Türk işgal güçlerinin Cizre’deki kuşatma ve saldırılarında 7 Şubat'ta şehit düşen 23 yaşındaki Rıdvan Ekinci’nin her sohbetinin konusu, en büyük özlemi Kürt halkının birliğiydi.

Denizli Pamukkale Üniversitesi Büro Yönetimi öğrencisi olan Ekinci, Cizre’ye yönelik saldırıların başlaması ile yönünü Cizre'ye çeviren onlarca üniversiteli gençten biriydi. Batmanlı olan Ekinci, geçtiğimiz yıl katıldığı Amara Yürüyüşü yolculuğundan çok etkilenir. Kendisi için bir dönüm noktası olan bu yürüyüş, yurtseverlik çizgisini bir adım daha ileriye taşımasına neden olur. Gençlik çalışmalarında aktif olarak yer almaya başlayan Ekinci, Denizli’de DEM-GENÇ çalışmalarına katılır. 


Kendisinde bir kavga başlattı

Ekinci’yi anlatan arkadaşlarından Rosi Ekin, Ekinci’nin, kendisinde bir kavga başlattığını ve bu kavgada yeri geldiğinde kendini yeri geldiğinde ise çevresini yaktığını söyledi. Ekinci'nin yaşamında başlattığı kavganın hiç bitmediğini ve bu kavganın Cizre direnişi ile buluştuğunu ifade eden Ekin, “Ekinci’nin yüzüne her baktığımda Kürdistan topraklarından kopup gelen, sistemin ele geçirdiği aile ile birlikte içinde yoğun çatışmalar yaşayan bir isyancı görüyordum” dedi. 


Cizre'ye gitmek onun için çıkıştı

Kürdistan kentlerinde başlatılan soykırım saldırıları ile Öcalan'a yönelik derinleştirilen tecridin Ekinci'de bir tahammülsüzlüğe dönüştüğüne dikkat çeken Ekin, buna karşı bir çıkış yolu aradığının altını çizdi. "Bu çıkışı da Cizre’ye giderek oldu" diyen Ekin, "Özyönetim alanlarında görkemli bir direnişte yer alarak ruhunda var olan ızdırabı sonlandırabilirdi. Hakikat uğruna ölmek, Ekinci’nin ruhunu özgürleştirebilirdi, o artık barikatların ardında yeşeren özgür Kürdistan’ın bir değeridir” şeklinde konuştu. 


Duygusalık, fedakarlık ve güven

Bir diğer arkadaşı Ahmet Altun ise Ekinci’nin duygusal yapısı, ve fedakarlığının güvenle birleşince yapamayacağı hiçbir şeyin olmadığını vurguladı. Ekinci’nin her sohbette Kürt halkının birliğini dile getirdiğini kaydeden Altun, "Kürt ulusal mücadelesini her zaman onurlu bulurdu. Asla taviz vermezdi halkından. Uğruna şehit olmayı en kutsal görev olarak görürdü. Sokaklardaki mücadeleyi sahiplenmemizi hep isterdi” dedi.  


 DİHA/DENİZLİ





Emekle yoğruldu direnişle taçlandı


Cizre'de Türk işgaline karşı verilen destansı direnişte yer alarak şehit düşen Selim Turay, 29 yılına sığdırdığı emekle yoğrulan onurlu bir hayatı, iki çocuğuna, hamile eşine ve halkına bıraktı.

Henüz 29 yaşında olan Turay, 9 aylık Amed ve 2.5 yaşındaki Canda'nın babasıydı. Eşi Aynur Turay üçüncü çocuklarına hamileydi. Kürdistanlı tüm aileler gibi Turay Ailesi de devlet zulmünün damga vurduğu bir hikayeye sahip. Gabar Dağı eteklerindeki Bertû köyünde yaşayan Turay Ailesi, 1990'lı yıllarda koruculuk dayatmasına maruz kalır. Koruculuğu kabul etmediği için köyü yakılan Turay Ailesi, Cizre'ye göç eder. 


Tarım işçisi olarak büyüdü

Ailesi ile birlikte yerleştikleri Cizre'de yokluk içinde yaşayan Turay Ailesi, yıllarca Çukurova, Ege ve Karadeniz'de mevsimlik tarım işçiliği yapar. Turay, tarla ve bahçelerde çalışarak aile ekonomisine katkı sunar. Yıllar yılı çalıştıkları mevsimlik işler sırasında önce babasını, ardından annesini yitirir. 

Cizre'nin Nur Mahallesi'nde yıllarca verdikleri emek mücadelesi sonucunda küçük de olsa bir ev sahibi olan Turay ve 2 ağabeyi eşleri ile birlikte aynı evi paylaşır. Yıllar süren göçebe çalışma serüvenine Cizre'den bir daha ayrılmamak için son veren Turay, ağabeyleriyle birlikte inşaatlarda çalışmaya başlar.


İnşaatçı, mahallenin meclis üyesi

İnşaatlarda çalışmasının yanı sıra iyi bir futbolcu da olan Turay, çevresinde işini seven ve ciddiyetle yapan bir insan olarak tanınır. Nur Mahallesi'nin güler yüzlü ve şakacı sakini olan Turay, yardımseverliğiyle ön plana çıkar. İnşaatlardaki ağır çalışma koşulları arasında mahallesinin sorunlarından da geri durmayan Turay, mahalle meclisinin çalışmalarına katılarak, Cizre halkının mücadelesinin bir parçası olur.


Onunla sadece kardeş değildik

Turay'ı anlatan ağabeyi Mehmet Turay, "Kardeşim mükemmel bir insandı" diye başlıyor. Aralarında fazla yaş farkı olmadığını söyleyen Turay, "Onunla kardeş değil de birer arkadaş gibiydik. Her zaman birlikte takılırdık, birlikte dolaşırdık ve işe giderdik. Kardeşimle bu yaşımıza geldik, evliyiz ve aynı evde oturuyoruz ama çözemeyeceğimiz bir sorunumuz olmadı. Kardeşim çok iyi, cana yakın bir insandı" diyerek özlemini dile getiriyor. 


Çocukları al, ben devam ediyorum

Turay, şunları belirtti: "Türk saldırıları başladı ama Cizre'yi terk etmek istemiyorduk. 25 gün kaldık. Saldırılar artınca Selim bize, 'Siz çocukları ve eşimi alın güvenli bir yere geçin. Ben burada direnmeye devam edeceğim. Gelirsem artık görüşürüz. Gelemezsem de eşim ve çocuklarım size emanet. Onlara iyi bakın' dedi." 


Cenazeye haftalar sonra ulaşabildik

Kardeşinin direnişin 40. gününde şehit düştüğünü kaydeden ağabey İbrahim Turay da, kardeşinin cenazesine uzun süre ulaşmaya çalıştıklarını söyledi. Saldırılardan dolayı vahşet bodrumunda katledilenlerle birlikte sokak ortasında bulunan cenazesine haftalar sonra ulaşabildiklerini belirten ağabey Turay, cenazeyi de sıkıyönetim uygulamaları altında defnettiğini kaydetti.