Türk medyasının "Güneydoğu zenginleşti" başlıklarıyla sayfalarına taşıdığı haber, Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) "Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması"ndan yapılan değerlendirmeye göre ele alınıyor.
Baz alınan araştırmaya göre Kürt illerinde yoksulluk azaldığı gibi, Batı bölgelerinde ise artışa uğradığı kaydedildi. TÜİK'in araştırma çizelgesinde, bu durum, "Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde 2010 yılı itibariyle yıllık bazda 2,2 puan azaldı ve yüzde 11,5 olarak belirlendi" vurgusuyla önplana çıkıyor.
Peki, Kürt illerinde gerçekten yoksulluk azaldı mı? Söz konusu verilerle birlikte, Kürt illerinde yoksulluğun azalması ve Batı bölgelerinde artması, ne anlam taşıyor? Ekonomi profesörü İzzettin Önder'le konuştuk...
Prof. Dr. İzzettin Önder, yukarıda değindiğimiz araştırmaya ve buradan yola çıkılarak yapılan haberlere güven duyulmaması gerektiğine dikkat çekiyor.

'Göçün arttığını anlıyoruz'

"Zor bir mesele olan yoksulluk, hemen tüm yaklaşımlarda ana dokuya inilmeden, istatistiksel verilerle ele alınıyor. Yanlış ve hatta yalanlarla donatılarak halkın gözü boyanıyor" tespitinde bulunan Prof. Dr. İzzettin Önder, istatiksel bilgileri anımsattı: "Sözünü ettiğimiz araştırmada, Kürt coğrafyasında yoksulluk oranı 2009 yılından 2010 yılına geçerken, yüzde 13,7'den yüzde 11,5'e gerilemiş olarak verilmektedir. Buna karşın, örneğin, Akdeniz Bölgesi'nde ise aynı yıllarda oranlar şöyle; yüzde 11,8'den yüzde 12,6'ya yükselmiş. Diğer bölgelerde de benzer görüntüler var."
Bu rakamlardan yola çıkılarak, "Akdeniz Bölgesi yoksullaşmış, Güneydoğu Bölgesi kalkınıyor' anlayışının hakim kılınmaya çalışıldığını, oysa bunun gerçeği yansıtmadığını söylüyor, Prof. Dr. Önder ve şöyle diyor: "Görece ekonomik faaliyet alanları geniş olan varsıl bölgelerde yoksulluğun arttığı gibi verilen istatistik değerler, o bölgelere yoksul bölgelerden göçü gösterir. Örneğin, Antalya'ya çok sayıda vatandaşın Kürt illerinden geldiği bilinmektedir. Aynı şekilde İzmir de önemli göç almıştır. Bu durum, tersinden okunduğunda, göç veren bölgelerde işsizliğin ve yoksulluğun yaygınlaştığını gösterir."

'Sosyal yardımlar AKP çevrelerine özeldir'

Prof. Dr. Önder, AKP'nin 'geçici desteklerinden' ise halkın genelinin veya yoksul olanların değil, kendisine bağlı olan çevrelerin, cemaat üyelerinin faydalandığını, şöyle ifade ediyor: "Devlet, yöre halkı PKK'ye destek vermesin diye, başta korucular olmak üzere, halka sosyal yardım adı altında aktarma yapmaktadır. Bu miktar bütçe açısından mühim değildir ama yoksul halkın düşük gelirini yükseltmede önemlidir. Ancak bu tür destekler kalıcı değildir, geçicidir. Geçici olduğu gibi, yani ileri vade de olumlu sonuçlara yol açmayacak durumda olduğu gibi; halkları köleleştirir. Çünkü bu tür sosyal destekler 'vatandaşlık' ölçütüne göre değil, 'bağlılık' ya da 'cemaat' ölçütüne göre yapılmaktadır. "
Ayrıca devletin Kürt illerini teşvik kapsamına aldığını ancak bu projede etkili kamu yatırımları yoluyla değil, özel kesim eliyle bölgeye yatırım yapılmasını öngördüğüne vurgu yapan Prof. Dr. Önder, bunun da Kürt toplumuna katkı değil zarar getirdiğine dikkat çekti.
Önder: "Özel kesim yatırımları bölgeyi sömürü aracı olarak kullanır, ucuz emek ve denetimsiz çevre koşullarından yararlanarak elde ettiği karı Batı bölgelerine aktarır. 'Bölgesel Kalkınma Ajansları'nın işlevi tam da budur. Dünya Bankası projesi olan ve Türkiye'de de uygulamaya koyulmuş olan bu projeye göre, bölgeler yatırım çekebilmek için birbirleri ile rekabete gireceklerdir. Açıktır ki bu rekabet bölgeye gelecek sermayeye ne kadar fazla sömürü payı sağlanacağı hesabı üzerinden olacaktır. "

'Batı sermayesinin gelişmesi düşünülüyor'

'Kürt illerine yapılacak bir sosyal desteğin kaynağının görece varsıl (zengin) Batı bölgelerinden aktarım anlamına geldiğini' anlatan Prof. Dr. İzzettin Önder, bu nedenle her bir ünite aktarımının, Batı sermayesine katkı olarak dönüşmesinin kaçınılmaz olduğunu söylüyor. "O bölgelerin biraz da olsa düzlüğe çıkarılma çabaları, Batı'nın uygun yeni yatırım ortamı oluşturma ya da pazar açma çabalarının insani ya da sosyal devlet işlevi olarak görüntü kazanması görüntüsüdür" diyen ekonomi profesörü Önder'in, son sözleri şöyle: "Yoksa, küresel sömürünün had safhaya çıktığı, Türkiye'nin de gücü ortada iken, Güneydoğu'ya gerçek anlamda el uzatmak hiç gerçekçi görülmemektedir. Hele de meseleye sistemik olarak bakmak; yoksulluğun sistemsel temeline inerek orada halletmek kapitalizm içinde olası olmadığı gibi, sisteme dokunmak da, günümüz koşullarında ve tabanını dışta emperyalistlere içte ise cemaatlere dayamış bir siyasi yapının hiç harcı değildir."

ALİ BARIŞ KURT/İSTANBUL