Kürt kadınının toplumsal konumundaki gözle görülür değişim ve gelişimi, son süreçlerde oldukça gündemde. Önümüzdeki 2014 yerel seçimlerinde BDP’nin göstereceği kadın belediye başkan adayı sayısından tutun da, Çermik’de ortaöğretim okullarındaki kız çocuklarının sayısının erkeklerinkinden daha fazla olmasına kadar Kürt kadınının yeni durumu tartışılıyor. Karşı hamle planları da yapılıyor tabii.

Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin başından itibaren mücadelenin yürütüldüğü bütün alanlarda Kürt kadınları, ataerkil bakış açıları ve kalıpları kıra kıra yürüdü. Hem de büyük bir iddia ve ısrarla kadınlar için en "yapamaz” denilenleri yaptı. Kürt kadını, kendi şahsında kadınlar için bütün "olmaz, yapamaz, edemez” denilenlerin hepsini yaşam ve mücadele pratiğinde boşa çıkardı. Kadın için belirlenen kaderi tersine çevirdi.
Kürt kadını, şimdi gıpta ile bakılan bir yerde duruyor. Herkes iktidarın penceresinden bakarak, Kürt kadınının edindiği siyasi konumlara gıpta ile bakıyor. Mesela BDP’ye, PYD’ye, PÇDK’ye, KNK’ye, KCK’ye, KONGRA GEL’e vb Kürdistan’ın dört parçasındaki siyasi parti ve kurumlaşmalarında eşbaşkan olma konumu, belediyelerde başkan olma, mecliste milletvekili olma gibi konumlar, birçok kadında imrenmeye yol açıyor. En çekici görünen ve mevzubahis yapılan yanı, yüksek siyasette yakaladığı yöneticilik konumu oluyor.
Kürt kadınının bu katılımcı ve mücadeleci duruşu ve yakaladığı konum, özellikle de Türkiye siyaseti içerisinde kadının konumunu direk etkilemektedir. Hem iktidar hem de muhalefet partilerinin kadın politikalarında değişikliğe teşvik ediyor. Kadının siyasete daha fazla ve daha önlerde girmesine ön ayak oluyor. Bu anlamıyla Kürt kadını tam bir değiştirici, dönüştürücü rol oynuyor.
Kadının siyasi partilerdeki, parlamentodaki, belediyelerdeki, meclislerdeki sayısını artırmak, erkeğin yakaladığı bütün konumlarda yer almasını sağlamak, özgür bir yaşam için elbette her şey olmasa da önemli bir mesafe. Kürt kadını bu mesafeyi hızla kat ediyor. Kendisiyle beraber diğer kadınların önünün açılmasını da sağlıyor. Sürüklüyor, imrendiriyor, teşvik ediyor, hayran bıraktırıyor, aslında doğal bir öncülük yapıyor.
Ancak Kürt kadınının sadece bu yanıyla yansıması, iştah kabarttığı kadar eksik bir yansıma olarak da kalmakta ve etrafında birçok hesabın yapılmasına da yol açmaktadır. Karşısında gelişebilecek hamlelere de hazırlıklı olmalıdır. Türban gündemi, dekolte gündemi, Çermik gündemi bunlardan birkaçı. Ayrıca İstanbul Küçükçekmece İlçe Meclis Üyesi Nazliye Sincar’ın 1 Eylül Dünya Barış Günü’ndeki trajik sonunu da asla akıldan çıkarmamak gerekir.  
Kürt kadınının yakaladığı bu düzey, sadece nicel bir katılım düzeyi değildir. Oldukça nitel bir düzeydir. Kadın özgürlüğü yolunda önemli bir entelektüel birikim ve pratik tecrübeye dayalı olarak gelişmektedir. Büyük bir tarihi mirasın sahibidir. Giderek derinleşen tarih bilinci ve kendi bilimini geliştirme arayışları, onu giderek derinleştirmektedir. İşin özü de budur zaten.
Bir yerde kadın gelişiminden bahsedilecekse, esasen zihniyet alanında sağladığı değişim ve gelişimden bakmak gerekir. Yoksa sadece yüksek siyaset konumlarında hangi oranlarda yer aldığına bakarak gelişim düzeyini ölçmek büyük yanılgılara yol açar. Erkek iktidarına ortak yapar.
Ataerkil uygarlığın kendine yabancılaştırdığı kadının büyük zihniyet dönüşümleri yaşamadan yüksek siyasete girmesi, sadece ataerkil sisteme eklemlenmiş bir kadın siyasetini ortaya çıkarır. İktidar ve ana muhalefet partilerinde yer alan kadın siyasetçilerinin duruşu tam da böyle bir eklemlenme duruşudur. Erkeğin iktidarını pekiştiren, tamamlayan, eksik bir yanını tamamlayan durumdadır.
Çünkü erkekle aynı konumlara sahip olmak, erkekle aynı hukuki eşitliklere sahip olmak, kadını özgürleştirmeye yetmiyor. Tam tersine kadını erkeğe benzeştirme tehlikesini barındırıyor. Kürt kadınının en büyük farkı da işte buradadır. Sadece konum elde etme üzerinden erkekle hak hukuk yarışına girmiyor. Ataerkil uygarlığın benliğinden çaldığı gerçek kendisini arıyor. Aslında kaybettiği benliğini, kimliğini, kültürünü, kadınlığını arıyor. Bunları yeniden oluşturmanın mücadelesini yürütüyor. Kendini yeniden oluşturmanın mücadelesini yürütüyor.
Kendini yeniden oluşturdukça, ataerkil uygarlıktan kopmaya ve tarihin derinliklerindeki kendisiyle buluşmaya başlıyor.
Tarihten süzülüp gelen böyle bir kadınlıkla toplumsal geleceğe yürümek, herkeste büyük bir umutlanmaya yol açıyor.