasında da mutlaka halkın eylemi ve gücü vardır. 

Kuşkusuz diyalog, görüşme ve müzakereyle sorunun çözümü olsaydı iyi olurdu. Herkes bunu tercih ederdi. Zaten Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi bunun için yıllarca büyük çaba göstermiştir. Hiçbir halkın ve siyasi gücün sabretmediği kadar sabretmiştir. Ancak hükümet ve devlet adım atmamıştır. 

Bu durum karşısında halk kendi çözümünü gündeme koymuştur. Zaten gerçek ve kalıcı çözüm de böyle gerçekleşir. Yoksa Kürt sorununun çözümünü sağlamak mümkün değildir. Kuşkusuz demokratik siyasetle çözüm çabaları önemlidir. Ancak Türkiye’de hala bu yönlü çözüm zihniyetinden uzak bir durum söz konusudur. Bu açıdan haklın çözüm iradesi ve bu konuda gösterdiği direniş anlamlıdır. Halkın bu çözüm iradesi niye ortaya çıktı diyenler, çözümsüzlüğe razı olanlardır, teslim olanlardır. Halk devreye girmeden, halkın çözüm iradesi ortaya çıkmadan dünyanın neresinde özgürlük ve demokrasi gelişmiştir? Halkın direnişi olmadan demokrasi ve özgürlüğün geldiği herhangi bir yer ve ülke var mıdır? Bu halk demokratik siyasi çözüme şans tanımıştır. Diyalog, görüşme ve müzakereye şans tanımıştır. Bu yolla çözüm olmuyorsa, bu yol ortadan kaldırılıyorsa, savaşla ezeceğim deniliyorsa tabii ki halk da direnerek kendi özgür ve demokratik yaşamını sağlayacaktır. 

Bu halk onlarca yıldır neden mücadele etmektedir? Özgür ve demokratik yaşam için on binlerce şehit verilmedi mi? Bunun karşılığı çözümsüzlüğe boyun eğmek ve sessiz kalmak olabilir mi? Bir halk direniyor ve özgür ve demokratik yaşamını gerçekleştirmek istiyorsa bu sadece alkışlanır. Dünyanın herhangi bir yerinde bir halk mücadele ile kendi özgür ve demokratik yaşamını kuruyorsa bundan daha değerli bir şey olamaz. Herkes halkın çözümsüzlük politikalarına müdahale edip çözümü yaratmasına teşekkür etmelidir.

Şu anda hayali çözümlerle beklenti yaratma yerine, gerçek çözüm etrafında birleşmek ve bu çözümü güçlendirmek ve geliştirmek gerekir. Şu anda çözüm süreci nasıl başlayacak? Çözüm süreci başlar mı, başlamaz mı gibi yaklaşım ve değerlendirmeler saptırmadır. Şu anda iki temel gerçek vardır; birincisi, çözümsüzlük zihniyetiyle, tek millet nakaratıyla halkın iradesini ezmek isteyenler, ikincisi ise, bu çözümsüzlük politikası ve halkı ezme politikalarına karşı direnenlerdir. Şu anda gerçek bu ise, o zaman çözümü dayatan halkın direnişinin güçlenmesine ve başarısına yoğunlaşmak gerekir. Halkın özyönetim ve demokratik özerklik mücadelesi ve çabasına yoğunlaşmak gerekir. Kim özgürlük istiyorsa, kim Kürt sorununun çözümünü istiyorsa şu andaki tutumu böyle olmalıdır. Çözüm de, müzakere de ancak bu mücadelenin gelişmesiyle olur. Kim müzakere istiyorsa, demokratik siyasal yolların açılmasını istiyorsa, Kürt halkının özyönetim mücadelesine destek vermelidir. İşte o zaman eskinin tekrarı olmayan, oyalama olmayan bir mücadele başlayabilir. 

Müzakere derken eskisi gibi bir müzakereyi Kürt halkı kabul etmez. Eski diyalog ve görüşmeyle gerçekleşen Dolmabahçe Mutabakatı yok sayılmıştır. Bu nedenle artık eskinin tekrarı olmaz. Eğer bir müzakere olacaksa derhal çözüm müzakeresi olur. Derhal çözüm hedeflemeyen her görüşme ve diyalog yalandır, aldatmadır. Bu açıdan çözüm için olmayan bir müzakere olmaz. Daha doğrusu ilk önce çözüm iradesi ortaya konur. Kürt sorununun demokratik özerklik temelinde çözüleceği kabul edilirse, o zaman bu özerkliğin, özgür ve demokratik yaşamın nasıl olacağı konusunda müzakere yapılır. Yoksa her diyalog, görüşme aldatmadan öteye başka bir anlam taşımaz. 

Şu anda çözümü halk yaratmıştır. Bu halkın en temel hakkıdır. Bu halka ait bir konuysa bu halk tarafından çözülür. Zaten halk kırk yıldır bu çözüme mücadelesini vermiştir. Şu anda özyönetim hamlesiyle bu çözüm somutlaştırılmakta, netleştirilmekte ve gerçekleştirmektedir.