
27 dakikalık kısa metrajlı 'Ben Hasta Değilim Anne' filmi Êlîh'te yaşayan Serhat adlı homoseksüel bir gencin hayatını ve yaşadığı sorunları anlatıyor. Ailesiyle beraber yaşayan Serhat'ın Êlîh'i terketmesiyle sonuçlanan filmin başlangıcında yöre insanının eşcinsellik üzerindeki düşüncesi irdeleniyor.
Oğlunuz ya da kardeşiniz homoseksüel olsaydı ne yapardınız? sorusu karşısında yaşlı bir kadın "Dermansız bir derttir allah kimsenin başına getirmesin" ile bir adam ise kardeşinin öyle bir eğilimi olması halinde "Tavuk gibi başını keserdim" sözleri dikkat çekiyor.
Hüzünlü bir yolculuk
Yönetmenliğini Mizgîn Müjde Arslan' ın yaptığı 'Ez Firiyam Tu Ma Li Cîh' filmi ise ömrü boyunca babasını görmeyen bir kızın onu aramak için çıktığı hüzünlü yolculuğu anlatıyor. Filmin kahramanı aynı zamanda yönetmeni Müjde Mizgîn Arslan. Henüz 6 aylıkken babası Kürt Özgürlük Mücadelesi'ne katılır. Arslan yaşamı boyunca babasını sadece fotoğraflarda görür. Dağdayken bir teyp kasetine kaydedilen sesini dinler. Babasının mücadele ettiği yerleri görmek ve ona ait izler bulmak için yolla düşen bir genç kadının duygularının ve özlemlerinin anlatıldığı film, oldukça dokunaklı sahneler içeriyor.
Film gösterimi boyunca birçok insan gözyaşını tutamazken salonda bulunan filmin yönetmeni Müjde Mızgîn Arslan ve annesi Şükriye Arslan dakikalarca alkışlandı.
Birileri de annesini, kardeşlerini arıyordu
Film bitiminden sonra sinemasevenlerin sorularını yanıtlayan Arslan, babasından izler ararken yaşayan annesini bulduğunu belirterek, filmin hikayesini anlattı: "Bir seminer için 2008'de gittiğim Ermenistan'da tesadüfen babamı tanıyan bir kadınla tanıştım. 'O benim de babamdı' dediği zaman bir duygu kırılması yaşadım. Bana babalık yapmayan bir insan nasıl olur da başkalarına babalık yapmıştı. Bu duygu aynı zamanda bende bir filmin oluşmasına sebep oldu. Ben 6 aylıken, babam özgürlük idealleri uğruna dağın yolunu tutmuştu. Devletin baskılarına dayanamayan annem de beni babaanneme bırakmış, erkek kardeşimi yanına alarak 1983'te Suriye'ye gitmek zorunda kalmış. 18 sene boyunca ne annemi ne kardeşimi görebildim. Babaannemi hep anne bildim. Acı gerçekle yıllar sonra karşılaştım. Babamın yaşadığı Maxmur kampına gittim. Bu yolculuk aynı zamanda kendimle yüzleşme ve kendimle barışma içinde bir vesileydi. Otuz yıllık acıları insani bir boyutla göstermek istedim. Sonuçta böyle bir hikaye ortaya çıktı. Bu aynı zamanda Kürt halkınında acılı bir hikayesidir. Çünkü o coğrafyada ben babamı ararken başka birileri de annesini, babasını, kardeşlerini arıyordu."
M. ZAHİT EKİNCİ/HAMBURG